her şeyin bir zamanı var ayet
Allahın (c.c.) ezelden ebede kadar olacak her şeyin zamanı, yeri ve özelliklerini sınırsız bilgisiyle bilmesi ve takdir etmesi yani belirlemesine kader denir. Allah’ın (c.c.) ezelde irade ve takdir ettiği şeylerin, yeri ve zamanı gelince, ezeldeki ilim, irade ve takdire uygun olarak yaratması ile meydana gelmesine kaza denir.
Sona kalan dona kalır: “bir işte geç kalan istediği şeyi elde edemez” anlamında kullanılan bir söz. » Terazi var, tartı var; her şeyin bir vakti var: Hemen her şeyin, her işin bir ölçüsü ve zamanı vardır. Eğer bunlara dikkat edilmezse işler yolunda gitmez, karışıklık baş gösterir, hayat alt-üst olur, düzen
Bil ki her şeyin bir zamanı var." 25 Jul 2022
HERŞEYİN BİR ZAMANI VAR. Henüz tavuk olmadan, bil ki tara çıkılmaz Öküz olmadıkça da, asla “göp” kirletilmez(*) Zamanı gelmeyince; gül açmaz, bülbül ötmez Demir tava gelmeden, soğuk demir dövülmez 30/11/’20 Hanifi KARA (*) Göp: Kağnılarda boyundurukla öküzün arka kısmına gelen tapın adı Hanifi Kara
RT@gungorulusoy62: Seküler bir sistem içinde İslâmi hassasiyetleri olan marjinal bir siyasi parti olduğumuz dönemlerde her doğru her yerde söylenmez anlayışıyla her şeyin bir zamanı var dedik ve o gün yapmak istediklerimizin bir çoğunu bugün RTE ile yaptık Sosyolojik dönüşümler tedricidir. Ya Sabır. 27 Jul 2022
Site De Rencontre 100 Gratuit En France. sorunun detayı kehf suresinin 86. ayetinde güneşin çamurlu suya battığı söyleniyorsa bu ayet bilimle çelişmiş olmuyor mu?kehf 86 ''nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar buldu. onun yanında orada bir kavme rastladı. bunun üzerine biz ey zülkarneyn! onlara ya azap edecek veya haklarında iyilik etme yolunu seçeceksin, dedik.'' diyanet mealiateistlerin iddiası ayetten; dünyayı göğün altında uçsuz bucaksız bir yer olarak gören ve göz yanılmasından dolayı güneşin dünyanın batısında bir çamur gözesine battığını sanan bir yanlış bilgiye sahip olunduğu anlaşılmaktadır. bu ayet, müslümancılar tarafından güneşin sanki okyanusta batıyormuş gibi görünmesi olarak açıklanmaya çalışılır. öyle olsa, ayette “sanki” sözcüğü olurdu ama yoktur ve bazı mealciler bu kelimeyi parantez içinde ayete her şeyden önce bu ayetin başkasının gözünden anlatıldığını belirtmekte fayda var. zaten allah'ın sandığı/bildiği bir şey olmadığı için ayette bir hatanın olması söz konusu olamazdı. bu ayet zülkarneyn'in gözünden anlatılıyor. eğer hatalı olmuş olsaydı bile zülkarneyn hatalı olmuş olurdu kuran'ın yazarı basit bir analojiyle şöyle açıklayabiliriz ahmet isminde bir arkadaşınızın ''2+2=5'' dediğini düşünün. eğer siz bunu başka arkadaşınıza anlatırken ''ahmet 2+2=5 dedi'' derseniz böyle bir durumda siz mi hatalı olursunuz yoksa arkadaşınız ahmet mi? tabiiki ahmet, çünkü siz ahmet'in sandığını söylüyorsunuz. aynı şekilde allah zülkarneyn'e yansıyanı aktarıyor. zülkarneyn öyle gördü. her şey bu kadar basit aslında. buna rağmen bu ayette hata olduğunu iddia eden ateistlerin dürüst olmadıkları yazarının iddia edilen yanılgıya düşmediğine gelin bir de dil açısından arapça meali ''hattâ izâ belega magribeş şemsi vecedehâ tagrubu fî aynin hamietin ve vecede