hayat ile ilgili şiirler ünlü şairlerden

şiirin gücü ve güzelliği. Bu makaleyi size şiirle ilgili alıntıları göstermeye adadık. Şimdiye kadarki en iyi okuman olurdu. Bilki seçici olmamak, geçici olmaya mahkum kalmaktır aslında. Cengiz Aytmatov: Gün gelir ve anlar ki insan; yaşadığı herşey bir yalandır. Geriye vazgeçemediği bir aşk ve kabullenemediği bir yalnızık kalır.. Can DÜNDAR: Bir insanı unutmak,bir insandan vazgeçmek,bir insanı hayatından sonsuza kadar. Hayat ile ilgili şiirler, ünlü şairlerden hayat şiirleri sayfamızda, amatör ve herkes tarafından bilinen şairlerin hayatla ilgili şiirlerini Cuma, Temmuz 15 2022 Kenar Bölmesi ŞairlerinHayatları. Mehmet Akif Ersoy ( 1873)- (27.12.1936) İstiklal Marşı Şairi. 1873 yılında İstanbul'da doğdu. Bir medrese hocası olan babası doğumuna ebced hesabıyla tarih düşerek ona "Rağıyf" adını vermiş, ancak bu yapay kelime anlaşılmadığı için çevresi onu "Âkif" diye çağırmıştır. Babası Arnavutluk'un Atatürk Sevgisi İle İlgili Akrostiş Şiir. Bir Türküdür Mustafa Kemal; Suskun ağızlarda söyleşir, durur. Çaltıburnu’nda gözetir denizi. Köroğlu’nda bağdaş kurup oturur. Bir İnançtır Mustafa Kemal; Yurdun dört yönünde, bir çağdır yaşayan. Site De Rencontre 100 Gratuit En France. Bir gece, Gecede bir uyku.. Uykunun içinde ben.. Uyuyorum, Uykudayım, Yanımda içinde bir rüya, Rüyamda bir gece, Gecede ben.. Bir yere gidiyorum, Delice.. Aklımda seni seviyorum, Gizlice.. El-pençe duruyorum, Yüzüne bakıyorum, Söylemeden, Tek yitiriyorum Çok karanlık bir anda.. Birden uyanıyorum, Bakıyorum aydınlık; Uyuyorsun yanımda. Güzelce.. Özdemir Asaf Bu nasıl sevgi böyle? Bu nasıl tutku? Bu nasıl özlem? Ne zaman gözlerini görsem Bir çoğalıyorum, bir eksiliyorumMutluyum varsın diye Al uzattım ellerimi Seni sarsın diye Ceylanım! Belki bir gün duyarsın diye Çıkmışım bir dağ başına sana türkü söylüyorumNe güzel ellerin var incecik Ne güzel saçların var sapsarı Anlasana o yalansız gözleri O kirpikleri, o dudakları Düşündükçe baştanbaşa özlem kesiliyorumAl desem, sana ömrümü versem Korkarsın, alamazsın ki Dur desem, kaçarsın yine ceylanım Gül desem, ağlarsın Gel desem, gelmeyeceksin, biliyorumBu engeller bana göre değil oysa Ben bu dağları aşarım Geçerim bu denizleri, korkma İşte düştüm yollara Dur, bekle beni, geliyorumSevmek inancım, tutkum benim en eski Dağıtsam dünyalara yeterdi bu sevgi Düşünsene, anlasana ceylanım Sen yoksan ne farkeder ki Ha öyle ölmüşüm, ha böyle ölüyorum Ümit Yaşar Oğuzcan Hayat ile ilgili şiirler, ünlü şairlerden hayat şiirleri sayfamızda, amatör ve herkes tarafından bilinen şairlerin hayatla ilgili şiirlerini DünyaBoşa üzülmüş, boşa gülmüşüm Hepsi hayalmiş, rüya görmüşüm Boş yere sana değer vermişim Yalan dünya; boşa aldattın beniAldandım sözüne, düştüm peşine Malına, mülküne, güzelliğine… Uysaydım keşke hakkın sözüne Yalan dünya; boşa aldattın beniNe ana kaldı, ne baba; nerede evlat? Her şeyi aldın, ettin mi rahat? Görmedim gerçeği bende kabahat Yalan dünya; boşa aldattın beniVerdiğin bu muydu, bu nasıl yatak? Doldurdun gözümü taş ile toprak İster ağla, ister gül halime bir bak Yalan dünya; boşa aldattın beniYakup KirazHayat Sınar İnsanı Kimi ZamanHayat sınar insanı zaman zaman Büyüdükçe, gün geçtikçe; Acıları arttırır hayat Gün geçtikçe zorlaşır. Tanımadığın insanları; Tanıtır sana. Gün geçtikçe gözünü açar hayat. Seni de onlardan yapar. Sonra o gün gelir Onların sonunu yaşarsın sen de. İşte insanlar işte DemirÖmür DediğinDebelenip dursun akıl niçin de, Bir varmış bir yokmuş ömür dediğin. Gönül sanki zindan, zindan içinde, Bağrımdaki okmuş ömür seyre dal bir ırmağın başında, Çölün ortasında, dağın başında, Bir gurbet ki gözlerinin yaşında, Ne yaman firakmış ömür adım menziline yürüyen, Gece-gündüz damla, damla eriyen, Bahtımın yeline düşüp titreyen, Bir sarı yaprakmış ömür dediğin.La rahate’.. bitmez dertler, çileler.. Şeytanda tuzaklar, ben de hileler, Yüzümde gül olup açsın haleler, Ahiri toprakmış ömür YükselHayat MayatHayat, mayat diyorlar Benim gözüm mayat’ta Hayatın eksiği var Hayat eksik hayatta,Takınsam, Kanat, manat Kuş muş olsam seğirtsem Bomboş vatana inat Manata doğru gitsemNecip Fazıl KISAKÜREKHayat Ben Sana Ne Ettim?Bembeyaz sayfa açmıştım sana Kısa sürede kirlendi baksana Umutlar hiç edildikçe gönülde Acıda çöküyor durmadan içimeNe yapsam olanı olduramadık Doğruyu doğru olanı bulamadık Mutluluğa yolu döndüremedik Aşk şerbeti sanıp zehire daldıkBir fırtına hiç mi hiç gitmiyor Huzuru salıp beni kandırıyor Bunu bana neden niye yapıyor Ben ne ettim hayat hayat sanaNİHAL 15. 