hz hüseyin kan ağlayan taş
BUGÜNAŞURA. HZ. HÜSEYİN ve 72 YARANININ YEZİD TARAFINDAN ŞEHİT EDİLİŞLERİNİN 1381. YILDÖNÜMÜ CAMİLERDE ANILDI. Peygamber efendimizin torunu Hz. Hüseyin'in, Kerbela’da 72 yakınıyla birlikte susuz bırakılarak şehit edilmesinin 1381. yıl dönümü olan Aşura günü, Iğdır ve çevresinde yaşayan binlerce Müslümanın
Kan ağlayan taş” ise Halep şehrinde “Meşhedu'n Nokta” denilen yer, Ehlibeyt âşıklarının ziyaret yeridir. Orada imam Hüseyin'in (a.s) mübarek başının konulduğu bir taş vardır. Taşın üzerine İmam Hüseyin'in mübarek başından kanlar akmış ve Müslümanların o taşa ilgi göstermesine ve korumasına sebep olmuştur.
Zehra’nın mazlumiyetinde gözyaşlarına boğulması, İmam Hüseyin’e (a.s) ve Bakî kabristanındaki mazlumlar için ağlaması, Peygamber’in (s.a.a) getirmiş olduğu hak İslâm dininin koruyucusudur. Merhum İmam Humeynî (r.a) şöyle buyuruyor: “İmam Hüseyin’in (a.s) kıyamını koruyan bu ağlamalardır.
KerbeladaKan Ağlayan Ağaç:Hz.Hüseyin (Radıyallahu anh) Kerbelada Şehit Edildiğinde Yakınında Bulunan Ağaç Kan Ağlamiş Ve Günümüze Kadar Devam Etmektedir.Yarabbim Bizleri Kerbelayı Gitmeyi Ve Görmeyi
Müslümanlarıbirbirine kırdırmak, kan dökerek ittifaklarını bozmak isteyenlerin önüne, hakkı olan hilafetten feragat ederek set çekmiş ve inşa ettiği barış ile bir “inci” gibi değerli olduğunu göstermişti. Hz. Hüseyin, denizin derinliklerinde ızdırap görmüş, ızdırap yaşamış, kanda boğulmuş bir mercan gibiydi.
Site De Rencontre 100 Gratuit En France. Kerbela katliamı 10 EKİM 680 de bugünkü IRAK sınırları içindeki Kerbela şehrinde HZ MUHAMMED ın torunu HZ HÜSEYİN BİN ALİ ye bağlı küçük bir birlik ile Emevi halifesi YEZİD in ordusu arasında yaşanmıştır. HZ MUHAMMED ın 632 yılında vefat etmesinden sonra Müslüman toplumun başına kimin geçeceği kaygısı baş gösterdi. MUAVİYE 680 yılında ölünce YEZİD başa geçti. Sayıca fazla olmayan KÜFE taraftarları YEZİD in yandaşları tarafından bastırıldı. HZ HÜSEYİN ve beraberindekiler kerbelada YEZİD in e yakın adamlarıyla karşılaştılar. HZ HÜSEYİN nin 70 kadar adamı vardı. Burada yapılan savaşta HZ HÜSEYİN ve taraftarlarının hepsi öldürüldü. Ailesi esir alındı. KERBELA OLAYI NASIL OLDU IRAK ın KÜFE kenti yakınlarında KERBELA çölünde 10 EKİM 680 tarihde EMEVİ devletinin 2. Nci halifesi YEZİD BİN MUAVİYE tarafından HZ HÜSEYİN ve ehli beytin şehid edilmesi, islam tarihinde asırlardır dinmeyen acı olarak yer almıştır. HZ HÜSEYİN NİN ÖLÜM EMRİNİ KİM VERDİ Bire bir savaşta çok fazla kayıp veren ÖMER BİN SAD’ın ordusu ŞİMR BİN ZİL-CEVŞEN’in emriyle toplu hücuma geçti. Her taraftan ok ve mızraklar HZ HÜSEYİN in üzerine yağmaya başladı. SİNAN BİN ENES EN NEHAL veya ŞİMR BİN Zİ L CEVHEN HZ HÜSEYİN EFENDİMİZ in kafasını keserek şehit etti. HZ HÜSEYİN efendimiz şehit edildiğinde 57 yaşında idi. Kerbela katliamının intikamını hicretin 67 nci yılında MUHTAR I SAKAFİ almıştır. HZ HÜSEYİN in HALEP te başının kesildiği taş kan ağlayan taş olarak bilinmekte olup, hala bu zamana kadar kan ağlaması devam etmektedir. MEŞHİDÜ n HAK ta denilen bu yer Ehlibeyt aşıkları tarafından devamlı ziyaret edilmektedir. HZ HASAN NASIL ZEHİRLENDİ Cude Babası EŞAS ın da kendisini yönlendirmesiyle HZ HASAN ı zehirlemiştir. Sunni kaynaklara göre ise YEZİD BİN den CA de BİN EŞ AB. B KAYS tarafından zehirlendi. HZ HASAN bu zehirlenmenin karşısında 40 gün ağır şekilde yattı. Kerbela katliamının üzerinden 1400 yıl geçmesine rağmen bu olaylar Müslümanları çok derinden üzmüştür. HZ HÜSEYİN efendimizin 70 tane savaşçısı tane adama karşı nasıl baş gelecek insan oldukça üzülüyor. Her iki tarafta Müslüman HZ HÜSEYİN efendimizin başını kestikleri yetmiyor birde top olarak ayaklar altında oynamaları alıp oraya buraya götürmeleri çok acı veren bir