indehâ kavmâkavmen''bu mealde bizim için yalnızca şu 3 kelimenin anlamları önemlidir mağrib, vecede ve tagrubumağrib ve tagrubu kelimeleri zaten aynı kökten gelir gh-r-b kökünden.klasik eski arapça'da bu kelimenin hem mekansal anlamı vardır hem de zamansal. mağrib kelimesinin anlamlarından biri ''güneşin batış vakti'' tagrubu kelimesine. eğer kuran'ın yazarı güneşin çamurlu suya battığını sanmış olsaydı ''tagrubu'' kelimesini kullanmamış olması gerekirdi. çünkü tagrubu fiziksel bir batmayı ifade eden bir fiil fiziksel olarak çamurlu suya battığını ifade etmek için arapça'da sadece iki tane seçenek vardır. bunlar şu şekildedir-genel anlamda bir şeyin fiziksel olarak başka şeyin içine girmesi için kullanılan kelime dehaleali imran suresinin 37. ayetinde bu kelimenin kullanılış örneği ''zekeriyya, onun yanına, mâbede her girişinde dehale orada bir rızık bulur''-spesifik olarak bir şeyin suda batmasını ifade eden kelime garekekehf suresinin 71. ayetinde bu fiilin kullanılış örneği ''içindekilerini batırmaktugrikaiçin mi gemiyi deldin''şimdi sorulması gereken soru şudur kuran'ın yazarı öyle sanmış ise peki bu ayette neden bu iki kelimeden biri kullanılmamıştır ?bu kelimelerin kullanılmamasından kuran'ın yazarının kesinlikle böyle sanmadığı olarak vecede kelimesine bakalım. bu kelimenin klasik arapça'daki anlamları şu şekildedir şahit olmak, algılamak, farketmek, bulmak, yaşamak tecrübe olarakedebi açıdan bu kelime duygusal bağlamda kullanılır. insanı duygulandıracak güzel bir şeyi görmek, o şeye şahit olmak gibi. bu ayette ise zülkarneyn güneşin batış manzarasına şahit oluyor. zülkayneyn'in gördüğü manzara şu olsa gerek aklınıza şöyle bir soru gelecektir peki bu ayette zülkarneyn'in gördüğünü belirtmekteki maksat nedir? bu hiç belirtilmemiş olsaydı daha iyi olmaz mıydı? böylece yanlış anlaşılma engellenmiş olmaz mıydı?allah zaten yanlış anlaşılmaması için zülkarneyn'in gözünden anlatıyor. bu zülkarneyn kıssasında bu detayı vermek anlamsız bu detayı vermenin bir fonksiyonu vardır. kuran'ın edebi bir metin olduğunu unutmamalıyız. bu ayetin öncesi ve sonrasına baktığımızda neden güneşin batışından bahsedildiği ayetten 3 ayet öncesi zülkarneyn hakkında insanların bir şeyler öğrenmek istiediği yazıyor yani ortada bir merak var''sana zülkarneyn'i soruyorlar'' kehf suresi 83insanlar zülkarneyni hakkında bir şeyler öğrenmek istiyorlar. kuran edebi bir eser olduğu için devamında bu merağı karşılayacak şekilde anlatılıyor. güneşin batışından bahsederken insanların dikkati toparlanıyor. insanlar bunu okuyunca kafasında bir şeyler canlandırıyorlar. işte tam o noktada insanları düşündürmeye geçirmişken asıl söylenmek istenen sonraki ayetlerdeki önemli mesajlarkehf 87 o, şöyle dedi "haksızlık edeni cezalandıracağız; sonra o, rabbine gönderilecek; sonra allah da ona korkunç bir azap uygulayacak."kehf 88 "iman edip de iyi davranan kimseye gelince, onun için de en güzel bir karşılık vardır. ve buyruğumuzdan, ona kolay olanını söyleyeceğiz."son olarak ayetin doğru çevirisini vermek istiyoruz''zülkarneyn güneşin batışına batış vaktine ulaşınca güneşi balçığa batar buldu'' kehf 86sonuç her şey zülkarneynin gözünden anlatıldığı için ve bu ayette güneşin fiziksel olarak çamurlu suya battığı söylenmediği için ayette bilimle çelişen herhangi bir unsur
