hani bir deprem olur ya
kaçtane arkadaşıma tavsiye edersem edeyim yine de az kişiye önermişim gibi gelecek muhtemelen. sıfır beklentiyle başladığım için olabilir mi düşünüyorum ama
Viewdraft-review-20211-TURK-101-1-22102312 (5).pdf from TURK 101 at İhsan Doğramacı Bilkent University. Emre Kulkul ELİMİZDEN UÇUP GİDEN ZAMAN Hani bazı filmler olur ya insanın yaşama bir bütün
İkinci önemli deprem kuşağı Batı anadolu fay hattıdır 1970 Gediz depremi (7.2),1995 Afon Dinar depremi (6.1),2011 Kütahya Simav depremi (6.8) bu fay hattı üzerinde oluşan bazı önemli depremlerdir. Diğer büyük fay hattı Hatay,K.Maraş,Adıyaman,Malatya,Elazığ,Bingöl boyunca uzanan doğu anadolu fay hattıdır.Elbistan fayı
Bir bahçe yaptım senin için, Bir tarafı en güzel kokan güllerden. Kırmızı mı beyaz mı pembe mi? Hangisini seversen Bir tarafı kardelen. Bir tarafı yalnız papatya, Boydan boya, Hani bir gün olur ya?
Site De Rencontre 100 Gratuit En France. Hatay'ın Dörtyol ilçesinde saat yerin kilometre derinliğinde büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Kandilli Rasathanesi’ne göre ise, deprem yerin 5 kilometre derinliğinde ve büyüklüğünde DEPREMLERYaşanan depremlerin saatini ve büyüklüğünü anlık olarak takip etmek mümkün. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Bölgesel Deprem-Tsunami İzleme ve Değerlendirme Merkezi BDTİM tarafından kaydedilen depremlere aşağıdaki linkten DAKİKA SON DEPREMLER İÇİN TIKLAYINIZAFAD SON DEPREMLERDOĞU ANADOLU FAY SİSTEMİKarlıova-Antakya arasında değişik özellikte olan birbirlerini tamamlayan birçok sol yönlü doğrultu atımlı faydan oluşan zon, Doğu Anadolu Fay Sistemi olarak adlandırılmıştır Arpat ve Şaroğlu 1972. Fay sistemi özellikle, 21 Mayıs 1971 tarhinde Bingöl ve yöresini etkileyen, birçok can ve mal kaybına neden olan depremle dikkati çekmiştir. DAFS'nun Kahramanmaraş'tan sonraki devamı tartışmalıdır. Arpat ve Şaroğlu 1972, 1975, fayın Karlova'dan başlayıp Bingöl, Palu, Hazar Gölü, Sincik, Çelikhan ve Gölbaşı'ndan geçerek yön değiştirdiğini, Hatay grabenini oluşturan faylarla devam ettiğini ve Ölüdeniz fayına birleştiğini belirtmektedir. Buna karşılık diğer bazı arştırmacılar McKenzie 1972, 1975, Alptekin 1978, Şengör 1980, Hatay grabenini oluşturan fayları Ölüdeniz fayı ile birleştirirken, bu sistemi DAFS'den ayırmışlardır. McKenzie 1975, DAFZ'nun Ölüdeniz fayından farklı oduğunu, Adana-Misis dağlarına ulaşarak bindirme bileşenli karakter kazandığını, burada bindirme bileşeninin olmasının Ölüdeniz fayının hareketinden daha hızlı hareket etmesiyle mümkün olabileceğini savunmaktadır. DAFS'nin oluşum yaşı ve fay boyunca gelişen yanal ötelenme değerleri arasında var olan ilişkiler, fayın yıllık kayma hızını mm/yıl olarak göstermektedir. Bu kayma hızı özellikle DAFS'nin Karlıova-Sincik arasındaki bölümü için geçerlidir Herece,E.Antakya Hatay Asi Nehri Arası Antakya-Asi Nehri arasında, çok sayıda kademeli birbirine paralel K-G gidişli kırıklardan oluşan bölüm, Antakya-Asi Nehri arası bölüm adı altında incelenmiştir Şaroğlu vd. 1987. Fay, Amik gölü güneyinde, G-K yönde akan Asi nehrinin Antakya yakınlarında önce batıya daha sonra da güneye dönmesine neden olur. Bu kesimde, boyları 4-15 km arasında değişen K-G gidişli birçok kademeli kırık yer alır. Bu kırıkların önemli sayılabilecek eğim atım bileşenleri vardır.