olaydır. HZ HÜSEYİN efendimize suda içirmediler çok eziyetli bir şekilde şehit ettiler. Ne zaman bir ilahili toplantılarda kerbela ilahisini dinlesen kendimi hiç tutamam ilahi bitene kadar hüngür , hüngür ağlarım. Bu olaylar beni çok etkiler. ALLAH ım ahirette HZ HASAN ile HÜSEYİN i görmeyi nasib etsin. Onlara bu acıyı çektirenlere ebedi cehennem azabının en şiddeti ile cezalandırsın cehennemden hiç çıkmasınlar amin. Bugünkü anlatacaklarım bundan ibaret olup haftaya başka bir makalede buluşmak üzere yazımı YUNUS EMRE nin EVLİYALARDAN NASİHATLAR adlı bir şiiriyle bitiriyorum. Hepinize selamlar, saygılar, sevgiler. EVLİYALARDAN NASİHATLAR Şehitlerin ser çeşmesi Enbiyanın bağrı başı Evliyanın gözü yaşı Hasan ile Hüseyin dir. Kerbelanın yazıları Şehit olmuş gazileri Fatma ana kuzuları Hasan ile Hüseyin dir YUNUS derki dünya fani Bizden evvel gelen hani Sekiz cennetin sultanı HASAN ile HÜSEYİN dir.
İçindekiler1 Hz Hüseyinin başının kesildiği taş nerede?2 Hz Hüseyin başı nerede?3 Hz Hüseyin mezarı nerede?4 Kimin kafasıyla top oynandı?5 Hasan Hüseyin kim öldürdü?6 Hz Alinin soyundan gelenlere ne denir?7 Hz Hüseyinin intikamını kim aldı?8 Kerbelada Hasan Hüseyin i kimler öldürdü?Hz Hüseyinin başının kesildiği taş nerede?“Kan ağlayan taş” ise Halep şehrinde “Meşhedu'n Nokta” denilen yer, Ehlibeyt âşıklarının ziyaret yeridir. Orada imam Hüseyin'in mübarek başının konulduğu bir taş vardır. Taşın üzerine İmam Hüseyin'in mübarek başından kanlar akmış ve Müslümanların o taşa ilgi göstermesine ve korumasına sebep Hüseyin başı nerede?Hazret-i Hüseyin Kesik Başı Küfe' Hüseyin mezarı nerede?Al-Imam Al-Hussain Holy Shrine, Karbala, IraqHusayn ibn Ali / Place of burialKimin kafasıyla top oynandı?Yasak, eski zamanların acı bir hatırasından, Kerbelá hadisesinden kaynaklanıyordu Hazreti Muhammed'in torunu Hazreti Hüseyin, 680 senesinde Emevi Hanedanı'ndan Yezid'in adamları tarafından Kerbelá'da katledilmiş, kesik başı Yezid'e götürülmüş ve Yezid bu kesik başla top gibi oynamıştı!Hasan Hüseyin kim öldürdü?Birebir savaşta çok fazla kayıp veren Ömer bin Sa'd'ın ordusu Şimr bin Zi'l Cevşen'in emriyle toplu hücuma geçti ve her taraftan ok ve mızraklar Hüseyin'in üzerine yağmaya başladı. Sinan bin Enes en-Nehai veya Şimr bin Zi'l Cevşen kafasını kılıçla keserek Hüseyin'i Alinin soyundan gelenlere ne denir?İslam'da dinî unvan olarak Hüseyin'in soyundan gelen Alevîlere Hüseyni veya Seyyid, Hasan'ın soyundan gelen Alevîlere ise Hasani veya Şerif Hüseyinin intikamını kim aldı?Muhtar es-Sakafi, hem Emevîler'den ayrı bağımsız bir halifelik ilan eden Abdullah bin Zübeyr'in Kufe'deki valisini görevinden uzaklaştırması, hem de Kufe'de karargâh kurarak Hüseyin bin Ali'nin Kerbela Savaşı'nda öldürülmesinin öcünü almak için Emevî halifelerine karşı başarısız bir isyan tertip etmesi ile ün …Kerbelada Hasan Hüseyin i kimler öldürdü?Kerbelâ Olayı veya Kerbelâ Savaşı ya da Kerbelâ katliamı, 10 Ekim 680'de, bugünkü Irak sınırları içindeki Kerbelâ şehrinde, Muhammed'in torunu Hüseyin bin Ali'ye bağlı küçük bir birlik ile Emevi halifesi I. Yezid'in ordusu arasında cereyan etmiştir. Hüseyin ve kafilesindeki herkes öldürülmüştür. Yazı dolaşımı