01. 2011Umut Değil mi ki, Hayatta Tutan?Seni unutmamın mı, yok bir şansı Ben istesem de gönül istemiyor Tatmış aşkını, sevdanı bir kere Ben istesem de gönül istemiyorYine çizmem çizgi yarınlarıma Zaman ne getirecek, bilemem ki Uzakta da olsan yıldızlar kadar Zaman ne getirecek, bilemem kiUmut değil mi ki, hayatta tutan? Anlamsız dünyanın kahrına inat Sevdim, seveceğim her an ki gibi Anlamsız dünyanın kahrına inatDaha güzel ne olabilirdi ki? Açmışsa bir gül gönül bahçemde Batarsa batsın dikeni bahtıma Açmışsa bir gül gönül bahçemdeBerlin, ÖzgenSavrulup Dururken HayatKekremsi bir hayat dilimindeyiz Bakır tadında geçiyor günler Tutmuş yolları bir sürü harami Geleni geçeni sığaya çekmekteŞüphesiz onlar ölüm getiricilerdir Ve sevincin düşmanı olarak bilinirler Yoktur gözlerinde sevgilerin ışıltısı Aşk yoktur, duman bürümüştür büsbütünOnlar yalnızca ölümü bağışlayabilir Yalnız kederi, kahrı ve zulümleri Ve tarih onlarla bizim kavgamızın Sürüp duran hadisatından yazılmışsa bize ve onlara dair Işıklı sularındadır bilincimizin Hükmünü yerine getirse de acılar Biz yine neşeli türküler söylemekteyizSavurulup duran bir zaman diliminde Sarsarak ve sarsılarak geçiyor günler Ama kalbimiz çatlayacak kadar duyarlı Hayatı savunabilecek kadar TelliHayatım Sonsuz Bitmez Mi Sandın?Kul hakkı yenmez, bunu bilmedin. Harammış, helalmiş hiç düşünmedin. El açıp Mevlâ’ya şükür etmedin, “Hayatım sonsuz” bitmez mi sandın?Kul hakkını yedin ne ahlar aldın, Bu haram, bu helâl demedin çaldın. Ölümü unutup sefaya daldın, “Hayatım sonsuz” bitmez mi sandın?Ömrünün yarısı boş yere geçti, Kaç ahbabın ölüm şerbeti içti. Hak yolu bilenler doğruyu seçti, “Hayatım sonsuz” bitmez mi sandın?Geçip gitti artık bahar ile güzün, Sararıp soluyor o gülen yüzün. Dolacak toprakla her iki gözün, “Hayatım sonsuz” bitmez mi sandın?Sonunda geldi ömrünün sonu, Kabirde Rabbindir, sorulan soru. Birdir bilemedin Mevlâ’nın yolu, “Hayatım sonsuz” bitmez mi sandın?Sami ASLAN İstanbul, Mevsim Gibi, adlı şiir kitabındanHayat YorgunuGüneşim ayım canım sevgilim, Karakaşlı ela gözlü sevgilim Günahım neydi attın gurbete Hiç mi sevmedin ettin viraneGurbet elde kurda kuşa yem ettin Birazcık sevseydik gitme kal derdin Gecelerim gündüz oldu gurbette Bak ne hale geldim ettin viraneHasretlik çekecek ömür mü kaldı Sonbaharında Engin yandı Gülüp oynamak da sana kaldı Gülesin diye Engin’in yandıElveda demeden son bir bakayım Alev ile Merve’yi senden sorayım Güzeldi seninle bu hayatta Görüşürüz belki öbür dünyadaGüneşi ayı bana karartma Ben gidince karaları bağlama Evlatların yüreğini dağlama Gönderirsin bir Fatiha mezaraHüseyin İlgenKendi Hayatında EsaretHangi savaşta bilinmez esareti, gözlerinin, Sakat kalbinin yaralarını gizler, yere düşerken. Yaşadığın anlar, o şehirlerin lanetinde sanki, İntikam alır her dakika, saat seni bombası düşmüş dünyanda, Parçalanmış bir misyonun eseri gibi halin. Düşmanını vurduğun silah izlerinde, Denize akıttığın mavimsi yüksek zafer ümidiyle çıktığın yol, birinin yüreğinde, esir olmak kadar acı. Şimdilerde toprakta olsa da sana uzanan kol, Büyülü bir rüya geçici, gözlerinde davanın askerlerine yakışır şahadet, Yaşatmak olmasa da, korumak temiz bir siluet. Barışa eller kilitliyse, düşlerinde neden halen tutuklu, Yer ve gökte dolaşmış eski püskü bu savaş, bu YılmazHayat PazarıBen bu hayat pazarında Satılacak adam mıydım? Eskimiş bir mendil gibi Atılacak adam mıydım?Ne anladım ben aşkından Can mı verdin sen canından Be Allahsız ben sırtından Vurulacak adam mıydım?Olana bak şu olana Nasıl kandım ben bu yalana Senin gibi bir yılana Sarılacak adam mıydım?Aramadım haklı haksız Sevdim seni hep hesapsız Be vicdansız be kitapsız Ben yanacak adam mıydım?Sorma nasıl gönlüm yanar Sorma nasıl içim kanar Ben bu aşka duvar duvar Yıkılacak adam mıydım?Bilmem gönlün günah der mi? Aşka gelip eyvah der mi? Ben kalbine kör bir mermi Sıkılacak adam mıydım?Bal bulurken zehirinde Gül bulurken dikeninde Ben pişmanlık denizinde Boğulacak adam mıydım?Taşıyorken nehir gibi Yaşıyorken demir gibi Ateşlerde kömür gibi Yakılacak adam mıydım?Ahmet Selçuk İlkanEy HayatEy hayat, Hiç inkar etmedim. Nankörlük etmek istemem. Kana, kana içtim suyunu, Doyasıya yedim ekmeğini . Bahçelerinden güller derledim. Hesabını da verdim Her santimetre sen, Sen ey hayat! Bir verirken, hep beş almadın mı?Bana dünyayı küstürdüğün zaman, Renkler solar, kokular silinirdi. Çakır ayazda