Haberler > 'Hani Toplanma Sahaları, Acil Yollar?' - 1234 - 1653 İTÜ Maden Fakültesi'ndeki görevinden 'Deprem konusunda resmi organlar bizden fikir dahi almıyor' diyerek ayrılan Naci Görür BirGün'e konuştu. Görür, Nepal depremi sonrası bir kez daha uyardı. Prof. Görür, İstanbul’da 30 sene içerisinde 7,2 büyüklüğünde bir depremin olması beklendiğini söyleyerek, “İstanbul’da 1 milyon 600 bin bina var. Yüzde 60’ına çürük derseniz, yaklaşık 900-950 bin bina deprem güvenli değil, demiş olursunuz” başkenti Katmandu’da önceki hafta meydana gelen 7,9'luk depremin bilançosu her geçen gün ağırlaşıyor. Yaşanan felaket, bir deprem bölgesi olan ülkede yapılan uyarılara rağmen alınmayan tedbirleri de uluslararası medyada gündeme getirirdi. Bilimsel araştırmalar, İstanbul ve çevresini etkileyecek büyük bir depremin her an olabileceğini söylüyor. Ancak kentte, on binlerce kişinin ölebileceği söylenen depreme karşı önlem alınmadığı eylül ayında Üniversiteler bilimden uzaklaştırıldı, deprem konusunda resmi organlar bizden fikir dahi almıyor” diyerek İTÜ Maden Fakültesi’ndeki görevinden emekliye ayrılan Prof. Dr. Naci Görür, 15 yıl boyunca Marmara denizinde yürütülen deprem araştırmalarının da başındaki isimdi. Prof. Dr. Naci Görür, BirGün'den Ömür Şahin Keyif’in sorularını yanıtladı. Görür'ün açıklamalarının bir bölümü şöyleUzmanların yıllardır Nepal’de yıkıcı bir depremin olacağı ve bu ülkedeki binaların böyle bir felakete hazır olmadığı konusunda uyarıda bulunduğu belirtiliyor. Benzer bir durum İstanbul için de geçerli. Nepal gibi deprem kuşağının göbeğinde oturan bir ülke neden hazır olmaz?Nepal’le başlarsak, burası dünyanın deprem yönünden en aktif bölgelerinden biri; dolayısıyla hazırlıksız olmak, işi ciddiye almamak tamamen şuursuzluk. Kayıpların artışının nedeni şu; kırsal bölgeler bir bakıma Türkiye’dekilere benziyor; mühendislik hizmeti görmemiş, deprem bilinci olmayan bir anlayışla yapılmış kerpiç evler var. Depremin büyüklüğü de fazla olunca tabii…Depremin bölgede başka bir depremi tetiklemesi söz konusu olur mu?7,8’lik depremden sonra belki bir yıldan fazla artçı deprem bekleriz, bunlar da ciddi büyüklükte olur. Pakistan, Afganistan, Burma ve Hindistan’da da depremler bekleyebiliriz yakın gelecekte. Ama bu deprem, İstanbul’da beklediğimiz depremi hızlandırmaz. İstanbul’da beklenen depremle ilgili bu güne kadar çok uyarıda bulundunuz…1999’dan bu yana bilim insanları olarak bizler, tehlikenin boyutunu, verebileceği hasarı, bu hasarı minimize etmek için ne yapılması gerektiğini, hatta depremin oluşabileceği zamanı dahi verdik. Marmara bölgesi en az 7,2 büyüklüğünde bir deprem bekliyor. Bu deprem belki Adalar’ın güneyindeki fayda olur, belki Adalar ile Orta Marmara çukurluğu, Marmara Ereğlisi’nin güneyindeki o hat üzerinde olabilir. 7,2 deprem meydana geldiği takdirde İstanbul çok şiddetli şekilde etkilenebilir. Çünkü İstanbul, yapı stokunun yüzde 60’ı mühendislik hizmeti görmemiş, deprem güvenliği olmadığı resmi ağızlarca söylenen bir kent. Bunun dışında yolları, altyapısı son derece gelişigüzel. İstanbul’un çok ciddi şekilde etkilenmesi üzerine de çalışmalar yapıldı zamanında; gerçi Boğaziçi Üniversitesi kayıp sayısını azaltıyor, bir ara 10 bin 15 binlere kadar indiler ama ben onun siyasi nedenlerden olduğunu düşünüyorum. 1999’dan sonra 30 sene içinde eksi, artı 15 bir deprem beklendiği söylendi ve bu hâlâ bu zararı minimize etmek için özellkle 17 Ağustos’tan sonra ne yapıldı?17 Ağustos’tan sonra belki çok şey yapıldı. Ancak İstanbul depreme tamamen hazır hale getirildi mi derseniz, tabii ki hayır. Bu hiçbir şey yapılmadığı anlamına gelmez, bazı şeyler yapılıyor da ama bu yapılanlar nicel olarak yeterli değil. 