Imam Hüseyin’i kimler öldürdü?Birebir savaşta çok fazla kayıp veren Ömer bin Sa'd'ın ordusu Şimr bin Zi'l Cevşen'in emriyle toplu hücuma geçti ve her taraftan ok ve mızraklar Hüseyin'in üzerine yağmaya başladı. Sinan bin Enes en-Nehai veya Şimr bin Zi'l Cevşen kafasını kılıçla keserek Hüseyin'i Hüseyin’i neden öldürdüler?Kufe Valisi Ubeydullah, Ömer'e, Hz. Hüseyin'den Yezid adına biat almasını, aksi halde suyla bağlantısının kesilmesini emretti. Biat teklifini kabul etmeyen Hz. Hüseyin ve yanındakiler, zulme boyun eğmemek için Allah yolunda ölme kararı Hüseyin’in kafasını kim kesti?Hazreti Zeynel Abidin'in, eli kelepçeli ve boynu zincir vurulu haldeydi. Yolda acayip haller zuhura geldi; muhafızlardan bazısı öldü. Hazret-i Hüseyin şehid edenler, Yezid'ten ödül almak için; o yüce zatın mübârek başını kestiler. Süngülerinin ucuna Hüseyin’in kesik başı nerede?“Kan ağlayan taş” ise Halep şehrinde “Meşhedu'n Nokta” denilen yer, Ehlibeyt âşıklarının ziyaret yeridir. Orada imam Hüseyin'in mübarek başının konulduğu bir taş vardır. Taşın üzerine İmam Hüseyin'in mübarek başından kanlar akmış ve Müslümanların o taşa ilgi göstermesine ve korumasına sebep sonu nasıl oldu?I. Yezîd, daha nispeten gençken 38 yaşında üç buçuk yıl halife iken Şam'ın Hevran köyünde bir av partisi esnasında bir av kasrında hiç beklenmedik bir şekilde Hüseyin hangi mezhepten?Hüseyin bin Ali bin Ebu Talib Arapça الحسين بن علي; d. 10 Ocak 626 – ö. 10 Ekim 680, İslâm peygamberi Muhammed'in torunudur…. bin Ali الحسين بن عليDefin yeriİmam Hüseyin Türbesi, Kerbela, Irak 32°36′59″K 44°1′ Rubab Leyla Ümmü İshakKerbelanın intikamını kim aldı?Muhtar es-Sakafi, hem Emevîler'den ayrı bağımsız bir halifelik ilan eden Abdullah bin Zübeyr'in Kufe'deki valisini görevinden uzaklaştırması, hem de Kufe'de karargâh kurarak Hüseyin bin Ali'nin Kerbela Savaşı'nda öldürülmesinin öcünü almak için Emevî halifelerine karşı başarısız bir isyan tertip etmesi ile ün … Yazı dolaşımı
Ey şehid-i Kerbela’ya ağlayanAğla matemdir Muharrem’dir kırık, dillerimiz sönük. Şehadete mi sevinmeli, ayrılıktan mı acımalı?Bu sorunun cevabı yok. Yüreğimiz iki parça ve her parçası yolun bir ucunda. Bir parçamız vuslattan coşarken, diğer parçamız kederli, ağlamaklı...Ah Kerbü Bela!Tarihin en büyük, en acı yağmasını, Zeyneb’in feryadını, Can Hüseyin’in kan-ter içindeki alnını, Kufe’yi, Kufelileri, Kerbela’nın kanayan taş ve toprağını, kurdun kuşun su içmeye utandığı Fırat’ı takvim yapraklarından hatırladığımız gün iki güzel insanın gözyaşıyla yunup çöl toprağıyla kefenlendiği günler. Başta güzeller güzeli o güzel torun ve yanında candan geçmiş yiğitleri. Çocuk, genç, orta yaşlı, her biri bir dağ heybetiyle meydana atılan, Yezid’i ve yezidliğini tanımayan, Hak Din Peygamberininsav torununu davet edip aldatan, yüzüstü bırakanlara karşı bir avuç cennet ayrı kılıçların ayrı konuştuğu, geri çekilmeye ve oturup konuşmaya müsaade edilmediği bu günler sebebiyle içimizde kapanmak bilmeyen çöl yarığı...Ölüm kişinin süsüdürMedine’den yola çıktığı andan itibaren şehadetin taşlı ve toz yollarına serpilecek birer çiçek olduklarının farkında olan İmam, Yezid hükümdarlığıyla kendini gösterecek olan sıkıntıları sezerek canı pahasına da olsa yolundan dönmemiş ve ailesiyle beraber yanındaki yiğitlerin dönmelerini istemişse de onlar şehadetten geri durmak istememişlerdir. Öpüp koklayıp birer birer meydana gönderdiği yiğitlerinin, susuzluktan kuruyan dudaklarını göz pınarlarıyla rahatlatıp şehadet tacını giydirmiştir. “İnsan için ölüm, genç bir kızın boynundaki takı gibidir; ölüm kişinin süsüdür” diyerek meydandan sahabe oğlunun komutasındaki binlerin gözleri içine siz ne büyük bir hata işlediniz’ dercesine bakarak varmıştır varacağına. O sahabe oğlu ki, çölde, İmam namaza durduğunda sesine cemaat olmuş fakat ona karşı kılıç kuşanmaktan da geri durmamıştır. Zulüm fırtınasının rüzgarı şefkat perdesini aradan silip götürünce’ geriye ne İmamlık müessesesinin ehemmiyeti düşüncesi ne de İmamın arkasında cemaat olma ruhu işçiliğinin en dirayetli, en acı, ağır örneğini sunan İmam ve yiğitleri, kazananlar safında Hz. Peygambersav imamlığında tebessüme durmuşlar ve şehadetin sönmez çerağı olup ciğerlerimize dolmuşlardır. Allah bizleri onların muhabbetinden mahrum Hüseyin’in