Akrebin zehri olurdu her şey…. Derin iç çekişler ve keşkeler Esir alırdı uykularımı. Tebeşir kokan ellerim, Lal olurdu alın de ben küserdim dünyaya. Yalnızlığın canhıraş çığlıkları Zamanın dipsiz kuyusunda yankılanırdı. Yalınayak isyanları, Çıplak direnişleri düşünürdüm Bir münzevinin hiçliğinde…Akşamın mor gölgesi var Sunak taşında. Tanrıçalar çetelesini tutsa da İtirazın manifestosunu yazdım. Var mı öyle boyun uzatıp Sırayı beklemek? O kadar kolay olmayacak. Oysa insanlık, İsyanlarla tarih yazdı… Ben de isyanlardayım, işte…Fesih ÇelikHayata Dair HerşeySen hayatıma giren bir mabet gül bakışlı yar Anladığını bilmediğim hissini duymadığın duygu misali Gibi geliyor ilkinler lakin içine çekin bir duygu İçinde hapsedensin bu bedenimin en ince ayrıntısına kadarBen bu ayrıntılar içerisinde kalmış bir yar Tutkun olmuşum bağlanmışım bir haberdar olmadan Kimin ne dediğinin ne önemi var hayat işte Yaşıyor ve anı yaşama çabası içerisindeyizHayata dair bir şeyler düşünmek istemiyorum Hayat nereye götürürse ordayım ben seninle Akışına bırakmışız günün ardı sıra Gün neler getirir belli değil günün sonundaSevmek işte böyle bir şey olmalı Ne geçmişten bir düşünce Nede geleceğe dair neyin ne olacağını bilmek Sadece her an aynı hazzı ve duyguyu yaşama cabasıKenan ÇORLUHayatın RenkleriMavi bir hayaldin benim gözlerimde Ulaşamadığım bir sonsuzluk Sessiz bir çığlıktın içimde Haykıramadığım bu yoklukPembe düşlerde yaşıyordum seninle Ulaşamadığım hayaller kuruyordum içimde Sadece sen vardın hayallerimde Beyaz bir umuttun gözlerimdeMor menekşelerle geldim kapına Rengarenk çiçekler saçtım etrafına Aşk kokuyordu bugün havada Sen hayır dedin ya kıydın bu canaSiyah bir perde gibi çöktü gözüme Karardı yüreğim tek bir sözünle İsyan bayrağını çektim gönlüme Her şey bitti o an gönlümdeSemra SarıÖmürlerBir sabah uyandım sürurlu gönlüm, Bozulmuş bağ gibi Hazan’a döndüm, Artık son gidişe pek yakındı ömrüm, Ah ile vah ile bitip giden penceremden seyreyledim sokağı, Gezenleri görüyorum bir aşağı bir yukarı, İnsanoğlu yükler artık ömür sonu katar’ı, Bir bakmışsın tükenivermiş kızın bakar da ağlar ardından, Can muzdarip biten ömür derdinden, Göç başlıyor fani dünya yurdundan, Hesap verecek bu yaşamdan komşu hısımlar toplanırlar başına, Dua ederler mevtanın zor soru sual işine, Ruhuna el Fatiha yazılır mezarının taşına, Birileri giderken bir başkası gelen yıl ömür sürdün azık hazır mı? Sen yazmadın alnındaki kader yazını, Ölüm keser o görkemli yaşam hızını, Oysa daha neler arzu ederdi ozan İsmail niye hüznü yaşarsın? Her olur olmaza sinirlenir kızarsın, Belki burada çok kuralları bozarsın, Orda torpil yok yüksektendir DetseliAcı HayatYoksulluğu anladık da Sevmek neden kıt kanaat? Yoksa yürekler mi yoksul, Kimler biçmiş aşka fiyat?Acı hayat, acı hayat Yakamızı bırak rahat! Bir çift mum olup yanalım Eriyelim saat saat…Aşktan taviz verme sakın! Sakın sevme, kıt kanaat! Söyle bana aşk olmazsa Nasıl geçer acı hayat?Acı hayat, acı hayat Aşksız hayat zor zenaat!Acı hayat, nankör hayat Yakamızı bırak rahat! Bir çift mum olum yanalım Eriyelim saat saat…Acı hayat, acı hayat Kanunundur zulüm, hayat… Amansız bir hastalıksın, İlacındır ölüm hayat. İstanbul, İzmir, Bursa, Diyarbakır… Ülkemizin birbirinden güzel şehirlerine dair yazılmış şiirlerden alıntıları, İtalyan fotoğraf sanatçısı Fulvio Roiter’in fotoğrafları eşliğinde sunuyoruz. Fulvio Roiter, Bruges, 1959 1. Şehir, Konstantinos Kavafis Çeviri Cevat Çapan Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim, dedin Bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet. Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya; Bir ceset gibi gömülü kalbim. Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede? Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam, kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün, boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede. Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın. Bu şehir arkandan gelecektir. Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın, aynı mahallede kocayacaksın; aynı evlerde kır düşecek saçlarına. Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda. Başka bir şey umma Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte, öyle tükettin demektir bütün yeryüzünü de. Fulvio Roiter, İtalya, 1920 2. Kaybolan Şehir, Yahya Kemal Beyatlı Vaktiyle öz vatanda bizimken, bugün niçin Üsküp bizim değil? Bunu duydum, için için. Kalbimde bir hayâli kalıp kaybolan şehir! Ayrılmanın bıraktığı hicran derindedir! Çok sürse ayrılık, aradan geçse çok sene, Biz sende olmasak bile, sen bizdesin gene. Fulvio Roiter, Bursa Cem Sultan Türbesi, 1968 3. Bursa’da Zaman, Ahmet Hamdi Tanpınar Bursa’da bir eski cami avlusu, Küçük şadırvanda şakırdayan su; Orhan zamanından kalma bir duvar… Onunla bir yaşta ihtiyar çınar Eliyor dört yana sakin bir günü. Bir rüyadan arta kalmanın hüznü İçinde gülüyor bana derinden. Yüzlerce çeşmenin serinliğinden Ovanın yeşili göğün mavisi Ve mimarîlerin en ilâhisi. Bir zafer müjdesi burda her isim Sanki tek bir anda gün, saat, mevsim Yaşıyor sihrini geçmiş zamanın Hâlâ bu taşlarda gülen rüyanın. Güvercin bakışlı sessizlik bile Çınlıyor bir sonsuz devam vehmiyle. Gümüşlü bir fecrin zafer aynası, Muradiye, sabrın acı meyvası, Ömrünün timsali beyaz Nilüfer, Türbeler, camiler, eski bahçeler, Şanlı hikâyesi binlerce erin Sesi nabzım olmuş hengâmelerin Nakleder yâdını gelen geçene. Bu hayâle uyur Bursa her gece, Her şafak onunla uyanır, güler Gümüş aydınlıkta serviler, güller Serin hülyasıyla çeşmelerinin. Başındayım sanki bir mucizenin, Su sesi ve kanat şakırtılarından Billûr bir âvize Bursa’da zaman. Yeşil türbesini gezdik dün akşam, Duyduk bir musikî gibi zamandan Çinilere sinmiş Kur’an sesini. Fetih günlerinin saf neşesini Aydınlanmış buldum tebessümünle. İsterdim bu eski yerde seninle Başbaşa uyumak son uykumuzu, Bu hayâl içinde… Ve ufkumuzu Çepçevre kaplasın bu ziya, bu renk, Havayı dolduran uhrevî âhenk.. Bir ilâh uykusu olur elbette Ölüm bu tılsımlı ebediyette, Belki de rüyâsı bu cetlerin, Beyaz bahçesinde su seslerinin. Fulvio Roiter, Türkiye, 1968 4. Memleketimi Seviyorum, Nazım Hikmet Memleketimi seviyorum Çınarlarında kolan vurdum, hapishanelerinde yattım. Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı memleketimin şarkıları ve tütünü gibi. Memleketim Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya, kurşun kubbeler ve fabrika bacaları benim o kendi kendinden bile gizleyerek sarkık bıyıkları altından gülen halkımın eseridir. Memleketim. Memleketim ne kadar geniş dolaşmakla bitmez, tükenmez gibi geliyor insana. Edirne, İzmir, Ulukışla, Maraş, Trabzon, Erzurum. Erzurum yaylasını yalnız türkülerinden tanıyorum ve güneye pamuk işleyenlere gitmek için Toroslardan bir kere olsun geçemedim diye utanıyorum. Memleketim develer, tren, Ford arabaları ve hasta eşekler, kavak söğüt ve kırmızı toprak. Memleketim. Çam ormanlarını, en tatlı suları ve dağ başı göllerini seven alabalık ve onun yarım kiloluğu pulsuz, gümüş derisinde kızıltılarla Bolu’nun Abant gölünde yüzer. Memleketim Ankara ovasında keçiler kumral, ipekli, uzun kürklerin pırıldaması. Yağlı, ağır fındığı Giresun’un. Al yanakları mis gibi kokan Amasya elması, zeytin incir kavun ve renk renk salkım salkım üzümler ve sonra karasaban ve sonra kara sığır ve sonra ileri, güzel, iyi her şeyi hayran bir çocuk sevinciyle kabule hazır, çalışkan, namuslu, yiğit insanlarım yarı aç, yarı tok yarı esir… Fulvio Roiter, Rumeli Hisarı, 1969 5. Canım İstanbul, Necip Fazıl Kısakürek Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar. İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim; O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim. Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur; Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur. Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale, Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale. İstanbul benim canım; Vatanım da vatanım… İstanbul, İstanbul… Fulvio Roiter, Milan, 1962 6. Büyük Şehirleri Takdim Ederim, Bedri Rahmi Eyüboğlu sana büyük şehirlerden bahsedeceğim; en büyük camiler orda kurulur en küçük mezarlar orda kazılır en kara yazılar orda dizilir yüksek minarelerde sela verilir civar hanelerde zina edilir büyük şehirlerde yalan söylenir tosunum halbuki küçük köylerin mezarlığı bile yoktur büyük şehirlere bağlanma mehmedim öyle bir şehre yerleş ki küçük fakat bizim olsun sokaklarında tanımadığın yüz ensesine şamar atamayacağın kimse dolaşmasın her ağacına elin her karış toprağına terin değsin ve kuytu evlerden birinde senden habersiz ölenler olmasın Fulvio Roiter, Venedik, 1950 7. Şehir, Cahit Sıtkı Tarancı Ve şehir sabah akşam bu gürültüdür, Baksan minareler, kubbeler görünür, Minyatür bir gök ve serseri bulutlar; Bacalar tütmekte yakından, uzaktan, Kuşlar saçaklarda mahzun kanat çırpar, Usanmış durur damlar göğe bakmaktan. Fulvio Roiter, Türkiye, 1968 8. Edirnekapı