17 Ağustos 1999'da meydana gelen Kocaeli/Gölcük merkezli deprem, büyük oranda can ve mal kaybına neden olmuştu... Güçlendirme çalıştırmaları yapıldı örneğin. Ne kadar yeterli oldu?Resmi binalar, okullar, hastaneler güçlendirildi. Tamamı bitti mi? Hayır. İstanbul’da 1 milyon 600 bin bina var. Yüzde 60’ına çürük derseniz, yaklaşık 900-950 bin bina deprem güvenli değil, demiş olursunuz. Bu binaları bugünkü kentsel dönüşüm mantığıyla lüks binalar yaparak zaten güçlendirmeniz mümkün değil. Ne zaman ne de para yeter…Afet yasasıyla gelen kentsel dönüşümle lüks binalar yapılıyor...Siyasi bir rant amacıyla depremi de bahane olarak kullanarak kentsel dönüşüm yapılıyor. Bu kentsel dönüşüm gerçek anlamda deprem odaklı yapılmıyor. Kenti daha dayanıklı hale getirecekseniz, önce hem zemin hem de bina analizi yaparsınız. İstanbul’da daha nerelerinin sağlam nerelerinin çürük olduğuna dair bile ayrıntılı plan yapmış ve zeminin depremsellik parametrelerini tespit etmiş değiliz. Henüz bir bina envanterimiz yok. Bu, binanın yaşından tutun yapısına, cinsine, mimarisine kadar bir sürü özelliğini bilmek ve bunları bilimsel yöntemlerle inceleyip hangi binanın 7 büyüklüğünde depreme dayanıklı olduğunu tespit etmek demektir. Günün birinde, o deprem geldiğinde bir bakarsınız ki birçok yere bina yapmışsınız ama asıl darbeyi bir başka yerden yemişsiniz, on binlerce insan sizin hiç kentsel dönüşüm bayrağını sokmadığınız yerden çıkar, o zaman da bu topluma hesap merkezinde toplanma alanları kaldı mı?Biz boş arsaları, yeşil alanları yıkıp AVM’ler, binalar yapıyoruz… Belediyelerimiz sağ olsun, o amaçla çalışıyor… Hani toplanma sahaları? Peki hani acil yollar? Deprem olduğunda senin bulunduğun bölgenin acil kurtarma ekipleri hangileridir, sayıları nedir, nereden geleceklerdir? Diyelim sağ kurtuldun, nereye, kime başvuracaksın, hangi ekmek fırınından ekmek alacaksın? Böyle bir örgütlenme, bilgilendirme de en çok gündeme gelen afet sonrasına dair örgütlenme eksiğiydi. Olası bir büyük depremde Türkiye’de durum ne olur sizce?Türkiye de herhalde çok farklı olmaz. Türk milleti büyüktür demek, lafla olmaz. Büyüklük bilimin ışığında deprem zararlarını azaltacak plan ve programları yapmak, o plan ve programları uygulayacak irade ve mekanizmayı kurmakla olur. Başka türlüsü boş laf, İstanbul’da yer bırakmadınız ki… Depremden sonra evsiz kaldın diyelim; suyu kim getirecek, ekmeğini nereden alacaksın, kime başvuracaksın, bunu bilmek bir depremde burada yapılması planlanan nükleer santrallar da akla santrallar yapılırken depremselliğin en az olduğu yerler seçiliyor. Mesela Sinop ve Akkuyu mevkiisi gerçekten de depremlerin göreceli olarak az olduğu yer. Ama hiç olmadığı anlamı taşımıyor bu. Akkuyu’nun güneyinde Akdeniz’de büyük depremler olabilir. Almanların dahi, sırf bu çevresel nedenler ve risk nedeniyle, terk ettiği bu sisteme, Türkiye’nin girişinden tabii ki rahatsızlık duyuyorum. Bu nükleer santral yapımına karşı olduğum için veya depremden zarar görür endişesiyle değil, santralı yönetim ve sürdürme konusunda Almanlar riski göze alamıyorsa bizim vurdumduymazlığımız ve ilgisizliğimizle başımıza dertler açabileceğimizi düşünüyorum. Japonya da nükleer santralın depremden hiç etkilenmeyeceğini devlet üniversitelerinde sağlıklı deprem çalışmaları yürütülüyor mu şu an?Hayır efendim. Millet zannediyor ki Türkiye’de deprem araştırmaları yapılıyor, hayır yok öyle bir şey. Zaten yapılması mümkün değil. Siz deprem araştırmalarında birinci derece sorumlu AFAD derseniz, nasıl mümkün olsun? AFAD, Kızılay gibi bir şey. Nitekim kalktılar bir şey yapmaya, parayı gösterip şu üniversitelere deprem araştırması için kaynak veriyoruz dediler, o para da bu işin uzmanı olan olmayan insanlara bölüştürüldü. AFAD yapılan işin kalitesini de ölçemez zaten, öyle bir yapılanması nasıl yapmıştınız araştırmalarınızı?Bize de tek kuruş vermediler, bir tek Avrupa kaynaklarından yaptık araştırmaları. Bu yaşananlardan dolayı ben akademiyi bıraktım. Allah işlerinizi rast getirsin dedim, o oldu…Tamamı için buraya tıklayınız.