Oluşturulma Tarihi Ağustos 08, 2022 1310Büyükşehirlerde yaşayan insanların en büyük hayali emekli olunca Ege ve Akdeniz kıyılarına gitmek olurdu. Şimdi ise Anadolu’ya… Bunun en büyük sebebi ise adeta bir balon gibi şişen kira fiyatları. Biz de ev sahipleriye sorun yaşadığı için şehir değiştirenler ile konuştuk. İşte detaylar…Son birkaç yıldır ev sahipleri ve kiracılar arasında yaşanan zam sorunları artmaya başladı. Anormal kira artışlarından ötürü kiracı ve ev sahipleri arasındaki davalarda büyük artış meydana geldi. Ev sahibi ile huzursuzluk yaşamak istemeyen vatandaşlar ise farklı Anadolu şehirlerine gitmeye başladı. Öte yandan önümüzdeki dönemde kiraların düşmesi yönünde beklentiler de mevcut. Peki 'söz konusu durumu' birebir yaşayan kişiler neler diyor?EV SAHİBİNE DAHA FAZLA DİRENEMEDİM’Nalan önce şehir dışındaki evimi kiraya verip İstanbul’a taşındım. O zamanlar üstüne çok az daha fark ödeyip güzel bir evde oturabiliyordum. Son iki senedir ise üstüne neredeyse maaşımın yarısını eklemem gerekiyor. Ne olursa olsun bir düzen kurduğum ve çocuklarım burada okuduğu için ise İstanbul’dan uzaklaşmayı hiç düşünmedim bile. Ta ki geçtiğimiz aya kadar…Ev sahibim zam için aradığında zaten duyacaklarıma hazırlıklıydım, ancak bu kadarını beklemiyordum. Zaten ödeyemezsiniz’ diyerek kiraya yaklaşık 4 bin lira zam yaptı. Ben ise ödeyebileceğimi ve evde kalmaya devam etmek istediğimi söyledim ve anlaştık. Birkaç gün geçtikten sonra ise eve kendisinin taşınacağını söyledi. Eğer kalmak istemiyorsa 4 bin liranın haricinde fazladan 3 bin lira daha istediğini söyledi. Bu kadarını ödemem cidden mümkün değildi. Birkaç gün içinde birden fazla zam yapmasına tepki gösterdiğimde ise O zaman bana Kadıköy’den sizin kiranız ile aynı fiyatlarda ev bul ve oturmaya devam et’ dedi. Tekrar taşınma stresi ve maliyetinin altına girmemek için bunu bile kabul ettim ama hangi evi bulduysam beğenmedi. Ben de artık direnmekten vazgeçtim ve evden çıkmayı kabul eşim ve ben emekliyiz ve şartları zorlamak yerine köyümüz olan Düzce’ye geri dönme kararı aldık. Bize yapılanı kiracımıza yapıp, onu evden çıkarmak zorunda PARA BİRİKTİREBİLİRİZHazal yıllık evliyim ve eşim devlet memuru olarak çalışıyor. Çoktan zorunlu görevini yapmış olması gerekiyordu ama ben hep erteletiyordum çünkü ailemden uzakta yaşamak istemiyordum. Şimdi ise ben tayin istemesi için ısrarcı oluyorum. Çünkü yıllık zam, ara zam derken evimizin kirası neredeyse bir maaş etmeye başladı ve kendimizi borç batağında gibi hissediyoruz. Daha kırsal yerlere gidip hem daha ucuz kira ödeyip hem de para biriktirebiliriz. Bu sayede zorunlu görev bittiğinde belki kendi evimizi bile SAHİBİM HER GÜN BENİMLE TARTIŞIYORSevim hatırı sayılır bir semtinde gerçekten de ortalamanın altında bir kira vererek yaşıyorum. Çünkü oldukça eski bir kiracıyım. Etraftaki evlerin kira fiyatlarını duyan ev sahibim ise çıkmam konusunda ısrarcı, öyle ki her gün mutlaka arayıp benimle tartışıyor. Beni evden çıkarmak için gürültü yapıp tüm