Üstüne Şiir, Turgut Uyar İstanbul dediler mi benim aklıma, Vaiz sokağı gelir hemen. Edirnekapı gelir, evimiz gelir Köşebaşında duran bir güzel kız gelir. Biletçi zili çeker, tramvay durur Bir manav, bir meyhane, iki akasya Kumrular geçer kilisenin çan kulesinden Beyaz bulutlar geçer… Fulvio Roiter, Türkiye, 1968 9. Bu Şehri Bırakmak, Orhan Veli Kanık Bu şehirde yağmur altında dolaşılır Limandaki mavnalara bakıp Şarkılar mırıldanılır geceleri. Bu şehrin sokakları çoktur, Binlerce insan gelir gider sokaklarında.. Her akşam çayımı getiren Ve bir Beyaz Rus olmasına rağmen Hoşuma giden garson kadın bu şehirdedir. Bu şehirdedir Valsler, foksrotlar altında Suman’dan, Bramsdan Parçalar çaldığı zaman dönüp Bana bakan ihtiyar piyanist. Doğduğum köye müşteri taşıyan Şirket vapurları bu şehirdedir. Hatıralarım bu şehirdedir. Sevdiklerim, Ölmüşlerimin mezarları. Bu şehirdedir işim gücüm, Ekmek param. Fakat bütün bunlara mukabil Yine budur başka bir şehirdeki Bir kadın yüzünden Bıraktığım şehir. Fulvio Roiter, Sicilya, 1953 10. Yabancı Şehir, Behçet Necatigil Bu şehirde akşama doğru İçime korku Ayaklarıma karasu iner Bu şehirde akşama doğru Gülünç gözükür yolcu Sevsinler Bu şehirde akşama doğru Yalnız ve ağlamaklı olduğumu Bilsinler Fulvio Roiter, İtalya, 1970 11. İthaf, Necati Cumalı Küçüğüm, sen şimdi onsekizindesin Güzelliğin gün günden dillere destan Hatıramda herbiri seninle canlanan İzmir’in günlerinde gecelerindesin Sönmüş yanardağlar, kaleler eteğinde Yüzyıllardır uyuyan şu bizim İzmir O âşık kadınları, levent erkekleri nerde? Sahiden yaşayıp göçtüler mi kimbilir? Balkonlara, yalılara dalar düşünürüm O günler uzaklaşan yelkenlerin peşi sıra Akan bulutlar gibi geçmiş ne iz, ne hâtıra! Sır şimdi bunca güzel hayat, güzel ölüm! Sır şimdi gözyaşları, saadet dilekleri Bize gelen yüzyılların hikâyesi sır Eski İzmir diye ne varsa şunun bunun bildiği Yaşlıların kırık dökük anlattığıdır Aşkı şehirler yaratır, şehirler yaşatır Ben gönlümce yaşadım, gönlümce sevdim Bilirim saadetim, yalnızlığım bundandır Seni bulduğum, kaybettiğim günden bilirim. Aşklarının tarihi bir şehrin tarihidir diyorum Gün gelir aşklarıyla anılır şehirler anılırsa Niyetim sevdalı sözler etmek de olmasa İzmir için ne yazarsam sana adıyorum! Fulvio Roiter, Venedik, 1956 12. Tentation, Özdemir Asaf Bana yaşadığın şehrin kapılarını aç Sana diyeceklerim söylemekle bitmez. Yıllardır yaşamımdan çaldığım zamanlar Adına düğümlendi. Bana yaşadığın şehrin kapılarını aç, Başka şehirleri özleyelim orada seninle. Bu evler, bu sokaklar, bu meydanlar İkimize yetmez. Fulvio Roiter, Türkiye, 1968 13. Diyarbekir Kalesinden Notlar ve Adiloş Bebenin Ninnisi, Ahmed Arif Açar, Kan kırmızı yediverenler Ve kar yağar bir yandan, Savrulur Karacadağ, Savrulur zozan… Bak, bıyığım buz tuttu, Üşüyorum da Zemheri de uzadıkça uzadı, Seni, baharmışın gibi düşünüyorum, Seni, Diyarbekir gibi, Nelere, nelere baskın gelmez ki Seni düşünmenin tadı… Fulvio Roiter, Bruges, 1959 14. İzmir’in Akşamları, Edip Cansever Denizlerin rüzgârı denizlerin, Gelir vurur kızların bacaklarına. İzmir’in akşamları İzmir’in, Herkes saadetini düşünür. Öpülmez ki denizlerin rüzgârı, Kolay kolay öpülmez ki. Bir kaçar bir de durur Kadınlar gibi. Denizlerin rüzgârı denizlerin, İnsan unutur yalnızlığını. Gemiler yelken açar uzaklarda, Kim sevmez bu saatlerde yolculuğu. İzmir’in denizleri koskocaman Çocuklar uzatır ayaklarını denize. Midye keser ayaklarını kaçarlar Sevine sevine. İzmir’in akşamları İzmir’in, Nasıl sevilmez böyle akşamlar. Bir yanar bir söner Karşıyaka’nın ışıkları, Gün olur insanı deli eder. İzmir’in ışıkları İzmir’in, Barların, vitrinlerin önünde Gemiler gelir rüzgârla dolu, Gemiler gider ışıklar içinde. Fulvio Roiter, İstanbul, 1968 15. 941’de İzmir, Attila İlhan 941’de izmir, bela çiçeği sahil boyu karanlık sevdalı bulutların hali yağmur da ne kadar tembel yağıyor kendimizi akan suya bıraktık serseriler misali 941’de izmir izmir şehrinin ışıkları yanıyor çıktı şair namzedi attilâ ilhan çıktı yelken gibi sokaktan banyolar’a doğru şöyle uzanıyor bir cebinde kiralık ihtiyar bir kitap bir cebinde kehribar kuru üzüm ve incir Sizlerden gelen yoğun ilgi üzerine Türk edebiyatında önemli bir yere sahip olan şairlerimizi ve şiirlerini derlemeye devam ediyoruz. Yine birbirinden özel ve dinlemekten keyif alacağınız 15 şiiri sizler için derledik. Önceki yazımız olan Türk Edebiyatı Denilince Bilmeniz Gereken 14 Şiire de göz atabilirsiniz. Buna ek olarak, Türk