hele bak kim geldi hikayesi
Kendimleyüzleştim dün gece. ukala ve cesurdum; katı ve cansız; korkak ve tedirgin. Elimi kendime uzattım bu kez. Titredi. Dilimi kendim için döndürdüm bu kez.
Yarasir mi -hele bak! – Senin gibi güzele? Gel, karis artik ‘El’e; Neslimiz güzellessin! Kiz der ki: Ulu Hakan, Ben de sevdim bir zaman. Vaktile genç bir çoban Sevgilimdi, esimdi; Yalnizim fakat simdi. Daglarda bahtiyar, sen, Seviserek yasarken Bir söz onu incitti; Bana darildi gitti. Ne kendi geldi geri; Ne duyuldu haberi.. Iste o
PeriKızı ile Çoban Hikayesi. Çok eski zamanda, - Oğuz Han Hükümdarmış. -. İşitmiştim Turan'da. Bir peri kızı varmış. Bu nazlı peri kızı, Bu güzellik yıldızı, Her gönülde bir sızı.
helebakin kİm gelmİŞ / muhteŞem bayburtlu hİkayesİ. hele bakin kİm gelmİŞ / muhteŞem bayburtlu hİkayesİ.
56K views, 68 likes, 2 loves, 3 comments, 87 shares, Facebook Watch Videos from İzle Sende Hayata Gülümse: Hele Bak Kim Geldi - İzle Sende Hayata Gülümse Ne kadar zor günlerde olsak da gülmek de lazım.
Site De Rencontre 100 Gratuit En France. Pembe’nin Hikayesi Mustafa Acar Pembe’nin Hikayesi Küçük Bir Namus’un Büyük Öyküsü Oyun Yazan Mustafa Acar musar63 Urfa’da yaşanmış trajik bir olay, kurgusal/mizahi öğeler katılarak sahne için yazılmıştır. İzinsiz iktibas edilemez. Kişiler Pembe Güler / Pembe’nin Annesi Gülsün Gülsen Pembe’nin Babası/1. Adam Damat /Mehmet Gülten Damadın Babası/3. Adam Damadın Annesi /Gülistan 2. Adam 6. Adam Yaşlı Adam 1. Yardımcı 2. Yardımcı 1. Doktor Erkek Doktorun Arkadaşı 2. Doktor Bayan 1. Entel 2. Entel 2 Çocuk Murtaza hoca Rüküş kadın Genç kız Genç erkek 2 Hemşire 1 Hasta Üç erkek Dekor Sahne üçe bölünmüştür 1. Kısım 1. Adamın evi. 2. Kısım Sokak. 3. Kısım 3. Adamın evi. Her iki ev de basittir. Yer minderi, duvar halısı ve sedirden oluşur. Sokak, fonda kalır. Sokağın önüne bir masa, beş iskemle ve iki nargile kurularak kahvehane oluşturulur. Sahne 1 Müzik. Pembe, loş bir ışık altında, bir sandalye üzerinde, başı önünde oturmuştur. Müzik alçaldığında ağır ağır konuşur. Namuslarını kirletmişim onüç yaşında! Öyle söylediler. Kocamı sevmiyormuşum! Gözüm dışarda, aklım başkasındaymış çünkü Oysa koca nedir bilmedim ben Gözüm de aklım gibi hep yerindeydi bildiğim... Sevmekse kusurum, evet... Çünkü ben sevmeyi yalnız annemde bildim Elleri yumuşak, kolları sıcaktı çünkü Gökyüzüne uzanırdım gözlerinde her gece Çocuk gülüşlüydü yıldızlar bütün Masallar toplardım sessizce aralarından Ve renk renk çiçekler açardı bahçemde Düşlerim habersizdi siyahtan, karanlıktan. Üç gün üç gece bir şey vermediler bana onüç yaşımda Aç kaldım Uyumadım da! Üç günün sonunda beni alıp ya bir tarlaya götüreceklermiş -Öyle söylediler- ya da... Biten şeyler gördüm hayatımın başında Biten şeyler... ardarda ve kötü... Ve herşey bitti, anladım, Uçurtmalarda güneş. Annemin dizlerinde pembe bir gül yaprağıydım Masallarla savruldum. Müzik yükselir. Işık kararır. Sahne 2 Müzik. Kahvehane. Beş arkadaş 1. Adam, 2. Adam, 3. Adam, 4. Adam ve 5. Adam oturmuş nargile içmektedirler. Bir süre sohbet. Müzik indiğinde. 2. Adam Yapma yav, demek dörde kadar yolu varmış hı? 3. Adam Tabii canım; Aziz bey söylediydi geçende! 