melekleriFuzuli, Ka’b-ül-Ahbar’ın sahihliği hakkında yemin ettiği şu rivayeti aktarır Hüseyin Mazlum’a göklerin melekleri öldürülmüş bulunan Eba Abdillah, yerin melekleri boğazlanmış bulunan Eba Abdillah, denizlerin melekleri Şehid Hüseyin’ derler. Hüseyin şehid edildiği günden itibaren Kıyamet’e kadar, semavi varlıklardan bir topluluk onun mübarek türbesine bekçilik edip onun yasını tutmakta, matemini anmaktadırlar. Her Cuma gecesi de, yetmiş bin melek gelip, orayı ziyaret eder, sabaha kadar matem tutarlar, sabahleyin kazandıkları sevap ile yerlerine dönerler. Ey Sezayi bilmiş ol şahı Hüseyn Cümleye sevmektir ânı farz ı ayn Şeksiz ehlullaha oldu nûr-ı ayn Ağla matemdir Muharrem’dir bugünYavuz Ertürk matem’i haber verdi Yayın Tarihi 03 Aralık 2011 Cumartesi 1254 Güncelleme Tarihi 03 Aralık 2011, 1254
Yüzyıllardır ümmetin içinde hiç sönmeyen bir acı Kerbela hadisesi. Resul-i Ekrem’in torunu Hz. Hüseyin, 72 yakını ile birlikte şehit düştü. İktidar hırsı ile gerçekleştirilen bu katliam, İslam tarihinin siyasi anlamda en önemli kırılma noktalarından biri oldu. Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in anlatımıyla Hz. Hüseyin ve Kerbela gerçeği... Hazret-i Hüseyn Kûfe'ye gitmek için sefer hazırlığını tamamlamakla meşgul… Tam yola çıkacağı sırada, evvelâ Ömer Bin Abdürrahman, sonra ibn-i Abbas, karşısına çıktılar ve yalvardılar - Kûfe'ye gitme! Oranın halkı dönektir. Sen Arabın efendisi bulunuyorsun! Hicaz halkı senin peşindedir. Mekke'de kal ve biy'at imkânını burada hazırla! Eğer Iraklılar vaadlerinde sadıksa, ne diye seni çağırıyorlar; yığınlar halinde buraya gelsinler!.. Eğer mutlaka Hicaz'dan ayrılman gerekse Küfe gibi netameli bir yere gideceğine, hiç olmazsa Yemen'in kaleleri kuvvetli, arazisi dağlık ve her türlü korunmaya müsait, halkı da senin baba dostların… Gitme, yâ Hüseyn, Kûfe'ye gitme! Hazret-i Hüseyn mukabelede bulundu – Öğütleriniz babaca, ilginiz de kardeşçe… Ama benim buradan çıkmam ve Küfe yolunu tutmam, artık bir oldu-bitti hükmündedir. Bana selâmet dilemekten başka size vazife kalmamıştır. Tekrar yalvardılar – Hiç olmazsa ev halkını ve yakınlarını beraber götürme! Hazret-i Hüseyn bu tavsiyeyi de dinlemedi. Kader o türlü hükmünü yerine getirdi ki, Peygamber torununa hiç bir mantık tesir edemedi. Çoluğunu çocuğunu, bütün yakınlarını topladı ve Irak istikametinde Mekke'den yola çıktı. Biraz ileride şair Ferzedak'a rastladı ve sordu – Halk ne düşünüyor, halleri nasıl? Büyük şair ve hikmet adamı, şu cevabı verdi – Halkın kalbi seninle ama kılıçları senin düşmanlarınla… Kaza ve kader gökten iner ve Allah dilediğini işler. O sırada Abdullah Bin Cafer'in oğullan yetişti. Babalarının bir mektubunu Hazret-i İmama verdiler. Mektup, kendisi yetişinceye kadar ileriye gitmemelerini rica ediyordu. Hazret-i Hüseyn yoluna devam etti. Kûfe'deki hâdiselerden habersiz olduğu için, yola çıktığını ve yakında Kûfe'ye ulaşacağını bildiren bir mektup yazıp yakınlarından biriyle oraya gönderdi. Mektubu götüren Kadisiye'de yakalandı. Küfe Valisi Ubeydullah'a gönderildi ve onun emriyle öldürüldü. Hazret-i Hüseyn hep yoluna devamda… Yolda bazı kimseler kendisine katıldı. Yol almaya devam ettiler. Sa'lebiye mevkiinde Müslim Bin Akîl'in öldürüldüğü haberini aldılar. Bütün kafile gözyaşları içinde kaldı. Bazı dostları tekrar rica ettiler – Dön, geriye dön, yâ İmam! Müslim'in kardeşleri atıldılar – Ya kardeşimizin intikamını alırız, yahut biz de onun gibi şehitlik şerbetini içeriz! Başka türlüsü olamaz! Hazret-i Hüseyn bu dileği doğru buldu ve yine yola devam emrini verdi. Birkaç konak sonra, Müslim'in arkasından gönderdiği süt kardeşi Abdullah'ın da Ubeydullah tarafından şehit edildiği haberi geldi. Kafilede teessür ve ıstırap büsbütün arttı. Yine yola