04 Ağustos 2021 Türkiye’deki Yangın, Sel ve Depremler HAARP Saldırısı mıdır? Erdoğan’ın Kurtlarla Dansı 2 Türkiye’deki Yangın, Sel ve Depremler HAARP Saldırısı mıdır? Erdoğan’ı devirmeye yönelik öfkenin başarısızlığı bazı insanların psikolojisini tahrip etmiş. Bu psikolojik tahribe Can Ataklı’nın Erdoğan’ın gitmesi için büyük felaketler olmalıdır’ açıklaması örnek gösterilebilir. Can Ataklının Erdoğan’ın gitmesi için çok büyük yangınlar ve çok büyük doğal felaketler’ olmalı sözleri; bazılarında Erdoğan'a yönelik oluşan kinin vatan, insan, hayvan ve doğa düşmanlığına dönüştüğünün de resmidir. Ataklı'nın akla zarar konuşması; Erdoğan gitsin de ülke yanarsa yansın, yıkılırsa yıkılsın psikolojisinin yansımasıdır. Sayın Erdoğan hazımsızlığından kaynaklanan bu tarz psikolojiler ya uykuya yatırılmalı yada rahatlatılmalıdır. Rehabilite edilmeleri en doğru yaklaşımdır. Can Ataklı’nın açıklamasını değerlendirmeden önce, Haarp'ın Hedefi Türkiye’ kitabının yazarı Ali Bektan’ın Türkiye’ye yönelik HAARP saldırılarının 11 Ağustos 1999 Depremi ile başladığını, İklim silahı Haarp Teknolojisi ile saldırıların devam ettiğini belirtmiştir. Rus bilim insanları iklim silahı ile Rusya’ya saldırı yapıldı Milliyet, 2010 açıklamaları dünya gündeminde konuşuldu. Bu iddia ve değerlendirmeler aşağıda detaylandırılacaktır. Türkiye'de yaşanan orman yangınlarıyla ilgili çok farklı yaklaşım ve yorum var. PKK terör örgütüne yönelik şüpheler haklı olmakla birlikte yetersizdir. PKK'nın bu kadar organize bir saldırıyı tek başına yapamayacağını, küresel aklın şu anki saldırıları koordine ettiği yönünde güçlü bir algı var. Türkiye'de son günlerde yaşanan orman yangınlarıyla ilgili açıklama yapan eski Orman Genel Müdürü Sağkaya üst akla işaret ediyor. Orman yangınlarının bilinçli ve planlı bir şekilde çıkarıldığına dikkat çeken eski Orman Genel Müdürü Abdurrahman Sağkaya,“Üst akıl her şeyi günlük meteoroloji raporlarını incelemişler. Rüzgârın yönüne, nem oranına, yağmur durumuna bakmışlar” Tgrthaber, 2021 diyerek küresel üst akla işaret etti. Şu an yaşadığımız yangın, sel ve depremlerden kısa süre önce Erdoğan'ın verdiği destekle Kıbrıs'ın Maraş Bölgesi'nden üç kilometrelik alanın kullanıma açılması hem ABD hem de AB'li yetkilileri rahatsız etmiş, bunun kabul edilemez olduğu söylenmişti. ABD'li yetkililer 'Maraş' kararını sert dille eleştirmiş ABD'nin, çıkarlarını korumak için elindeki her türlü aracı kullanacağı tehdidinde bulunmuşlardıCumhuriyet, 2021. ABD Başkanı Joe Biden Erdoğan’a kaybettirmek için muhalefeti desteklenmeliyiz diye bir açıklama yapmış, Erdoğanlı Türkiye'ye bakışını sergilemişti. Kendince haklı sebepleri olan Biden 'Erdoğan'ın Türkiye'yi yönetmesini istemiyordu.' Erdoğanlı güçlü Türkiye, ABD ve ortaklarının Suriye ve Irak planlarını bozmuş, Libya’da Türkiye dostu iktidarı korumuş, Katar’da batılıların yapmak istediği darbeyi engellemiş, ABD ve Batılıların aparat olarak kullandığı Ermenistan’ı Karabağ’dan söktürüp attırmıştı. Erdoğanlı Türkiye yüzyıllık planların hayata geçirilmesinin önündeki en güçlü direnç ve güç olmuştu. ABD emperyalist talimatlarına uyan bir Türkiye gitmiş, milli çıkarlarını öncelleyen ve kendi çıkarlarıyla çatışan her şeyi red eden Erdoğan'lı bir Türkiye gelmişti. Gazeteci Can Ataklı’nın açıklaması daha önce onlarca farklı alanlarda yapılmış saldırının bir yeni boyutunun ifşası da olabilir. Son zamanlarda güçlü devletlerin isteklerine boyun eğmeyen Tayyip sandıkla da gitmiyordu. Bir dahaki seçim gidecek gibide gözükmüyor. Ataklı konuşmasının başında bunu ifade ediyor. Seçmile Erdoğan gitmez diyor. Ülke içinde psikolojik harp yöntemiyle kurgulanan saldırılara maruz kalan Tayyip Erdoğan yönetimindeki Türkiye, şu an ABD’nin HAARP Berkan,2016 teknolojisiyle yapılan saldırılarından biriyle karşı