Edebiyatı’nın önemli şairlerini ve şiirlerini derlediğimiz şu yazıları da okumanızı öneriyoruz. Türk Edebiyatı’nın En Dokunaklı 25 Aşk Şiiri En Önemli Şairlerimizin Dostluk Üzerine 13 Şiiri Türk Edebiyatının Okumanız Gereken En Güzel 20 Şiiri 1. Acıyor – Turgut Uyar “Mutsuzluktan söz etmek istiyorum Dikey ve yatay mutsuzluktan Mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun Sevgim acıyor Biz giz dolu bir şey yaşadık Onlar da orada yaşadılar Bir dağın çarpıklığını Bir sevinç sanarak” 2. İçinden Doğru Sevdim Seni – Edip Cansever “İçinden doğru sevdim seni Bakışlarından doğru sevdim de Ağzındaki ıslaklığın buğusundan Sesini yapan sözcüklerden sevdim bir de Beni sevdiğin gibi sevdim seni Kar bırakılmış karanlığından.” 3. Sultan – Cahit Zarifoğlu “Hayat bir boş rüyaymış Geçen ibadetler özürlü Eski günahlar dipdiri Seçkin bir kimse değilim İsmimin baş harflerinde kimliğim Bağışlanmamı dilerim Sana zorsa bırak yanayım Kolaysa esirgeme” 4. Buluşmak Üzere – Can Yücel “Diyelim yağmura tutuldun bir gün Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek Öbür yanda güneş kendi keyfinde Ne de olsa yaz yağmuru Pırıl pırıl düşüyor damlalar Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın Dar attın kendini karşı evin sundurmasına İşte o evin kapısında bulacaksın beni” 5. Sessiz Gemi – Yahya Kemal Beyatlı “Artık demir almak günü gelmişse zamandan, Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan. Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol; Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol. Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli, Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.” 6. Bugün Pazar – Nazım Hikmet “Bugün pazar. Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar. Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün Bu kadar benden uzak Bu kadar mavi Bu kadar geniş olduğuna şaşarak Kımıldamadan durdum. Sonra saygıyla toprağa oturdum, Dayadım sırtımı duvara. Bu anda ne düşmek dalgalara, Bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım. Toprak, güneş ve ben… Bahtiyarım…” 7. Beklenen – Necip Fazıl Kısakürek “Ne hasta bekler sabahı, Ne taze ölüyü mezar. Ne de şeytan, bir günahı, Seni beklediğim kadar. Geçti istemem gelmeni, Yokluğunda buldum seni; Bırak vehmimde gölgeni, Gelme, artık neye yarar?” 8. Aşk İki Kişiliktir – Ataol Behramoğlu “Değişir rüzgarın yönü Solar ansızın yapraklar; Şaşırır yolunu denizde gemi Boşuna bir liman arar; Gülüşü bir yabancının Çalmıştır senden sevdiğini; İçinde biriken zehir Sadece kendini öldürecektir; Ölümdür yaşanan tek başına Aşk iki kişiliktir.” 9. Hasretinden Prangalar Eskittim – Ahmed Arif “Seni anlatabilmek seni. İyi çocuklara, kahramanlara. Seni anlatabilmek seni, Namussuza, halden bilmeze, Kahpe yalana. Art arda kaç zemheri, Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu Dışarda gürül gürül akan bir dünya… Bir ben uyumadım, Kaç leylim bahar, Hasretinden prangalar eskittim. Saçlarına kan gülleri takayım, Bir o yana Bir bu yana…” 10. Kimi Sevsem Sensin – Attila İlhan “Kimi sevsem sensin hayret sevgi hepsini nasıl değiştiriyor gözleri maviyken yaprak yeşili senin sesinle konuşuyor elbet yarım bakışları o kadar tehlikeli senin sigaranı senin gibi içiyor kimi sevsem sensin hayret senden nedense vazgeçilemiyor” 11. Paydos – Cahit Sıtkı Tarancı “Meyhaneler, sabahçı kahveleri, Cümle eş dost, şair, ressam, serseri, Artık cümbüşte yoksam geceleri Sanmayın tarafımdan hıyanet var. Yaş ilerliyor… Artık geçti bizden; Kişi ev bark edinmeli vakitken. Gün gelince biz değil miyiz ölen? Cenazemiz yerde kalmasın dostlar!” 12. Ben Değildim – Özdemir Asaf “Bir akşamüstü pencerenden bakıyordun Ağır ağır, yollara inen karanlığa. Bana benzeyen biri geçti evinin önünden. Kalbin başladı hızlı hızlı çarpmaya.. O geçen ben değildim. Bir gece, yatağında uyuyordun.. Uyanıverdin birden, sessiz dünyaya. Bir rüyanın parçasıydı gözlerini açan, Ve karanlıklar içindeydi odan… Seni gören ben değildim.” 13. İç Nefes – Haydar Ergülen “O bir çay istemişti, trenin içinde biz tren yolcusuyduk, çölün içinde ben yalnız kalmıştım, senin içinde oysa kaç kişinin yerine sevmiştim seni! aşkı geçtik, gözlerini açabilirsin…” 14. Monna Rosa – Sezai Karakoç “monna rosa, siyah güller, ak güller; gülce’nin gülleri ve beyaz yatak. kanadı kırık kuş merhamet ister; ah, senin yüzünden kana batacak, monna rosa, siyah güller, ak güller!” 