devam… Şeraf Nehri geçildikten sonra, karşıdan görünen bir alay süvari… Bunu görünce sağ tarafta bir dağa saptılar. Atlılar da onları takip etti ve karşılarına kondu. Atlıların başında Hür Bin Yezîd isimli bir adam… Namaz vakti gelince Hazret-i Hüseyn'in müezzini ezan okudu. Hazret-i İmam'ın arkasında cemaatle namaz kılındı. Hür Bin Yezid de askerleriyle birlikte Hazret-i Hüseyn'e uydu ve namazı edâ etti. Namaz bitince Hazret-i İmam bir hutbe okudu ve dedi. – Biy'at için Kûfeliler tarafından edilen davet üzerine geldim! Hür cevap verdi – Biz seni davet edenlerden değiliz! Biz, seni bulup Kûfe'ye kadar senden ayrılmamaya memuruz! Bunun üzerinedir ki, Hazret-i Hüseyn, ilk defa olarak, maiyetindekilere, atlarına binip geri dönmeleri için emir verdi. Fakat Hür bu emre mâni oldu – Ne Medine'ye gidebilirsiniz, ne de Kûfe'den başka bir yere! Tutuklanmış bulunuyorlardı. Atlarına bindiler ve sol tarafa doğru yol aldılar. Hür ve atlıları, peşlerinde… Biraz ilerleyince, karşılarına Küfe ve civarından bir kaç kişi çıktı. Hür, bunları Hazret-i Hüseyn ile görüştürmemek istedi. Fakat Hazret-i Hüseyn'in sert ısrarına karşı duramadı ve görüşmelerine razı oldu. Gelenler, Kûfelilerin hâlini ve Müslim ile öbürlerinin nasıl gaddarca şehit edildiklerini anlattılar. İçlerinden biri şöyle dedi – Senin dostun az, düşmanın da çok… Gel bizim oymağımızın bulunduğu dağa çekilelim! O dağda, düşman üzerimize derya misali asker gönderse yine bir şey yapamaz! On gün geçmeden civar kabileler de imdadımıza gelir. Efendileri olduğum yirmi bin Tâi'nin, hemen emriniz altında toplanmasını taahhüt ediyorum. Hazret-i Hüseyn – Allah sana iyi akıbet ihsan etsin. Fakat şimdilik bizim yolumuzu değiştirmemiz güçtür! Dedi, gelenlerden ayrıldı ve Muharrem'in ikinci günü Kerbelâ sahrasına kondu. Kerbelâya inişin ertesi günü, karşılarında, 4000 kişilik bir kuvvet… Kumandanları Ömer Bin Saad… Ubeydullah'ın adamı Ömer, derhal Hazret-i Hüseyn'e bir elçi gönderdi ve sordu – Niçin geldiniz? – Kûfeliler istedi, ben de geldim. İsteklerinden caydılarsa ben de döner giderim. Ömer bu cevabı dörtnala, Ubeydullah'a bildirdi. Gelen emir – Evvelâ Yezîd'e biy'at teklif et! Kabul ederse ne âlâ!.. Etmezse sularını kes ve Hüseyin'i, diri veya ölü, ele geçir!.. Teklif edildi – Yezîd'e biy'at et yâ Hüseyn! – Asla!.. Bunun üzerine Ömer, su ile Hüseyn'in arasına girmek üzere beş yüz atlı gönderdi. Atlılar suyu tuttu ve Hazret-i Hüseyn, cephesi ve cenahından kuşatılmış, çöl ortasında susuz ve yardımsız, kala kaldı. Suyu tutanlardan bir lânetli, Hüseyn'e şöyle haykırdı – Bir damlasını tadamadan, suya baka baka öleceksin! Peygamber torunu dua etti – Yârabbi, sen bu adamı susuzlukla helak et! O adam birdenbire hastalanacak, hastalığı suya doyamamak olacak ve kırbalarla su içtiği halde susuzluktan kıvrana kıvrana can verecektir. Hazret-i Hüseyn o gece Ömer'le tenhada, görüştü – Bırakın beni, ya Medine'ye döneyim, yahut kâfirlerle çarpışmak üzere Türkistan taraflarına gideyim! Yahut doğru Şam'a yollanayım! Ömer bu teklifleri beğendi ve hemen Ubeydullah'a yazdı. Ubeydullah da mektubu okuyunca hoşlandı ve – Ne güzel teklifleri!.. Kabul ettim! Birinden birini seçelim! Dedi. Fakat, huzurunda bulunan Şemir isimli korkunç nasipsiz, hemen Ubeydullah'ı önledi – Sen ne yapıyorsun? Hazır eline düşmüşken fırsatı nasıl kaçırıyorsun? Bilmiyor musun ki, bu adam, nereye gitse taraftar toplar, kuvvetlenir ve senin başına belâ kesilir? Hususîyle, gece, Ömer'i bir kenara çekip yalnızca konuşmuş… Şüpheli durum!