karşı olduğunu düşünenlerdenim. Son günlerde gökyüzünde görülen gizemli ışıkları bir tarafa not ederek, Can Ataklı’nın gayri insanı açıklamasına geri dönelim. Erdoğan düşmanlığıyla bilinen Can Ataklı'nın ocak ayında paylaştığı bir videoda; Tayyip Erdoğan'ın gitmesi için çok büyük bir halk öfkesinin olması lazım. Büyük bir doğal afet, büyük bir deprem, büyük bir başka bir doğal felaket! Çok büyük sel, çok büyük yangınlar... Hani yani Avustralya'yı yakan yangın vardı ya ülkenin her tarafı neredeyse… O kadar büyük yangınlar, deprem, çok büyük can kaybına yol açacak bir sel felaketi gibi… " Sabah, 2021 paylaşımda bulunmuştu. Ataklı’nın ocak ayında yaptığı paylaşımlar, mayıs ayında görülen gizemli ışık huzmeleri ile bugün yaşananların masum tesadüfler olduğunu düşünemiyorum. Can Ataklı'nın bu açıklamasından aylar sonra, Türkiye'de sellerin olması, çok büyük yangınların çıkması ve dikkatten kaçan depremlerin olması birilerinin komplo teorisi diye suçlama ihtimaline rağmen bana iki şeyi düşündürüyor. Can Ataklı; 1-Türkiye’ye İklim silahıyla HAARP teknolojisi yapılacak saldırılardan haberdardı. 2-ABD'de yükselen Erdoğan düşmanlığından ötürü Türkiye’ye İklim silahıyla HAARP teknolojisi yüksek ihtimalle saldırı olabileceğini düşündü. 3-İklim silahıyla HAARP Teknolojisi Türkiye'ye yönelik bir saldırının yapılması çağrısında bulundu şeklinde düşünenlerdenim. Şu an yaşadığımız orman yangınların bir kısmı normal, bir kısmı PKK terör örgütünün saldırılarıyla çıkarılmış olsa da yangını artıracak doğa şartlarının uygunluğu üstte bir aklın daha olduğuna işaret ediyor. Cumhuriyet tarihinin en büyük yangınlarıyla mücadele ettiğimiz şu anki yangınların bir anda bir çok yerde çıkmış olması bir çok kişi de olduğu gibi bende de şüphe yaratmaktadır. 2019 yılında Rusya'da ki büyük yangınları ve yağışları değerlendiren Rus Vekil Akelsey Sibirya "ABD’lilerin iklim silahın denemiş olabileceklerini düşünüyorum. Böyle bir yaz olamaz, hepimiz olamayacağını anlıyoruz. Yangınlar, Moskova’da şiddetli yağışlar Sputnikenews, 2019 meydana geliyor açıklaması gündem olmuştu. Rusya’da yaşanan yüksek hava sıcaklığı bilim insanların tarafından ABD’nin HAARP saldırısı olarak değerlendirilmişti. Rusya’nın büyük gazetesi Komsomolskaya Pravda'ya değerlendirmede bulunan Moskova Devlet Üniversitesi MGU Fizik Fakültesi hocalarından Georgiy Vasilyev, iklim değişikliğinin nedenin HAARP olduğunu belirtirken, Rusya Silahlı Kuvvetleri’nde iklim uzmanı olarak çalışan Nikolay Karavayev iklim silahıyla saldırıya uğradıklarını Hürriyet Gazetesi, 2013 iddia etmişti. Temmuz 2021 tarihinde görünür araçlarla Dubai’de yapay yağmur yağdırılmış, sağanak oluşmuştu NTV, 2021. Dubai’de oluşturulan yapay yağmur Haarp teknolojisinin varmak istediği nihai hedeflerden sadece biriydi. Biyo-Politik Savaşlar kitabının yazarı Ramazan Kurtoğlu 2020 yılında İzmir’de yaşanan depremden sonra yaptığı açıklamada, depremden sonra yaşanan değişimlerin HAARP tetiklemesinden kaynaklı olacağını ifade etmişti Beyaz Tv, 2020. Beklenmeyen fay hattı üzerinden oluşan depremin Haarp Teknolojisiyle donatılan Girit Su Liman’ındaki Amerikan Carson Cıty Gemisi’nin neden olduğunu iddia etmişti. Biraz gerilere gittiğimizde 1999 Gölcük Depremi’nden sonra HAARP saldırısı denemesi yüksek sesle dile getirilmiş, güçlü iddialarla savunulmuştu. Saldırıyla karşı karşıya olduğumuz iddialarının ve inancının yangın olduğu bu dönmede muhalefetin kullandığı dilde eleşitirilmekte, saldırganların gündemden düşmesine neden olmaktadır, denilmektedir. Birçok ayrı noktada çıkan yangınla mücadele eden hükümetin çalışmalarını çeşitli bahanelerle eleştiren muhalefet liderlerinin gündelik pratikleri, ormanların yakılmasında baş şüpheli olan HAARP yöntemi ve yerelde kullanılmış olan PKK'yı gündem dışına itiyor. Cumhurbaşkanı