4. Adam Şu, Uyumaya Devam Partisi’ başkanı değil mi? 3. Adam Evet! Adam hep hakikati konuşuyo! Bi dinle, gözlerinden yaşlar boşanıyo namussuzum! 2. Adam E, biz niye bir’de karargah kurduk peki? Valla bilsem... 4. Adam Niye biliyon mu; şu bir kısım medya var ya, insanın aklını çeliyo! Kavram kargaşası yaratıyo! 1. Adam Yok kadınlar da insanmış da, kadın erkek eşitmiş de... 5. Adam Dört karı almak demıkrasiye aykırıymış da... 3. Adam Cart da curt da... Hep bu medya uyduruyo bunları işte! 4. Adam Öyle bi beyin yıkıyolar ki, şöyle biraz kulak versek, töre, namus, töbe elden gidecek! 3. Adam Ma’nen zayıf insanlar olacağız maazallah! Erkeklik neyin de kuş olup uçacak. 4. Adam Karılar da elden gidecek! Bunlar, karıların, kızların da kafalarını karıştırıyorlar çünkü! 5. Adam Doğru valla! Siz siz olun, bu zamanda karılarınıza mukayyet olun! Karısına kızına mukayyet olmayana kulak asma! 1. Adam Yav ağa, öyle diyon emme bu zamanda o dediğin zor oluyor! 4. Adam Zor mor; lakin olacak! Niye dersen, bu karı milletinin birazcık gözü açıldı mı, işimiz temelli sakata biner. 2. Adam Ne yapmak lazım mesela? 4. Adam Mesela evde televizyon mu seyredilecek, tamam, açarsın TRT 4’ü izlesinler sabaha kadar. Eve gazete mi alınacak, en iyisi Resmi Gazete... Ben öyle yapıyom! Neme lazım, zaten kuş kadar beyinleri var, onu da bu bir kısım medya yer, ayıkla ondan sonra pirincin taşını! 2. Adam Valla doğru söylüyon! Yav ben bileydim, şimdiye dörtlemez miydim be! Ah kafa ah! Altı senelik evliyim, hala elde var bir karı! Olacak şey mi bu! 3. Adam Hepimiz aynı durumdayız ağa! Allah bu bir kısım medyanın belasını versin! 2. Adam Amin, amin! 3. Adam Ağız birliği etmişler, töremizi, maneviyatımızı unutturacaklar bize! 1. Adam Demek arada karıyı dere boyuna falan göndermesek, temelli yerde kalacağız! 5. Adam Ne diyon be, erkek olduğumuzu unutacağız nerdeyse! 2. Adam Dere boyu dedin de bak aklıma ne geldi Geçen, yine karıyı gönderdim... 4. Adam İtiraz etmedi değil mi? 2. Adam O nasıl laf öyle ağa! Erkeklik daha ölmedi! İtiraz ederse başına geleceği iyi bilir; indirirsin suratına bir osmanlı tokadı; nakış nakış, öööyle gider! 4. Adam Nereye? 2. Adam Ya dereye, ya anasının evine! 3. Adam Bitti. 2. Adam Neyse, mevzuya gelelim; karıyı dereye gönderdim, ev boş; 3. Adam Eeee? 2. Adam Çağırdım benim yavukluyu... 5. Adam Namussuzum de! 2. Adam Namussuzum yav! Yalnız aramızda kalacak bak! Hepsi Ayıb ediyon! 2. Adam Erkek sözü mü? Hepsü Erkek sözü! 4. Adam Anlat hele... 2. Adam Çağırdım benim yavukluyu....bu önce bir iki nazlandı biliyon mu... Müzik. Sahne 3 1. Ev. 1. Adam/Baba girer. Baba Güleeeer! Nerdesin lan? Güler girer. Havalı bir edası vardır. Karnı şişkindir. Eliyle karnını ovalar. Güler Nerdeydim biliyon mu! Baba Yemeği hazırladın mı, yemeği? Güler Bu sefer hazırlamadım! Baba Neee? Hazırlamadın mı? Güler E, nerdeydin diye sorsana! Elbet bi bildiğimiz var ki... Baba Nerdeydin lan, Vurmaya başlar nerdeydin hı? Kaç saattir çıkmışsın evden? Kadın konuşacak olur Ebeye gittim, ebeye’ Bi de konuşuyon lan, bi de konuşuyon ha! Bu adam ne yiyip içecek dedin