apartmanı rahatsız ettiğime dair imza bile topladı ve bunları mahkemede kullanacağını söyledi. Neyse ki mahkemede sunduğu hiçbir şey beni evden çıkarmak için yeterli olmadı. Buna rağmen beni hâlâ huzursuz etmeye devam ediyor. Ben de kendi huzurum için evden ayrılacağım ama dışarıdaki fiyatlar da pek iç açıcı değil. Eşimin işi sebebiyle de şehir dışına taşınma ihtimalimiz bile yok. Biz de Beykoz’da bir köyde babamdan miras kalan arsanın üzerine ev yapma kararı aldık. BODRUM'DAN GİRESUN'A...Yakup aylarında Ege ve Akdeniz kıyılarına tatile gittiğimde hep Emekli olunca burada yaşayacağım’ derdim ve bu hayalimi gerçekleştirdim. Ancak pek uzun sürmedi… Emekli olduktan sonra sıkılmamak için Bodrum’da kendime bir iş buldum ve eşimle birlikte hayalimizi gerçekleştirmek için oraya yerleştik. Ancak yaz aylarının gelmesiyle ara zam adı altında kiralar da neredeyse ödenemeyecek rakamlara yükseldi. Her geçen gün de yükselmeye devam ediyor. Bodrum’dan tekrar İstanbul’a dönmek istemedik. Çünkü orada da fiyatlar farklı değildi. Hal böyle olunca köyümüz olan Giresun’a yerleşme kararı aldık. Zaten bir aile apartmanımız var ve akrabalarımız da orada yaşıyor. Şu an evimizi tadilata soktuk ve bundan sonra hayatımızı Giresun’da sürdürme kararı aldık.İŞ BULDUĞUM AN GİDECEĞİM’Hakan Bahçelievler semtinde ikamet ediyorum. Ailem ise emekli olduktan sonra Konya’ya yerleşti. 4 yıl önce de evlendim ve kirada oturmaya başladım. 2 bin liraya oturduğum evin kirası yeni zam ile birlikte 6 bin liraya yükseldi. Bu parayı ödeyebilmem mümkün değil. Ben de bu sebeple babamın memleketi olan Konya'da iş arıyorum ve sektörümde iş bulduğum an gideceğim. Zaten her yaz gittiğimiz için eşim de Konya’ya alıştı ve orayı sevdi. Trafikti, okulların yoğunluğuydu derken buradan iyice sıkıldım. İstanbul'da olmamın pek bir avantajını da göremiyorum. İSTANBUL'A DÖNMEK İÇİN KİRALARIN DÜŞMESİNİ BEKLİYORUM’Nurdan yıl önce eşimin işi dolayısıyla Kocaeli’ne yerleştik. Tüm ailemi ve arkadaşlarımı İstanbul’da geride bıraktığım için hep geri dönmeyi umuyordum. Geri dönüşü ciddi olarak düşünmeye başladığımız son günlerde ise durmadan internette ev arıyor, ev sahipleriyle pazarlık yapıyorum. Fakat artık dönüşe dair umutlarım tükenmek üzere, kiraların düşmesini dört gözle bekliyorum. Hem İstanbul’a yakın olduğundan hem de kiralar nispeten daha ucuz olduğundan bir süre daha burada yaşayacağız.BEN DE EVİMİN KİRASINI ARTIRDIM’Gamze pandemisi ile birlikte kapanmalar başladığında çalıştığım yer evden çalışma düzenine geçti ve zamanla bu düzenin kalıcı olacağını söylediler. Hal böyle olunca ben de kendi evimi kiraya verip Balıkesir’e yerleşme kararı aldım. Şimdi bir kiracı olarak artan kiralardan şikayetçi olsam bile ben de İstanbul’daki evimin kirasını piyasa koşullarına uyumlu bir şekilde artırıyorum. Oradan aldığım kira ise burada oturduğum evin kirasını ödüyor, üstüne de para Girişimci Emlak Müşavirleri Derneği TÜGEM Başkanı Hakan Akdoğan ve özel bir gayrimenkul şirketinin yönetim kurulu başkanı Vedat Arslan sorularımızı yanıtladı…EN YÜKSEK ARTIŞ ANTALYA’DAEv kiralama fiyatlarında en sert artışın görüldüğü şehrin Antalya olduğunu söyleyen