ve hükümet bakanlarının ilk günden beri sel ve orman yangınlarının olduğu yerde halkla iç içe olmalarına ve her türlü çabayı göstermelerine rağmen anlamsız ve faydasız yaklaşımlarla çalışmaları küçümseyecek hata yangınla mücadele edenlerin enerjilerini tüketecek eleştiriler Can Ataklı’nın çizdiği perspektifin devamı niteliğinde olmakla birlikte, Türkiye'ye yapılan saldırıların üstünü örtmektedir. TBMM Dijital Mecralar Komisyon Başkanı Hüseyin Yayman’ın Twitter’dan, “Türk Demokrasi tarihine yalancı’ Genel Başkan olarak geçeceksiniz! Her zamanki gibi Gerçekleri konuşmuyorsunuz!” dediği Kılıçdaroğlu; “Erdoğan bir imzayla ormanlarda yapılaşma yetkisini Turizm Bakanı’na verdi. Her yer yandı kül oldu, derdi dağı taşı betonlaştırmak. Çok açık söylüyorum; tek bir tuğla dahi koymaya kalkarsanız, önce ekskavatörle beni çiğnemeniz gerekecek. Ormanlarımıza dokunamayacaksınız. Hadsizler!” açıklaması siyasi çıkar ve istismar olarak değerlendirilmiş Yeni Şafak Gazetesi, 2021 Türkiye'ye saldıranların lehine açıklamalar diye eleştirilmişti. Meral Akşener’de aynı yöntemle orman yangınlarını söndürmekle mücadele eden hükümeti algısal bir dille suçlamış; Yanan ormanların yerine 1 cm beton yapılmamalıdır. Yapılmaya kalkılırsa oraya yapılan betonları yıktırıp oraya el uzatanlarla hesaplaşmak boynumuzun borcudur.’ Yangınla mücadele edenlerin azmini kıracak açıklamaya imza atmış Hürriyet Gazetesi , 2021, Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı saldırıların üstü örtülüyor eleştirilerine maruz kalmıştı. EK 1 Milli Gazete EK 2 Beyaz Tv Kaynakça Berkan,K. 2016. Armageddon'un Gizli Silahı Haarp ve Nicola Tesla' adlı eserinde dünyada çok sık tartışılmaya başlanan Haarp ile ilgili yaptığı tanımlamada "HAARP, ABD Hava Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri, Alaska eyaletinin en büyük üniversitesi Alaska Fairbanks ve Defansif İleri Araştırma Projeleri Ajansı DARPA tarafından finanse edilen bir projedir. HAARP silahı blinçli olarak deprem, tsunami, aşırı sıcaklar tektonik silahlı saldırı olarak nitelendiriliyor. Depremin silah olarak kullanılması fikri bazı ülkelerce kabul edilmese de bu teori hala tartışılmaktadır' değerlendirmesini yapmaktadır. Beyaz Tv. 2020. 'İzmir depreminin arkasında HAARP teknolojisi mi var?' Cumhuriyet Gazetesi, 2021. 'AB'den Ankara'nın 'Kapalı Maraş' kararına tepki Geri adım atın!' Hürriyet Gazetesi, 2010. ABD, Rusya’ya HAARP açtı Hürriyet Gazetesi,2021, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, yangın bölgesinde’ Milliyet Gazetesi, 2010b 'Ruslara göre rekor sıcaklığın nedeni Amerika' NTV, 2021 50 derece sıcaklıkla mücadele eden Dubai’de yapay yağmur yağdırıldı’ Sabah Gazetesi, 2021. Can Ataklı'dan skandal sözler! "Erdoğan'ın gitmesi için büyük yangınlar lazım" Sputnikenews / Sputnik Türkiye 'Rus vekil Rusya’ya karşı iklim silahı kullanılmış olabilir’ Yeni Şafak Gazetesi 2021 Çirkin bir yalan Kılıçdaroğlu Türkiye’nin içini yakan orman yangınlarını da istismar etti' Haberin Fotoğraf Galerisi
Oluşturulma Tarihi Ocak 22, 2020 2336Manisa'da meydana gelen şiddetli depremin ardından, depremin oluşu ve deprem türleri bir kez daha gündeme geldi. Deprem kuşağı Türkiye'de her geçen gün meydana gelen depremlerle beraber deprem nedir sorusunun cevabı araştırılmaya başlandı. Peki, depremler nasıl oluşur? Depremler kaça ayrılır? İşte, kısaca deprem oluş nedenleri ve deprem türleri hakkında ayrıntılı bilgiler... 