mi, hı! Bu evin karısı kim lan? Ben miyim, he? Ben miyim? Koş yemek hazırla, gel! Güler koşar Koş! Beyinsiz karı! Beyin olsa zaten kadın olmayacaktın! Müzik. Sahne 4 1. Ev. Gülsen’le Gülsün girer. Güler çamaşır yıkamaktadır. Gülsen Huuu, Güler! Kolay gelsin! Güler Hoş geldiniz komşular! Oturun şöyle! Gülsün N’oldu, söyleyince sevindi mi? Güler susar. Gülsen Hıı? Güler Söylemedim! Gülsen E, kusura bakma sende de iş yokmuş hani! İnsan hamile olur da kocasına söylemez mi! Gülsün O kadar da antreman yaptıydık. Güler Yaptıydık! Gülsen E niye söylemedin o zaman? Güler Söyletmedi ki! Gülsün Ne yaptı? Güler Vurdu! Gülsen DururNeyse, bi dahaki sefere artık! Güler Bi dahaki sefere inşallah! Gülsün Bu sefer ne yap et söyle ama! Güler Tamam! Çıkarlar. Müzik Sahne 5 1. Ev. Güler girer. Ev işleriyle uğraşır. 1. Adam Türkü söyleyerek girer. Ne yapıyon lan sen? Kadın konuşacak olur Sus sus, koş bi aspirin kap gel. Koş! Bak hala duruyo! Kadın koşar getirir. Adam hapı ağzına atar. Su? Kadın koşar Ülen beyinsiz karı, akıl dağılanda sen tirene mi bakıyodun, öküz! Su, su! Bak hala gelmedi. Boğuluyom len! Çabuuuk! Getirir. Suyu Eliyle sırtıma vur’, işareti yapar. Kadın vurur Höst lan, kemiklerimi göçürdün be! Çön şuraya, çön! Kadın zorlukla oturur Rahatına da pek düşkünsün bakıyom! Oooh, yayıl şöyle yayıl! Nasılsa ekmek elden su gölden! Kalk ulan! Bana gıcık mü veriyon öyle! Ben sabahtan akşama iş-güç anam ağlasın, karıya hele!Bür süre. Otur, otur, neyse acıdım. Kadın oturur. Kalk! Durur. Bu arada kadın kalkar ma, yavrum kalkma! Lafın sonunu niye beklemiyon! Otur şimdi!Oturur. Kısa bir süre türkü. Bu kadar istirahat yetişir, kalk! Anne Kalkarken Ay, ay, ay! Baba Konuşma! Konuşma! Yemeği hazırladın mı? Anne Hazır! Getireyim mi? Baba Yok, hazır olmasa isterdim! Şimdilik dursun!Düşünür Peki, yarınki gostümüm? Anne Yıkadım, ütüledim! Baba İyi! Anne Her bi şeyi hazırladım! Edayla Ben sana bir şey söyleyecektim! Hiç sormuyon ama! Baba Söyleme! Kafamın ağrısı yeni geçti zaten! Saate bakar. Kendi kendine Aboo! Saat gelmiş, geçiyo! Niye söylemiyon lan, dangalak! Anne Söyliycem ama bırakmıyon ki! Edayla Ben hamile... Baba Saati diyom salak, saati! Hele sen git bak bakayım... Anne Nereye? Baba Düşünür Dere boyu kavaklar açmış mı yeşil yapraklar? Anne Açmamış! Daha dün baktım, açmamıştı! Baba O dündü benim akılsız yavrum. Sen şimdi git bak! Gitmediğini görünce bağırır Koş lan! Çabuk! Müzik. Kadın koşar. Adam telefon açar. Müzik indiğinde Baba Alacağım seni diyom kız! Kraliçeler gibi yaşatacam valla! Bi elin yağda bi elin sende olacak! Nasıl? Bal sensin ya! Esprük yapıyom esprük! İnanmıyon mu, namussuzum diyom bak! Alacağım seni ya! Namus ya! Hele sen bi gel! Dere boyuna gönderdim... Gönderdim canım meraklanma! Tamam, bekliyom, çabuk! Haaa; bana bak; geçen gün giydiğin pembe şalvarı giy gene! Pek yakışıyo sana kız! Hadi hadi, nazlanma, bekliyom. Tamam! Telefonu kapatır. Türkü Dere boyu kavaklar... Telaşla kokular sürünür. Işık kararır. Müzik. İndiğinde, fonda ses. Fondaki ses 2. Adam Nuri ağa, Nuri ağa! Sahne aydınlanır. Baba Bekle yav bekle! Hüseyin sen misin ! Baba kapıya yönelir. 