15. Sevdim Seni – Gülten Akın “Seni sevdim, seni birdenbire değil usul usul sevdim “Uyandım bir sabah” gibi değil, öyle değil Nasıl yürür özsu dal uçlarına Ve günışığı sislerden düşsel ovalara Susuzdu, suya değdi dudaklarım seni sevdim Mevsim kirazlardan eriklerden geçti yaza döndü Yitik ceren arayı arayı anasını buldu Adın ölmezlendi bir ağız da benden geçerek Soludum, üfledim, yaprak pırpırlandı Ağustos dindi Seni sevdim, sevgilerim senden geçerek bütünlendi” İlginizi çekebilecek diğer şiir yazılarımızdan bazılarına da göz atmanızı öneririz 11 Ünlü Şairimizin Vatan Ve Memleket Şiirleri Ünlü Şairlerden Çocuk ve Çocukluk Üzerine 15 Şiir Tanınmış Tiyatro Sanatçılarımızın Sesinden 14 Şiir Türk Edebiyatı’nın En Dokunaklı 25 Aşk Şiiri Önemli Şairlerimizin Ruhunuza Dokunacak 20 Şiiri Türk Edebiyatının Okumanız Gereken En Güzel 20 Şiiri Dostlukla ilgili Ünlü Şairlerden Şiirler DOSTLAR BENİ HATIRLASIN - AŞIK VEYSEL Ben giderim adım kalır, Dostlar beni hatırlasın. Düğün olur, bayram gelir, Dostlar beni hatırlasın. Can bedenden ayrılacak, Tütmez baca, yanmaz ocak, Selam olsun kucak kucak, Dostlar beni hatırlasın. Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Gün ikindi akşam olur, Gör ki başa neler gelir, Veysel gider, adı kalır Dostlar beni hatırlasın DOST - CAHİT KÜLEBİ Bir gece habersiz bize gel Merdivenler gıcırdamasın Öyle yorgunum ki hiç sorma Sen halimden anlarsın Sabahlara kadar oturup konusalım Kimse duymasın Mavi bir gökyüzümüz olsun kanatlarımız Dokunarak uçalım. insanlardan buz gibi soğudum, işte yalnız sen varsın Öyle halsizim ki hiç sorma Anlarsın. “DOSTLUK” - CAN YÜCEL Dostlar ırmak gibidir Kiminin suyu az, kiminin çok Kiminde elleriniz ıslanır yalnızca Kiminde ruhunuz yıkanır boydan boya İnsanlar vardır; üstü nilüferlerle kaplı, Bulanık bir göl gibi… Ne kadar uğraşsanız görünmez dibi. Uzaktan görünüşü çekici, aldatıcı İçine daldığınızda ne kadar yanıltıcı…. Ne zaman ne geleceğini bilemezsiniz; Sokulmaktan korkarsınız, güvenemezsiniz! İnsanlar vardır; derin bir okyanus… İlk anda ürkütür, korkutur sizi. Derinliklerinde saklıdır gizi, Daldıkça anlarsınız, daldıkça tanırsınız; Yanında kendinizi içi boş sanırsınız. İnsanlar vardır, coşkun bir akarsu… Yaklaşmaya gelmez, alır sürükler. Tutunacak yer göstermez beyaz köpükler! Ne zaman nerede bırakacağı belli olmaz; Bu tip insanla bir ömür dolmaz. İnsanlar vardır; sakin akan bir dere… İnsanı rahatlatır, huzur verir gönüllere. Yanında olmak başlı başına bir mutluluk. Sesinde, görüntüsünde tatlı bir durgunluk. İnsanlar vardır; çeşit çeşit, tip tip. Her biri başka bir karaktere sahip. Görmeli, incelemeli, doğruyu bulmalı. Her şeyden önemlisi insan, insan olmalı… İnsanlar vardır; berrak, pırıl pırıl bir deniz. Boşa gitmez ne kadar güvenseniz. Dibini görürsünüz her şey meydanda. Korkmadan dalarsınız, sizi sarar bir anda. İçi dışı birdir çekinme ondan. Her sözü içtendir, her davranışı candan… DOSTA DOĞRU - ABDURRAHİM KARAKOÇ İçimde uzayan her yol Çıkar gider dosta doğru Nergis. ıtır, menekşe, gül Kokar gider dosta doğru Zamanım yoğrulur gamla Birleşir sabah akşamla Ilık kanım damla damla Akar gider dosta doğru Gel bende gör, sen gel beni Durduramaz engel beni Görmediğim bir el beni Çeker gider dosta doğru Beynim fırın, bağrım tandır Yanarım hayli zamandır Sevgim bir yavru ceylandır Çeker gider dosta doğru Ne saklarım ne gizlerim Yalnızca onu özlerim Tabutta bile gözlerim Bakar gider dosta doğru DOSTLUK - NAZIM HİKMET Biz haber etmeden haberimizi alırsın, yedi yıllık yoldan kuş kanadıyla gelirsin. Gözümüzün dilinden anlar, elimizin sırrını bilirsin. Namuslu bir kitap gibi güler, alnımızın terini silersin. O gider, bu gider, şu gider, dostluk, sen yanı başımızda kalırsın UNUTMA DOSTUMSUN - AHMET TELLİ Sen dostumdun benim gülünce güneşler açan Bulutlara rüzgara asarım suretini her akşam Her akşam bir mektup yazarım dağlar kadar Meşeler göğermiş diyorsun, varsın göğersin Anlamını yitiren bir şeyler mi var şimdilerde Yazdığım şiirlere yabancıyım, sokaklara yabancıyım Taşı delemiyor bir çığlık ve apansız Su oluyorum ipince, kendime sızıyorum Dünya yetmiyor bazan, bırakıp gidebilir miyim? Kuşları ürkütülmüş bir dal gibiydin, öylesine mahzun! Efkar da yakışırdı sana, ilk kadeh kekik kokardı Unutalım mı şimdi kente indiğimiz o ilk günü Sabahlara kadar okuduğumuz o kitapları Sabahlara kadar düşüncelerimizde yaşattığımız hayallerimizi Kar aydınlığında yürüdüğümüz o yolları Sen dostumdun benim gülünce güneşler açan Bulutlara rüzgara asarım suretini her akşam Her akşam mektup yazarım