22 Ocak tarihinde Manisa'da meydana gelen 5,4 ve 4,4 büyüklüklerindeki depremler sonrası depremin oluş nedenleri merak konusu oldu. Fay hatlarındaki kırılmalarla oluşan depremlerin nasıl meydana geldiği araştırılırken, konuyla ilgili resmi kaynaklar bilgileri paylaştı. Peki, deprem nasıl oluşuyor? İşte, depremin oluş nedenleri be konuyla ilgili NEDİR?Yer kabuğu içindeki kırılmalar nedeniyle ani olarak ortaya çıkan titreşimlerin dalgalar halinde yayılarak geçtikleri ortamları ve yeryüzeyini sarsma olayına “DEPREM” insanın hareketsiz kabul ettiği ve güvenle ayağını bastığı toprağın da oynayacağını ve üzerinde bulunan tüm yapılarında hasar görüp, can kaybına uğrayacak şekilde yıkılabileceklerini gösteren bir doğa nasıl oluştuğunu, deprem dalgalarının yer yuvarı içinde ne şekilde yayıldıklarını, ölçü aletleri ve yöntemlerini, kayıtların değerlendirilmesini ve deprem ile ilgili diğer konuları inceleyen bilim dalına “SİSMOLOJİ” NASIL OLUŞUYOR?Dünyanın iç yapısı konusunda, jeolojik ve jeofizik çalışmalar sonucu elde edilen verilerin desteklediği bir yeryüzü modeli bulunmaktadır. Bu modele göre, yerkürenin dış kısmında yaklaşık 70-100 oluşmuş bir taş küre Litosfer vardır. Kıtalar ve okyanuslar bu taş kürede yer ile çekirdek arasında kalan ve kalınlığı km olan kuşağa Manto adı altındaki çekirdeğin Nikel-Demir karışımından oluştuğu kabul yüzeyden derine gidildikçe ısının arttığı bilinmektedir. Enine deprem dalgalarının yerin çekirdeğinde yayılamadığı olgusundan giderek çekirdeğin sıvı bir ortam olması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Manto genelde katı olmakla beraber yüzeyden derine inildikçe içinde yerel sıvı ortamları altında Astenosfer denilen yumuşak Üst Manto oluşan kuvvetler, özellikle konveksiyon akımları nedeni ile, taş kabuk parçalanmakta ve birçok “Levha”lara bölünmektedir. Üst Manto’da oluşan konveksiyon akımları, radyoaktivite nedeni ile oluşan yüksek ısıya bağlanmaktadır. Konveksiyon akımları yukarılara yükseldikçe taşyuvarda gerilmelere ve daha sonra da zayıf zonların kırılmasıyla levhaların oluşmasına neden olmaktadır. Halen 10 kadar büyük levha ve çok sayıda küçük levhalar vardır. Bu levhalar üzerinde duran kıtalarla birlikte, Astenosfer üzerinde sal gibi yüzmekte olup, birbirlerine göre insanların hissedemeyeceği bir hızla hareket akımlarının yükseldiği yerlerde levhalar birbirlerinden uzaklaşmakta ve buradan çıkan sıcak magmada okyanus ortası sırtlarını oluşturmaktadır. Levhaların birbirlerine değdikleri bölgelerde sürtünmeler ve sıkışmalar olmakta, sürtünen levhalardan biri aşağıya Manto’ya batmakta ve eriyerek yitme zonlarını oluşturmaktadır. Konveksiyon akımlarının neden olduğu bu ardışıklı olay tatkürenin altında devam edip yerkabuğunu oluşturan levhaların birbirine sürtündükleri, birbirlerini sıkıştırdıkları, birbirlerinin üstüne çıktıkları ya da altına girdikleri bu levhaların sınırları dünyada depremlerin oldukları yerler olarak karşımıza çıkmaktadır. Dünyada olan depremlerin hemen büyük çoğunluğu bu levhaların birbirlerini zorladıkları levha sınırlarında dar kuşaklar üzerinde yerkabuğunu oluşturan “Levha”ların, Astenosferdeki konveksiyon akımları nedeniyle hareket halinde olduklarını ve bu nedenle birbirlerini ittiklerini veya birbirlerinden açıldıklarını ve bu olayların meydana geldiği zonların da deprem bölgelerini oluşturduğunu iten ya da diğerinin altına giren iki levha arasında, harekete engel olan bir sürtünme kuvveti vardır. Bir levhanın hareket edebilmesi için bu sürtünme kuvvetinin giderilmesi olan bir levha ile bir diğer levha arasında sürtünme kuvveti aşıldığı zaman bir hareket oluşur. Bu hareket çok kısa bir zaman biriminde gerçekleşir ve şok niteliğindedir. Sonunda çok uzaklara kadar yayılabilen deprem sarsıntı dalgaları ortaya dalgalar geçtiği ortamları sarsarak ve depremin oluş yönünden uzaklaştıkça enerjisi azalarak yayılır. Bu sırada yeryüzünde, bazen gözle görülebilen, kilometrelerce uzanabilen ve FAY adı verilen arazi kırıkları oluşabilir. Bu kırıklar bazen yeryüzünde gözlenemez, yüzey tabakaları ile gizlenmiş olabilir. Bazen de eski bir depremden oluşmuş ve yerüzüne kadar çıkmış, ancak zamanla