2. Adam Benim Nuri ağa, benim! 2. Adam girer. 2. Adam Sana müjde getirdim! Baba Merak ettim yahu, n’oldu, hayırdır? 2. Adam Müjdemi isterim Nuri ağa, senin karı derenin orda doğurmuş! Baba Deme lan! Hamile miydi ki! Benim niye haberim yok! Ula benden habersiz nasıl hamile kalır! Tabancasını çıkarır Yaktım ulan seni karı! 2. Adam Sen muştuluğumu ver de, karıyı sonra öldürürsün Nuri ağa! Baba Al, al! Durur Oğlan, değil mi? 2. Adam cevap vermez Baba De hele? 2. Adam Kız! Baba Verdiği parayı kapar E, ne bok yemeye müjdelik istiyorsun o zaman puşt, çekil şöyle vurmiyim seni! Çıkarken Bittin sen karı, bittin! Öldün ulan! Müzik. Sahne 6 Müzik. Aynı ev. Güler anne, beşik sallamaktadır. Kafası ve bir kolu sargılar içindedir. Adam, avucunda tuttuğu silahı dizinin üstünde tutmaktadır. Kadını tehdit eder gibi konuşur. Müzik indiğinde kadın bir şeyler söyleyecek olur. Baba Sus, hiç konuşma! Yaşadığına şükredeceksin bundan sonra, yaşadığına! Ulan madem hamilesin benden niye saklıyon! Anne Ezik Konuşturmuyorsun ki! Söyleyecektim yoksa! Baba Sus! İblis! Canın istediğinde konuşuyon ama? Hadi bana söylemedin, bari oğlan doğur! Bu yaştan sonra beni aleme rezil mi edecen! Ne diyecem şimdi soranlara! Benim kızım oldu ağalar, haberiniz olsun! Anneye tükürür Şerefimi iki paralık ettin! Millet demeyecek mi, valla biz bildik bileli, erkek adamın erkek oğlu olur. E, senin kızın olduğuna göre... Katil edecen sen beni, katil! Hayır bundan sonra, işim yok, namus bekçiliği yapacağım size! Karı bi yandan kızı bi yandan! Artık, işimi gücümü bırakayım, kızın erkeklerle konuşuyor mu, radyoyla canlı telefon bağlantısı kuruyor mu, diye bakayım! Öyle mi? Anne Ne lüzum var canım! Sen kendini yorma! Baba Yorma? Salak karı, namus diyorum namus! Boru mu! Ama sende bunu kavrayacak akıl nerde! Bir süre Okula falan da gitmeyecek! Giderse önünü alamayız gayrı! Namus-mamus hak getire o zaman! Anne Ama cahil kalır yavrucak! Baba Kadın, okula gitse de cahildir zaten! Kadın kafası devlet sektörü gibidir; katiyyen işlemez. Kendinden pay biç; sende hiç, koskoca ortaokul mezunu kafası var mı! Yok! Hem zaten töremiz de kadın okutulur demez! Okul mokul yok! Okula gitse, bakarsın yarın evden kaçar! O zaman ne yapacaksın! Durur Ayrıcana, televizyon da seyretmeyecek! Anne Hiç mi? Baba Hiç! Durur Yalnız TRT 4. Bir de Yaşar Nuri Öztürk’ün programlarını izleyebilir. Anne Fazla sıkmasan diyorum! Azıcık... Baba Sözünü keser He ya, serbest bırakayım da evden kaçıp ya gonsomatris, ya da feminist olsun, öyle mi? Anne Tü tü tü! Kulağını çeker, tahtaya vurur Allah korusun! Bir süre Feminist ne? Baba Gonsomatristi biliyon mu ki? Anne Yoo! Baba E, onu niye sormuyon madem? Salak karı! Bir süre İşte feminist de onun gibi bir şey! Namusun uğramadığı ailelerden çıkmış karı demek ikisi de! Böyle ailelerde baba kızına elini kaldırmaz. Durur Halbuki ne demiş atalar; kızını dövmeyen dizini döver. Sen işime karışmayacan! Hele bir karış, bak o zaman ne yapıyom! İkinizi de öldürürüm andolsun! Hiç olmazsa, namusumu temizledim diye itibarım artar memlekette! Bir süre. Namus bu, dile kolay! iki göz her vakit üstünde olmalı