… Sen Ömer'e yaz, etrafındakilerle beraber buraya gelmesini Hüseyn'e teklif etsin!.. Gelecek olursa hakkında kararı sen verirsin. Dilersen cezalandırır, dilersen affedersin!.. Ubeydullah bu zehirli telkinlerin ağına düştü ve Ömer'e emir yazdı – Hüseyn'e, yanındakilerle beraber bana gelmelerini teklif et! Kabul ederse, hepsini al, getir! Kabul etmezse onunla cenkleş, hepsini yere ser ve atlara çiğnet! Emri de, Şemir'e verdi – Şayet Ömer emrime karşı koyacak olursa başını kes ve bana gönder! Sana yetki veriyorum! Böylece kumandayı eline almaya kadar muvaffak olan hain, cebinde mektup ve yetki kâğıdı, yola çıktı ve Muharremin dokuzuncu günü Kerbelâ'ya vardı. Ömer, getirdiği nâmeleri gözden geçirdikten sonra Şemir'in karanlık suratına baktı ve nefretinden bu surata tüküreceği geldi. Ağzına gelen suçlandıncı lâfları etti; fakat hilekâr Şemir'in telkinlerine kapılmakta o da gecikmedi. Kendisini yüksek rütbelerin cazibesiyle avlayan Şemir'in emrine baş eğdi ve akşama doğru askerine Hüseyn'i her yandan kuşatma emrini verdi. Hazret-i Hüseyn, böyle geç vakit yapılan kuşatma hareketinin sebebini sormak için kardeşi Abbas'ı gönderdi. Abbas, artık karşı tarafla cenk halinde bulundukları cevabını aldı. Hazret-i Hüseyn, Abbas'ı tekrar göndererek şu istekte bulundu – Cengi yarın sabaha kadar erteleyelim… Ömer bu dileğe müsbet cevap verdi. Peygamber torununun maksadı kendi ev halkına ve yakınlarına gereken öğütleri vermek ve o geceyi ibâdet ve istiğfarla geçirmekti. Etrafındaki leri topladı ve söze başladı "- Allahım; sana hamdederim ki, bize nübüvvetle ikram ettin. Bizde, hakkı işitir kulaklar, hakkı görür gözler, hakkı benimser kalbler yarattın. Bize Kuranı bildirdin ve din ilmini öğrettin. Bizi, sana şükredici kullarından eyle! Bundan sonrası şu ki, ben, yakınlarımdan daha vefalı ve hayırlı dost, ev halkımdan da daha şefkatli ve bağlı görmedim. Allah hepinize, benden ötürü, hayırlı ihsanlarda bulunsun… Ancak, sanırım ki şu karşımızdaki düşmanla hesaplaşmanın vâdesi bu akşam dolmaktadır. Son meydan yarındır. Bu bakımdan hepinize izin veriyorum; üzerinizde bana ait bir borç kalmamış olarak, yâni serbestçe ve rahatça bu gece gidebilirsiniz! Bu geceyi deve diye kullanınız, fırsatı kaçırmayınız ve gecenin karanlığına bürünüp uzaklaşınız! Her biriniz ev halkımızın birinin elinden tutup gitsin. Hepiniz Allah'ın lûtuflarına eriniz! Köylere, kasabalara yayılın ki, Allah üzerinizden mihnet ve meşakkati kaldırsın. Düşmanlar, benimle boğuşmak, beni altetmek azminde… Beni elde ederlerse başka bir şey istemezler." Hazret-i Hüseyn'in oğulları, kardeşleri ve kardeşlerinin oğulları, hep beraber atıldılar – Seni bırakarak gitmeyi ve senden sonra yaşamayı Allah bize göstermesin! Cevap aldılar – Oğullarım, kardeşlerim, yeğenlerim! Müslim'in şehit düşmesi yeter! Size ben izin veriyorum; gidiniz!.. – Ya halka ne diyelim! Büyüğümüzü, efendimizi, babamızı, kardeşimizi, en hayırlı amcamızı, ok atmadan, tek yara almadan bıraktık mı diyelim? Vallahi bu durumu ebedî olarak kabul etmeyiz!.. Hepimiz, nefslerimizi, mallarımızı, yakınlarımızı sana feda eder, ölünceye dek senin yanında dövüşürüz! Müslim Bin Avsece-tül Esedî ayağa kalkıp haykırdı – Seni yalnız mı bırakmak?.. Öyleyse senin hakkını korumak bahsinde Allah'a hangi mazereti gösterelim? Vallahi mızrağımı düşman göğsünde kırıncaya ve kılıcımı kabzasına kadar parçalayıncaya dek senden ayrılmam! Silâhım olmasa bile senin uğrunda ölünceye kadar taşlarla döğüşürüm! Daha birçok sadakat ve bağlılık sözü… Hazret-i Hüseyn hepsine dua etti. Ebû Zer-ül Gıfâri'nin kölesi kılıcını silerken öyle dokunaklı mısralar okudu ki, onları işiten Hazret-i Hüseyn'in kızkardeşi Zeynep, çığlık kopararak bayıldı. Zeynep ayılınca başucunda Hazret-i Hüseyn'i buldu – Kardeşim; Allah'a sığın! Bil ki, bütün dünya ehli ölür, sema ehli de baki kalmaz. Allah'ın zatından başka her şey helâktedir. Annem, babam ve kardeşim benden daha hayırlıydılar. Öldüler. Bundan sonra