örtülmüş bir fay yeniden oluşumunun bu şekilde ve “Elastik Geri Sekme Kuramı” adı altında anlatımı 1911 yılında Amerikalı Reid tarafından yapılmıştır ve laboratuvarlarda da denenerek kurama göre, herhangibir noktada, zamana bağımlı olarak, yavaş yavaş oluşan birim deformasyon birikiminin elastik olarak depoladığı enerji, kritik bir değere eriştiğinde, fay düzlemi boyunca var olan sürtünme kuvvetini yenerek, fay çizgisinin her iki tarafındaki kayaç bloklarının birbirine göreli hareketlerini oluşturmaktadır. Bu olay ani yer değiştirme hareketidir. Bu ani yer değiştirmeler ise bir noktada biriken birim deformasyon enerjisinin açığa çıkması, boşalması, diğer bir deyişle mekanik enerjiye dönüşmesi ile ve sonuç olarak yer katmanlarının kırılma ve yırtılma hareketi ile kayaların, önceden bir birim yerdeğiştirme birikimine uğramadan kırılmaları olanaksızdır. Bu birim yer değiştirme hareketlerini, hareketsiz görülen yerkabuğunda, üst mantoda oluşan konveksiyon akımları oluşturmakta, kayalar belirli bir deformasyona kadar dayanıklılık gösterebilmekte ve sonrada kırılmaktadır. İşte bu kırılmalar sonucu depremler oluşmaktadır. Bu olaydan sonra da kayalardan uzak zamandan beri birikmiş olan gerilmelerin ve enerjinin bir kısmı ya da tamamı giderilmiş bu deprem olayı esnasında oluşan faylarda, elastik geri sekmeler atım, fayın her iki tarafında ve ters yönde genellikle hareket yönlerine göre isimlendirilirler. Daha çok yatay hareket sonucu meydana gelen faylara “Doğrultu Atımlı Fay”denir. Fayın oluşturduğu iki ayrı blokun birbirlerine göreli olarak sağa veya sola hareketlerinden de bahsedilebilinir ki bunlar sağ veya sol yönlü doğrultulu atımlı faya bir hareketlerle meydana gelen faylara da “Eğim Atımlı Fay”denir. Fayların çoğunda hem yatay, hem de düşey hareket TÜRLERİ NELERDİR?Depremler oluş nedenlerine göre değişik türlerde olabilir. Dünyada olan depremlerin büyük bir bölümü yukarıda anlatılan biçimde oluşmakla birlikte az miktarda da olsa başka doğal nedenlerle de olan deprem türleri bulunmaktadır. Yukarıda anlatılan levhaların hareketi sonucu olan depremler genellikle “TEKTONİK” depremler olarak nitelenir ve bu depremler çoğunlukla levhalar sınırlarında olan depremlerin %90’ı bu gruba girer. Türkiye’de olan depremler de büyük çoğunlukla tektonik depremlerdir. İkinci tip depremler “VOLKANİK” depremlerdir. Bunlar volkanların püskürmesi sonucu derinliklerinde ergimiş maddenin yeryüzüne çıkışı sırasındaki fiziksel ve kimyasal olaylar sonucunda oluşan gazların yapmış oldukları patlamalarla bu tür depremlerin maydana geldiği bilinmektedir. Bunlar da yanardağlarla ilgili olduklarından yereldirler ve önemli zarara neden olmazlar. Japonya ve İtalya’da olusan depremlerin bir kısmı bu gruba girmektedir. Türkiye’de aktif yanardağ olmadığı için bu tip depremler başka tip depremler de “ÇÖKÜNTÜ” depremlerdir. Bunlar yer altındaki boşlukların mağara, kömür ocaklarında galerilerin, tuz ve jipsli arazilerde erime sonucu oluşan boşlukları tavan blokunun çökmesi ile oluşurlar. Hissedilme alanları yerel olup enerjileri azdır fazla zarar getirmezler. Büyük heyelanlar ve gökten düşen meteorların da küçük sarsıntılara neden olduğu deniz dibinde olan Derin Deniz Depremlerinden sonra, denizlerde kıyılara kadar oluşan ve bazen kıyılarda büyük hasarlara neden olan dalgalar oluşur ki bunlara Tsunami denir. Deniz depremlerinin çok görüldüğü Japonya’da Tsunami’den 1896 yılında kisi ölmüstür.
Edit Blog yazmaya başladığımda “bir anne”ydim. Şu an boyuma yetişen torunlarımla bir “babaanne”yim Çok okuyorum ve öğrenmeyi de okumanın yanısıra çok seviyor “öğrenmenin yaşı yok” ilkesini sürdürüyorum. Anasayfa Kitap Önerileri Sanatsal Çalışmalar Hakkımda İletişim ANASAYFA KİTAP ÖNERİLERİ SANATSAL ÇALIŞMALAR HAKKIMDA İLETİŞİM
hani bir deprem olur ya