ki, alnımıza kara çalmasın! Anne Adını koyacan mı kızın? Baba Kalkar Adı batsın! Sen koy! Anne Süt lazımdı çocuğa... Baba Zehir içsin! Çıkar. Anne Arkasından Sen zehir iç hayvan herif! Bi gün gizlice tabağına fare zehiri koyayım da gör gününü! Sen dur! Ayı! Beşiğe döner, bebeği sever. Kızım, nartanem, güzelim, a gu gu! Gülsün, Gülsen girer Gülsün Telaşlı Ne dedi kız, ne dedi; sevindi mi bari? Güler Kızdı! Gülsen Kızar tabii, kabahat sende! İnsan hamile olur da kocasına söylemez mi! Adını koydu mu adını? Güler Adı batsın dedi! Gülsen Batsın? Bu pek güzel isim değil be! Gülsün O zaman biz koyalım. Dur bakiym... Gülsen Gülnaz koyalım. Ama yok yok! Bizlerin adı hep gül’le başlıyo ama, hiç de güldüğümüz yok! Bu isimler tersine çıkıyo galiba! En iyisi... Gülsün Dur kız, Pembe olsun adı, Pembe! Gülsen Ay çok güzel! Ama neden pembe? Gülsün Neden biliyon mu; pembe pancurlu evi olsun diye! Güler Ayy! Filmlerdeki gibi. Gülsün Yaşantısı, talihi, hayalleri pembe olsun diye! Gülsen Pek iromantik konuştun kız! Hatta giysisi bilem her daim pembe olsun! Ben pembeyi çok seviyom! Mahzun Ama kocam bana giydirmiyo! Güler Niye ki? Gülsen Pembe giyersem gonsomatris neyin olurum diye! Gülsün Tamam; Pembe olsun Pembe! Adı gibi her şeyi pembe olur inşallah! Gülsen Her bi şeyi pembe! Ne güzel! Güler Tamam. Her bi şeyi pembe olsun! İç çeker inşallah öyle olur! Hepsi inşallah! Müzik. Sohbet sürer. Işık kararır. Sahne 7 Solda, bir meclis. Bir adam Murtaza hoca konuşmaktadır. Sağda, 1. Adamla 4. Adam yolda karşılaşırlar. 4. Adam Nuri ağa, haberin var mı? 1. Adam Neden? 4. Adam Murtaza hoca gelmiş! 1. Adam Yapma yav, hadi gidelim öyleyse! Topluluğa yaklaşırlar. Murtaza konuşmaktadır. Murtaza Muhterem ve de aziz dinleyenlerim; bu müşrik taifesi, ellerinden gelse, kanımızı emecekler! Allah belalarını versin bunların! Bütün mukaddesatımızı çiğnediler, maneviyatımızı alt-üst ettiler! Siz siz olun, bu hainlerin oyununa gelmeyin! Ha, diyeceksiniz ki, peki ne yapalım? Gayet basit Bunlar evvela ilkin, kadınlarımıza el atarlar yuuuh’ sesleri. Yok yahu, öyle el atmak değil; yani baştan çıkarırlar. Ne yaparlar; mesela, çağdaşlıktır deyü sokakta, orda burda, tıpkı erkekler gibi gezip tozmalarında bir mahzur görmezler! E, bir kadın, kadın başına sokakta, orda burda sürterse, n’olur? Erkeklerle arkadaş olur! Erkekle arkadaş olan bir kız ne yapar? Ne yapacak, ateşle barut yanyana gelir mi? Peki, bu kızcağızın babası n’olacak? N’olacak, alenen boynuzlu olacak tabii! E, deniliyor ki, efendim onlar da insan!’ Yahu tamam, insan, buna itiraz eden var mı; amma, insan gibi evinde otursun; değil mi ama? Yani ne işi var, sinemada, tiyatroda, orda burda? Siz siz olun, yılanın başını küçükten ezin! Büyüdükten sonra başa çıkmanız zorlaşabilir! Demek ki, bize düşen vazife, kadınlarımıza, kızlarımıza mukayyet olmaktır! İçeri çağdaş kıyafetli bir genç kız ve bir erkek girer. Kulaklarında walkman, oldukça hareketlidirler. Kız, Murtaza hocaya yanaşır Kız Babacığım, arkadaşımla sinemaya gideceğiz; bana biraz para versene! Murtaza Kızım, daha dün verdim ya; ne bu, her gün her gün! Kız Ama babişko, dün Tayfunla