Akdoğan, “Antalya’da üç kata yakın bir artışın görüldüğünü söyleyebiliriz. Sonrasında ise sıra ile Niğde, Aksaray, Bartın ve Mersin geliyor” kira bedelleri artık ödenmeyecek durumlara geldi. Şu an da mahkemeler tahliye davalarından geçilmiyor. Çünkü insanlar yüksek kirayla evi tutsa da ödeyemiyor. Mal sahipleri de büyük pişmanlık yaşıyor. Uzun süredir emlakçılarda kiralık ev bulmak neredeyse imkansızdı. Şimdilerde ilanlar yavaş yavaş camlarda yerini almaya başladı. Bunları kiraların düşeceğine dair işaret olarak yorumlayabiliriz. Hatta önümüzdeki yıl tersine düşüşler bile mümkün olabilir. İstanbul Emlakçılar Odası Başkanı Nizamettin AşaİLLER ARASI TAŞINMA ARTTIŞehir değiştirmenin maliyet azaltmak amacıyla yapıldığını ifade eden Arslan, “Bundan dolayı da Trakya tarafı veya doğrudan Anadolu bölgeleri tercih ediliyor. Kamu çalışanlarının ise göç noktasındaki tercihleri genelde kendi memleketleri oluyor” ise iller arası göç oranında bir artış olduğunu belirterek, “TÜİK verilerine göre 2019-2020 döneminde yüzde 2,7 olan iller arası göç eden nüfus, 2020-2021 arasında yüzde 3,3 ile 2 milyon 777 bin 797 oldu. Net göç hızı açısından incelediğimizde ise en çok göç alan iller Karabük, Yalova, Tekirdağ, Çanakkale ve Bayburt oldu” açıklamalarında SAVAŞI TÜRKİYE’DEKİ KONUT FİYATLARINI ETKİLEDİKira fiyatlarındaki olağandışı artışta özellikle Antalya ön plana çıkıyor. Bunun sebebini sorduğumuz Arslan ise, öncelikli sebebin savaş olduğunu söyledi.“Antalya’da kiraların yüksek olmasının bir numaralı sebebi Rusya-Ukrayna savaşının olması. Hem Rusların hem de Ukraynalıların, Türkiye’de bildikleri bir numaralı şehir Antalya. Aslında bu savaş çıktığında Türkiye’ye gelen her 10 Rus’tan sekizi doğrudan Antalya’ya geldi. Geldiklerinde de ilk yaptıkları şey ev kiralamak oldu. Bu da doğal olarak fiyatlara doğrudan yansıdı. Bu arada bu durum yalnızca Antalya’ya özel bir durum da değil.”
Yâsin Sûresi Konusu Sûrede üç ana mevzu üzerinde durulur. Öncelikle Resûlullah hitap edilerek, kesinlikle peygamber olduğu ve ona indirilen Kur’ân-ı Kerîm’in de Allah’tan geldiği beyân edilir. Efendimiz İslâm’ı tebliğ ederken müşriklerden gördüğü eziyetlere sabredip katlanmaya teşvik ve teselli etmek için önceki peygamberler ve onlara inananların mücâdelelerinden dikkat çekici misaller arz edilir. Bunun en güzel misallerinden biri, dini uğruna canını fedâ edip şehâdet şerbetini içen Habîb-i Neccâr’ın kıssasıdır. Bu misallerde aynı zaman da inkârcılara da ciddi bir ikaz ve tehdit vardır. İkinci olarak sûrede Allah’ın varlığını, birliğini, nihâyetsiz ilim ve kudretini gösteren kevnî delillere ve Allah’ın insanlığa olan müstesnâ lutuflarına yer verilerek beşeriyet tevhide çağrılır. Üçüncü olarak da âhiret gerçeği işlenir. Ölüm ve kıyâmetten, mahşerden, cennet ve cehennemden son derece canlı; bir taraftan ümitlendiren, bir taraftan korkutan manzaralar sunulur. Neticede insanın dikkat nazarı, kendi yaratılışı üzerine çekilerek, hiç olmazsa buradan hareketle göklerin ve yerin melekûtuna, açık ve gizli hükümranlığına sahip olan Allah’ın birliğini, kudret ve azametini anlaması istenir. Yâsin Sûresi Fazileti Resûlullah şöyle buyurur “Her şeyin bir kalbi vardır; Kur’an’ın kalbi de Yâsîn’dir.” Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’ân 7 Yine Efendimiz buyurur “Ölülerinizin yanında Yâsîn’i okuyun.” İbn Mâce, Cenâiz 4; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 26 Bu hadis-i şerifi iki türlü anlamak mümkündür. Birincisi, “Ölmek üzere olanlarınıza okuyun.” Çünkü Yâsîn sûresi hep imanî mevzulardan bahsettiği için, son nefeslerini vermekte olan bir kişi onu dinlediği zaman imanı takviye olacak ve biiznillâh imanla âhirete intikâline yardımcı olacaktır. Bir kısım âlimlerimiz ise, hadisin zahiri mânasını dikkate alarak, “Yâsîn’i ölüp defnettiğiniz mevtâlarınız üzerine okuyun” şeklinde anlamışlardır. Her iki mânada dinimiz açısından doğrudur. Çünkü, ölülerimizin hayrına yaptığımız duaların, istiğfarların, kestiğimiz kurban ve verdiğimiz sadakaların onlara faydalı olacağını haber veren çok sayıda âyet-i kerîme ve hadis-i şerif vardır. Nitekim şu âyet-i kerîme bu açıdan dikkat çekicidir “…Rabbimiz bizi ve bizden önce geçmiş olan mü’min kardeşlerimizi bağışla! Kalplerimizde iman edenlere karşı hiçbir kin ve kötü duygu bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz sen çok şefkatli, çok merhametlisin!” Haşr 59/10 Peygamber Efendimiz şöyle buyurur “İnsan öldüğü zaman bütün amelleri kesilir. Ancak şu üç şey bundan müstesnâdır Sadaka-i câriye, istifade edilen ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlât.” Müslim, Vasıyet 14 Sad b. Ubâde yanında bulunmadığı bir esnâda annesinin vefât ettiğini, onun adına sadaka verdiği takdirde kendisine bir faydası olup olmayacağını sormuştu. Allah Resûlü “Evet” buyurunca, Sad sahip olduğu meyve bahçesini annesi adına tasadduk etmişti. Buhârî, Vesâyâ 15 Çünkü dinimiz kabir âlemini ve âhiret hayatını dünyanın tabii bir devamı saymakta, ölüsüyle dirisiyle Müslümanları tek ruh olarak görmekte, mü’minlerin gönüllerinde âhirete imanı kökleştirecek hususlara çok önem vermekte, bu sebeple dirilerin ölülerle, daha açık bir ifadeyle hayattakilerin kabir âlemiyle irtibatlarını hep canlı tutmaktadır. Efendimiz kabirdekilerini selamlarken buyurduğu وَ اِنَّا اِنْ شَاءَ اللّٰهُ بِكُمْ لَاحِقُونَ ve innâ inşâellâhu bikum lâhikûn “İnşallah biz de yakın zamanda size kavuşacağız” Müslim, C3nâiz 104 sözü bu açıdan çok mânidardır. Yâsîn sûresi İslâm toplumlarında öylesine mühim bir yere sahiptir ki hatta “Yâsîn sütü” diye bir tabir ortaya çıkmıştır. Nitekim anlatıldığına göre imanlı bir kadın, çocuğunu emzirirken daima Yâsîn sûresini baştan sona kadar okurdu. Kadın sûreyi bitirinceye kadar da çocuk emmeyi bitirir ve bu âdetini muntazaman devam ettirirdi. Çocuk büyüdü; hayırlı, âlim, fâzıl bir zat oldu. Kadın oğluna ara - sıra şöyle derdi “- Oğlum! Sakın bu fazileti hep kendinden bilme, zira ben seni Yâsîn sütü ile büyüttüm!..”Şimdi Yüce Rabbimiz, Kur’an’ın kalbi olan Yâsîn sûresinin muhteşem talimatlarıyla kalbimizi harekete geçirmek, Yâsîn sütünden içerek manen tekamül etmemizi sağlamak üzere buyuruyor ki