Hazret-i Hüseyn sabaha kadar ibadet ve istiğfarla meşgul oldu. Şafak vakti… Kerbelâ çölü, gerine gerine uyanmakta… Tek saniye uyamamış olan Hazret-i Hüseyn yakınlarını sabah namazını kıldırıyor. Yanan kalblerin kandilinde pırıldayan Allah ismi… Ufukta gittikçe koyulaşan kızıllıklar… Hazret-i Hüseyn atlı ve yaya, 70 – 80 kişilik maiyetini safa dizdi. Sağ ve sol yanlarına, maiyetindekilerden en güvendiklerini koydu, bayrağı da bir eminine verdi ve kendisi merkeze geçti. Binlerce askere karşı yalnız 70 – 80 insan… İlerledi ve karşısında, Müslümanlık iddiasındaki askerlere haykırdı "- Ey insanlar! Sözüme kulak verin! Aceleye kapılmayın! Ben size vacip olan şeyi söyleyeyim Gelişimden ötürü özrümü bildiriyorum! Özrümü kabul ve sözümü doğrularsanız, saadet kazananlardan olursunuz! Özürümü kabul etmez ve lâfımı dinlemezseniz, istediğinizi yapmakta hürsünüz!" Hazret-i Hüseyn bu noktada durdu. Zira kız kardeşleri iç paralayıcı şekilde ağlamaya başlamıştı. Hazret-i Hüseyn onlara döndü ve kendilerini sükûnete getirinceye kadar uğraştı. Sonra tekrar askerlere hitap etti "- Ey insanlar!.. Beni herkese nispet edin ve düşünün; ben kimim? Vicdanınıza baş vurun, nefslerinizi suçlandırın; bakalım benim kanım size helâl midir, öldürülmem caiz midir? Ben Peygamberimizin kızıyla amca oğlunun çocuğu değil miyim? Şehitlerin Efendisi Hamza, babamın amcası, Cennette uçan Cafer benim amcam değil midir? Allah'ın Resulü, kardeşimle benim için, siz cennet gençlerinin efendileri ve sünnet ehlinin göz bebeklerisiniz, dememiş midir? Şüphe yok ki, bu dediğim şeyde beni doğrularsınız. Eğer yalanlıyorsanız, içinizde Câbir Bin Abdullah'a yahut Ebû Said veya Sehl Bin Saad'a, yahut da Zeyd Bin Erkam'a veya Enes'e sorun! Haber verirler! Yok mu, içinizde bir yasaklayıcı ki, benim kanımın akıtılmasına engel olsun?" Bu arada Şemir dilini uzatmak ve Hazret-i Hüseyn'in sözünü kesmek istedi. Habib Bin Mutahhar onu paylayıp susturdu. Hazret-i İmam devam etti "- Eğer söylediklerimde bir şüpheniz varsa yahut Peygamberimizin torunu olduğum üzerinde tereddüt geçiriyorsanız, biliniz ki, bugün Doğudan Batıya kadar Allah Resulü'nün benden başka torunu yoktur! Söyleyin, öldürdüğüm bir mazlumun kanını mı, üstüne oturduğum bir malın ziyanını mı, yoksa bir yaralamanın kısasını mı istiyorsunuz benden? Ne istiyorsunuz? Ey Şit Bin Reb'â, Ey Haccâr Bin Ebcer, Ey Kays Bin Eşi'at ve Ey Yezûl Bin Hars, Kûfe'ye gelmem için bana mektup yazmadınız mı?" Hazret-i Hüseyn bir ân durup cevap bekledi. İsimlerini saydığı adamlar – Hayır, biz böyle bir şey yapmadık! Diye bağırdılar. Hazret-i İmam cevap verdi – Yaptınız! Fakat şimdi inkâr ediyorsunuz! Madem ki artık beni istemiyorsunuz, bırakın, dönüp gideyim yerime! Düşman safından Kays Bin Eşi'at atılıp bağırdı – Yâ Hüseyn, Ubeydullah'ın hükmüne baş eğip biy'ati kabul etmiyor musun? Hazret-i Hüseyn cevap verdi – İşte bu dediğin, hiç bir zaman olamaz! Ve atından indi. Züheyr isimli biri atını sürüp ortaya geçti ve iki tarafa birden kan dökmemelerine dair en dokunaklı sözleri söylediyse de tesiri olmadı. Şemir haini ok attı. Züheyr geri çekildi. Ve o anda, sahnelerin en ulvîsi meydana geldi; Hazret-i Hüseyn'i ilk kuşatan atlıların kumandanı Hür, Peygamber Torununun tarafına geçti. Atını Hüseyn'e doğru sürdü, önünde durdu ve nida etti – Senin tarafına geçiyorum! Şu ana kadar işlediğim suçları affet!.. Hür'ün cenkten kaçınma öğütlerine de okla cevap verdiler. Sonradan gelen kumandan Ömer Bin Saad ilerliyerek okunu attı ve haykırdı – İşte cengi açıyorum! Davranın! Ok yağmuru… Ziyad'ın kölesi Yesar ile Ubeydullah'ın kölesi Salim, meydana çıktılar ve er dilediler. Hazret-i Hüseyn tarafından Abdullah Bin Umeyr-ül-Kelbî çıkıp ikisini, kılıcını iki kere kaldırıp indirmekle