diskoda harcadık parayı! Murtaza Tayfun kim lan? Kız Diğer arkadaşım! Murtaza Para çıkarır. İyi iyi, al! Görüyorsun, işim var, rahatsız etme beni! Kız Baaay! Çıkarlar. Murtaza Topluluğa Demek ki, yapmamız gereken şey, özellikle kızlarımızı, ehl-i namus olarak yetiştirmektir! Peki ya karılarımız? Onlar da aynı terbiye dairesinde olmak lazım gelir! Zira, kadın demek erkeğin namusu demektir? Onun için, evvela tesettürlü giyinecekler! Hiçbir tarafı görünmeyecek! Ayıptır çünkü! Ayriyeten kadın kadınlığını bilecek; öyle erkekten hesap soran, onun gibi heryere girip çıkan bir kadından hayır gelir mi? Gelmez! İçeri bir kadın girer. Oldukça rüküş giyinmiştir. Murtazaya yönelir Erkek, her zaman için kadından üstün ve de onun amiridir! Bitti! Rüküş Kadın Kocacığım, kuaföre gidecektim, birazcık para verir misin? Murtaza Yavrucuğum, daha dün gitmiştin? Hem görüyorsun sohbet toplantısındayız... Rüküş Kadın Aaaa! Sinirlendirme insanı ayol, şunun şurasında bi kuaför parası istiyoruz, bi de hesap mı verelim! Murtaza Tamam gülüm, tamam! Al! Kadın çıkar. Murtaza topluluğa Demek ki, kadınlarımıza, kızlarımıza sahip olacağız! Onların, asi ve özgür olmaları demek, namusun berhava olması demektir! Bu da, gitgide maneviyatımızı zayıflatır muhterem dinleyenlerim! Önümüzdeki ay, mutad sohbetlerimize devam edeceğiz! Görüşmek üzere, karılarınıza, kızlarınıza mukayyet olmanız temennisiyle, hoşçakalın! Dağılırlar. 2. Adam Ağzından bal damlıyor yahu; ne güzel konuşuyor, değil mi? 3. Adam E, okumuş, yazmış adam canım; neyin ne olduğunu biliyor tabii! 4. Adam Yalnız bir şey dikkatimi çekti yav; siz de dikkat ettiniz mi? 2. Adam Ne çekti dikkatini? 4. Adam Sanki, sağ gözünün beyazı biraz kızarmış gibiydi! Hayırdır, bir hastalığı mı var acaba üstadın? 1. Adam Doğru yahu, ben de ona dikkat ettim! Biraz da sesi değişmiş gibi! 2. Adam Belki buzdolabından soğuk su içmiştir! Allah şifa versin! Hepsi Amin amin! 3. Adam Velhasıl pek nurlu bir adam canım! 3. Adam İş ki, söylediklerini anlayabilelim! 4. Adam Anlamak kim, biz kim; nerdeee! 1. Adam Biz, böyle insanların tırnağı olamayız! Hepsi Doğru! Çıkarlar. Sahne 8 Sokak. Pembe, oyun oynamaktadır. Bir süre oyun. Baba girer. Baba Sert Pembe! Gir ulan içeri. Kaltak! Ne bu böyle gonsomatrisler gibi giyinmişsin! Pembe pembe! Hı? Katil mi edecen beni! Bir daha giy bak kafanı ezeceğim senin! Güleeeer! Müzik. Sahne 9 1. Ev. Pembe’nin annesi oturmuş örgü örmektedir. Anneİçeriye seslenir Pembeee! Tek başına ne yapıyorsun oralarda! Pembe Girer Deli bir rüzgar çıkmış anne! Çok korktum! Annesinin dizine başını koyar. AnneYine pencerelerdeydin değil mi; ay dedeyle neler konuştunuz bakayım? Pembe Bu gece konuşamadık! Bulutlar vardı aramızda! Durur Anne, ben bulutlardan çok korkuyorum! Anne Canım, bulutlar ne yapabilir ki, sana! Pembe Durur Babamdan da korkuyom ben! Anne Neden? PembeBizi karanlıkta dereye gönderiyo ya! Bir süreÜstelik her zaman dövüyo! Anne Babalar hem sever hem döver kızım! Pembe Ama ben sevdiğini hiç görmedim? Anne Durur Senin baban sevdiğini göstermez! Pembe Neden? Anne Şımarmayasın diye! Pembe Ama şımarmak güzel! Anne Çocuklar için