dağlar kadar Kayıp bir adresten geliyor sesin şimdi, üşüyorsun Unutma dostumsun sen, neredeysen orada ölmek isterim! DOST BİLDİKLERİM - ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN Sanırdım gündüzdü onlarla gecem İçimde ümitti dost bildiklerim Ne zaman yıkılıp yere düştüysem Bırakıp da gitti dost bildiklerim Hepsi varken baharımda, yazımda Kışın bir burukluk kaldı ağzımda Seneler senesi oysa gözümde Cihana eşitti dost bildiklerim Nerde o sözlere kandığım günler? Her gülen yüzü dost sandığım günler Acıdan kahrolup yandığım günler Ta canıma yetti dost bildiklerim Meydana çıkalı asil çehreler Aydınlanmaz oldu artık geceler Yalanlar tükendi, indi maskeler Birer birer bitti dost bildiklerim Korkar oldum bana *dostum* diyenden Yoksa yok olandan, varsa yiyenden Ne onlardan eser kaldı ne benden Beni benden etti dost bildiklerim ŞEYH EDEBALİ - ÜZÜLÜRSÜN Cahil ile dost olma İlim bilmez, İrfan bilmez, Söz bilmez, Üzülürsün Saygısızla dost olma Usul bilmez, Adap bilmez, Sınır bilmez, Üzülürsün Aç gözlü ile dost olma İkram bilmez, Kural bilmez, Doymak bilmez, Üzülürsün Görgüsüzle dost olma Yol bilmez, Yordam bilmez, Kural bilmez, Üzülürsün Kibirliyle dost olma Hal bilmez, Ahval bilmez, Gönül bilmez, Üzülürsün. Ukalayla dost olma Çok konuşur, Boş konuşur, Kem konuşur, Üzülürsün. Namertle dost olma Mertlik bilmez, Yürek bilmez, Dost bilmez, Üzülürsün. – İlim bil, İrfan bil, Söz bil – İkram bil, Kural bil, Doyum bil – Usul bil, Adap bil, Sınır bil – Yol bil;Yordam bil, – Hal bil, Ahval bil, Gönül bil – Çok konuşma, Boş konuşma, Kem konuşma – Mert ol, Yürekli ol, – Kimsenin umudunu kırma. Sen seni bil, Ömrünce yeter sana. DOSTLUK ÜZERİNE - HAYDAR ERGÜLEN Dostum varsa düşmanım yok sayılır çünkü dostluk unutturur düşmanların varlığını insana bir dost kaç düşmana bedeldir bilmiyorum ya bildiğim, dostluğun azı yeter, düşmanlığın çoğuna. Hem az olmalı dost dediğin de çok olursa neden bilmem korkarım ya dostlarım birbirine düşman olursa! Bilmemeli öyleyse dostlar da birbirini bilmek şüphe uyandırır bazen dostluk konusunda, o zaman dostluk da kalmaz çünkü dostlarım dostun da, düşmanın da öyle ya hamuru aynı hamur, mayası aynı maya birinin teknesi tuzlu, suyu kalın biri ince başak, sarı cümle, yüreği yufka. Dostların çoğalması da iyiliğe sayılmaz dostun bir pul kadar kıymeti kalmaz az dost az taş, çok dost çok taş hem sayılıdır kalbimizdeki odalar hem kalbe sığmayan şey dostluğa nasıl sığar? Kalbindeki cama bir taş değer, dosttandır 'kırılınca anlaşılır kalbin camdan olduğu' kalbin bahçesinde bir gül solar, dosttandır dostun varsa taşı güle sayarlar, akşamı güne dostum varsa sözümü şiire sayarlar, beni şaire dostum var, öyleyse ölebilirim bile! Murathan MUNGAN - UZUN YOLLARI DA GÖZE ALABİLEN BİR DOSTLUK ya biz, binde bir karşımıza çıkan dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz? akşamüstünün bir saatinde, yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz, omzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omzun, belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı aşkların sahibi karşımıza çıktığında tanıyabiliyor muyuz onu, değerini biliyor, biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz? yoksa hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp kendimizi hep ilerde bir gün karşılaşacağımızı sandığımız bir başkasına bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyor mu? karşımıza erken çıkmış insanları yolumuzun dışına sürerken bir gün geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz? hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir. her zaman aynı fırsatları sunmaz, toyluk zamanlarını ödetir. hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların, savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz, ya da olanlar olması gerekenler değildir. yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz, gün gelir hayatımızdan kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir... kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir kendi hayatımızdaki olağanüstü anıları ve olağanüstü kişileri yakalamak. bazılarının gelecekte sandıkları 'bir gün' geçmişte kalmıştır oysa; hani şu karşıdan karşıya geçerken trafik ışıklarında rastladığımız, omzumuzun üzerinden şöyle bir baktığınız sonra da boş verip 'nasıl olsa ileride bir gün tekrar karşıma çıkar' dediğinizdir. oysa tam da o gün bu zalim şehri terk etmiştir o; boş yere bu sokaklarda aranırsınız... ​

hayat ile ilgili şiirler ünlü şairlerden