yere seriverdi. Boğuşma da bütün dehşetiyle başladı. Hazret-i Hüseyn'in yetmiş iki kişiden ibaret yakınları, binlerce asker, kılıç, mızrak, balta ve gürz altında, doğrandılar, delindiler, kırıldılar ve ezildiler. Hazret-i Hüseyn'in iki oğlu, altı kardeşi, Hazret-i Hasan'dan iki yeğeni, daha nice yakını, dostu ve akrabası… Bütün bu şehit olanlar, iki günden beri dudaklarını ıslatmaya bile tek damla su bulamamış insanlar. Nihayet ortada Hazret-i Hüseyn kaldı. Kim ve ne olduğunu anlatan mısralar okuyarak atını düşman saflarına sürdü. Bir anda, etrafına üşüşen üşüşene… Su yerine üzerine ok fışkırırken, kılıçlar ve mızraklar da başında ve göğsünde işledi ve iki Cihan Efendisi'nin, sırtında taşıdığı torunu, atından düştü. Kâinata ve topyekûn varlığa kıymak isteyecek kadar hain bir el uzandı ve o kutsî başı bedeninden ayırdı. Geride kalan kadın ve çocukları da esir ettiler. Esirler arasında zevcesi Errübâb, kız kardeşleri Zeynep ve Ümm-ü Kelsûm, kızları Sekine ve Fâtıma, bir de, oğlu Ali Zeynelâbidin… Hazret-i Hüseyn'in vücudunda yetmiş iki kılıç ve mızrak yarası… Bütün gerçek Müslümanlar dövündü. Yüzlerce, binlerce şair, kezzap gibi kalbleri eriten mersiyeler söylediler ve gök kubbe altında bir peygamber torununa, dünya yaratıldı yaratılalı vâki olmayan, olmasına da imkân bulunmayan bu zülüm karşısında vicdanları şahlandırdılar. Cinlerin bile yakıcı mersiyeler okuyarak dövündüklerini duyanlar oldu. Tarihte en büyük şehitlerden birinin kesik başını Kûfe'ye götüren müfreze, bir konak ileride mola verirken, dibinde oturdukları duvardan bir el çıktı ve Hüseyn'i öldürenlerin, yarın Hesap Günü, ne cevap vereceklerini soran iki mısra aynı duvara kanla yazdı. Bu askerî birlikten kaçanlar, silâhını atıp bir adım gitmeyeceğini haykıranlar, çıldıranlar oldu. Mansur Bin Ammar, bu iki mısranın, Nübüvvetten 300 yıl önce bir taşa yazılı olarak Rum illerinde bulunmuş olduğunu rivayet eder. Hüseyn'in şehit olduğu gün, insanların yüzüne değil, tabiate bakmak lâzımdır. Gündüz vakti ortalık kapkara kesildi. Hattâ bir aralık yıldızlar bile göründü. Peşinden korkunç bir kızıllık çöktü. O gün kanlı yağmur yağdığını ve Kerbelâ'da hangi taş kaldırıldıysa altında kan sızıntısı görüldüğünü söylemeye kadar gidenler olmuştur. Hüseyn'in başını gövdesinden ayırmış olan Sinan adlı insanlık yüz karası, mübarek kafayı bir de fahriye okuyarak Ubeydullah'ın önüne koyunca, Küfe Valisi, destanlık cinayetin bizzat tertipçisi olduğu halde, dayanamadı ve Sinan'ın başını vurdurdu. Kerbelâ hâdisesine karışanlardan hepsi, şu veya bu türlü belâlarını buldular. Bir zaman sonra Muhtar Bin Ubeyd askeriyle Kûfe'ye girdi ve Kerbelâ işine katılanlardan altıbin kişiyi öldürdü. Ubeydullah, Şemir ve Ömer Bin Saad de bu arada cezalarını buldular ve en büyük ceza âlemine geçtiler. Kerbelâ'ya katılanlardan herbirinin belâsını bulduğuna dair en güzel nakil, Yakup Bin Süfyan'ınkidir- Bir gece oturmuş, Kerbelâ faciasından bahsediyorduk. Mecliste bulunanlardan biri, bu vak'aya katılanlardan belâsını bulmadık hiç kimse kalmadığını ileriye sürdü. Yine mecliste bulunanlardan bir ihtiyar, kendisini öne attı ve Kerbelâ'ya katılanlardan ve Hüseyn'in öldürülmesine yardım edenlerden olduğu halde o güne kadar hiç bir belâya uğramadığını söyledi. O ân odada yanan kandillerden biri sönecek hale geldi. İhtiyar kandili alıp fitili düzeltmek isterken sıçrayan bir kıvılcımla sakalı tutuştu. Meclistekiler ihtiyarı söndürmeye davrandılarsa da başaramadılar. Sakalını bastırdığı entarisi ve bütün vücudu alevler içinde kaldı. İhtiyar, koşarak kendisini, kenarında bulunduğumuz Fırat'a attı ve yana yana boğularak öldü. Necip Fazıl Kısakürek, Peygamber Halkası, Büyük Doğu Yayınları, İstanbul
hz hüseyin kan ağlayan taş