evet! Pembe Ben çocuk değil miyim? Anne Sen büyüdün artık kızım. Pembe Ben ne zaman çocuktum! Anne İşte... Eskiden! Pembe Ama sen bana hep aynı şeyi söylüyorsun! Anne Üfff! Neyse; bu konuyu kapatalım. Benim kızım, yakında genç kız olacak! Şöyle endamlı, kibar, akıllı! Pembe Ben büyümek istemiyom ama! Anne Nedenmiş o! Pembe Büyüyünce bana masal anlatmazsın! Anne Bak artık! Anlatırım anlatırım. Pembe Söz mü? Anne Söz! Pembe Şimdi de anlatır mısın! Anne Fettan seniii! Tabii anlatırım. Hangisini istiyorsun? PembeDur bakayım... Pamuk Prenses’i... Anne Peki! Pamuk Prenses bir gün, ormanda dolaşırken, karşısına bir ayı çıkmış.... Homurtulu seslerle baba girer. Anne Bak kızım, baban geldi! Baba, anlaşılmaz homurtulu seslerle defolun lan’ der ve saldırır. Müzik. Sahne 10 2. Ev. 3. adam girer. Yeni uyanmış, yüzünü yıkamıştır. Baba Ulan Gülistan! Bak Gülistan diyom hiç duyuyor mu? Karııı! Anne İçerden seslenir. Geldim, geldim! Baba Havlu getir havlu! Kadın koşarak girer, bir eli hamurludur, havluyu diger eliyle uzatır. Baba Bir işi de ben söylemeden yap be, ölür müsün mendebur! Yüzünü siler Baba Kahvaltımı hazırladın mı? Anne Hazır. Baba Şu surata hele! İnsanda iştah varsa da kaçıyor! Getir! Kadın içeri seğirtir Baba Getirme getirme! İstemez! Dün niye erken döndün dereden; öyle vakitli vakitsiz? Anne Ama akşam olduydu! Baba Olsun. Gerekse ben haber salardım. Bi dahakisinde kavaklar yeşerene kadar bekleyecen oralarda! Bi koşu gidip gelmeyecen öyle! Tamam mı? Anne Tamam! Baba Oğlum uyandı mı? Anne Uyandı. Baba Çağır gelsin! Anne İçeriye seslenir. Mehmeeeet! Gel oğlum! Baba Kendi kendine Dün gece güzel bir rüya gördüm. Anne Sevinçle Ben de gördüm! Baba Sen ne gördün? Ama söyleme söyleme! Senin rüyan da sana benzer. Uğurumuz kaçar.Dalar Ben rüyamda oğlumu evlendiriyomuşum. Ona anlı şanlı bir düğün yapıyom. Nikah şahidi de Demürel oluyomuş. Kadına Dost seviniyo sen çatlıyosun! Anne Ben düşman mıyım ki! Oğlan girer. Baba Gel oğlum, gel! Mehmet sonradan damat Emret buba! Baba Seninle iki erkek, başbaşa konuşacağız! Anneyi gösterir Sen bunu adamdan sayma! Çocuk etrafına bakınır. Ne bakınıyon len! Mehmet Öbür erkek nerde buba! Baba Sensin ya salak! Kendi kendine La havle vela! Çocuğa Dinle şimdi, seni evermeye karar verdim. Mehmet Hı? BabaEvermeye diyom lan, seni evlendirecem yani! Mehmet Nasıl yani? Anne Çocuk ne bilir evlenmeyi bey, ona... Baba Sen sus! Mehmet’e Dinle şimdi, sana evliliği anlatayım Müzik. Adam jest ve mimiklerle evliliği anlatır. Kadın utanır. Çocuk, şaşkın izler. Müzik indiğinde Nasıl, evlenmek güzel bi şeymiş değil mi! Mehmet ağlamaklı, anneye sarılır. Mehmet Anneee! Baba Kolundan çekip oturtur. Gel lan buraya! Kadına Çocuğu kendine benzettin sonunda! Çocuğa dönerSus lan, sen de ağlama! Ağlama diyom bak! Sen erkek oldun artık oğlum. Askerliğine şunun şurasında az bişey kaldı... Anne Yedi yıl! Baba Askerde de böyle ağlarsan, olur mu! Demem o ki, artık büyüdün! Şöyle bü mürüvvetini görem diyom! Çocuk kalkıp pantolonunun fermuarını sıyırır. Baba Ne yapıyon lan! Mehmet Mürüvvetini dedin ya buba! Baba Salak, mürüvvetini diyom, mürüvvetini! Çek