Söylendiğine göre her şeyin bir zamanı varmış. Doğru olabilir ancak oldukça iddialı bir önerme gibi duruyor. Bir insanı çok özlüyorsunuz, diyorlar ki Her şeyin bir zamanı var. Ermek erenlere karışmak istiyorsunuz yine diyorlar ki her şeyin bir zamanı var, içinde bulunduğumuz hal- makam çok sabretmenizi gerektiriyor, bütün bir hayatınız neredeyse sabırdan ibaret oluyor sanki artık son nefesinizi bekliyorsunuz, ve lakin her şeyin bir zamanı var! Hayatımız öyle hızlı akıyor ki, bugün bunu yapsam, sonra şunu yapsam, sonra ötekini başarsam, sonra, sonra… Bir bakacağız son nefesin en yakın arefesindeyiz, verilen sürenin sermayenin sonuna gelmişiz, her şey bitivermiş. Geriye dönüş mümkün değil ne yaptıysak yaptık. Belki güzelce imar ettik gönülleri mamur ettik. Belki benliğimizle dilimizle, elimizle yıktık, yaktık, harap ettik. Mamur edip mamur olanlardan mıyız? Yakan yıkan harap edenlerden miyiz? Ölmeden önce hangi sınıfta olduğumuzu iyice sorgulamak zorundayız. İnsan kendini zamanla daha iyi tanıyor, başkalarını tanıdıkça. Tanımak için sevmek ve değer vermek gerekiyor. Kalp gözünün açılması yalnız Rabbimizi değil diğer insanları, müminleri görebilmek için de gerekli olan bir gelişme ve ilerlemedir. Kendimizi tanımak dinamik bir çalışma yani sanki öğrendikçe aslımız da değişiyor, kendimizi tanıdıkça değişiyoruz, bilmem anlatabiliyor muyuz? Bir de bakıyorsunuz ki; siz "o" olmuşsunuz yaşamayanın bilmesi neredeyse imkansız… Ne mutlu benliğini terk edebilmiş olanlara. Mevlana Hz.'nin Şems-i Tebrizi'de kendini bulması ve benliğini terk etmesi gibi. "O ben, ben O" deyişini anlamak bir zamanlar bizim için de ne kadar zordu. "Her şeyin bir zamanı var" lakin bu cümle sabretmek için yeterli olmayabilir. Bazı şeylere sabretmek için bazı ayetlere ve hadis-i şeriflere vakıf olmak gerekebilir. İnsan ancak Allah'ı anarak sabredebilir. Allah'ı anmayı unutursa sabretmesi çok zor olur, kanun böyle… Allah'a emanet ediyoruz sizleri.
Hayatın neyi ne zaman getireceği belli olmuyor. Bazen hemen gerçekleşen hedefler bazen de ne kadar uğraşsan da gerçekleşmeyen dilekler... Ne yazık ki evdeki hesap çarşıya her zaman uymuyor. Her şeyin bir zamanı var ve zamanı gelmeden hiç bir şey şeyin bir zamanı olması aslında kişinin en yüce hayrı içindir. Hedef ve dileklerin gerçekleşmemesinde de bir hayır vardır. Bazen kişinin sahip olduğu şeyin kıymetini daha çok bilmesi için sahip olmadan önce onun için emek vermesi gerekebilir. Bazen de dileklerin gerçekleşmesi için belli bir olgunluğa ve tecrübeye hatta farklı bir bakış açısına sahip olmak gerekir. Mutlaka bir çoğunuzun "İyi ki o zaman olmamış." dediğiniz dilekleriniz vardır. Bir düşünün lütfen, ya o zaman gerçekleşseydi o isteğiniz, belki de bugünkü siz olamayacaktınız. Unutmayın ki yaşadığınız her şey sizin şu an ki kişi olmanız işi şu an yapamadığınız için, hayalini kurduğunuz maddi imkanlara sahip olamadığınız için, hayatınızın aşkını bulamadığınız için, çocuk sahibi olamadığınız için ya da istediğiniz gibi bir evde oturamadığınız için üzülmeyin. Belki isteklerinizin şimdi olmaması şuan sizin için en hayırlı olanıdır. Her şeyin bir zamanı var. Tabi ki hedefler koyup, planlar yapıp, bu planları uygulayın. Ancak gerisini de zamana bırakın. Olması gereken zamanı geldiğinde olacaktır.
her şeyin bir zamanı var ayet