şunu! Kendi kendine La havle vela... Çocuğa Babalar oğullarının mürüvvetini ne zaman görür? Mehmet Çüş yaparken mi? Baba Değil oğlum, değil! Demin ben ne anlattım sana! Şimdi de bana, hangi kızı istiyon hıyarto! Mehmet Sen bilin buba! Anne Ben diyom ki... Baba Anneye Sen sus; erkek işine karışma! Oğluna döner Ne demek sen bilin lan, evlenecek olan ben miyim! Hergele! Sen karar verecen! Söyle bakiym, hangi kızı istiyon? Mehmet Utanır Bilmem ki buba! Baba Utanma! Utanmak karıların harcıdır! Sen erkeksin, erkekler utanmaz! Çocuk sesini çıkarmaz Baba Hı? Çocuk Sen bana bisiklet al buba, kız istemiyom! Baba Tüh, Allah cezanı versin; yıkıl karşımdan çocuk çıkar! Bi de erkek olacak! Ulan ben senin yaşındayken mahalledeki kızlar yanlarında korumayla dolaşırlardı be! Hey gidi günler hey! Hepsini kovalardım da bubam rahmetlinin göğsü kabarırdı! Ne günlere kaldık yav! Kadına yönelir.Hep senin yüzünden böyle oldu benim oğlum. Saçını kavrayıp sallar Allah bilir ben yokken çocuğa makyaj falan da yaptırıyorsundur! Anne Ne makyajı bey! Allah korusun! Baba Senden herşey umulur! Git ceketimi getir! Dikilme öyle! Kadın çıkar İş başa düştü gene! Bu karı oğlumu milenyum Bülent Ersoyu yapmadan gidip bir kız bulayım! İşüm rastgiderse akşama tamamdır. Anne Elinde ceketle dönerken Bir-iki yıl daha beklesen bey! Daha... Baba Sen sus; elinin hamuruyla işime karışma, çıkarken evlenecek diyorsam evlenecek; ben ne diyorsam o, Çıkarken ne diyorsam o, ne diyorsam o! Anne Arkasından Allah belanı versin hayvan herif! Ölümün yakındır senin! Zati rüyamda gördüm, zehir içip geberiyordun! Benim rüyalarım hep çıkar. Çıkarken Yarabbim, inşallah, inşallah! Müzik. Sahne 11 Sokak kısmında Pembe oyun oynamakta, 1. evde ise altı adam oturmaktadır. Önce sokak. Bir süre müzik eşliğinde çoyun. Sonra ev. 1. Adam Hayırlısıysa olsun, ne diyeyim ağalar! 2. Adam Sen ne istiyon onu söyle, gerisi kolay! 1. Adam Valla, ne diyeyim bilmiyom ki! Kalkıp buralara kadar gelmişsiniz. Size feda olsun! Bi tırnağınıza kurban ederim Onu! Sizden iyisini mi bulacağım! 3. Adam Sağolasın, varolasın! Anlaşırsak, senin namusun bizim namusumuz olacak Nurü ağa! Zati birbirimizin yabancısı da değiliz. Bizim yağ bizim tuluğa yani! E, bizim yağ sağlam! Biliyon! 1. Adam Bak orda dur; tuluğuma laf söyletmem! İşte ağalar burda! Bir günden bir güne, kızımı herhangi bir diskotekte yahut pavyonda gördünüz mü ağalar! Hep gidersiniz! Hepsi Tövbe görmedik! 1. Adam Kızımın adı bugüne kadar herhangi bir aşk skandalına karışmış mıdır! Hepsi Haşaaa! 1. Adam Öyle bi şey olsa, ertesi gün televolede çıkardı zaten; hepiniz görürdünüz! Hepsi Doğru! Müzik. Sokak Pembe. Bir süre. Yeniden ev. 1. Adam Kızım diye söylemiyom; elhamdülillah törelerine bağlı, namusuna düşkündür! Öyle okumuş yazmış kızlara benzemez! 3. Adam Yok yani, şimdiki kızlar töreymiş, ataymış pek kulak asmıyolar da onun için söylediydim. 1. Adam Ne demek! Ne demek! Var mı öyle! Töre bu... 2. Adam Boru mu! 1. Adam Ben kızımı ehl-i namus yetiştirmek için neler yaptım, bunu bir yukarda Allah bilir, bir de ben! Namus bu... 2. Adam Boru mu! 1. Adam Bu yaşına geldi, daha balkon nedir bilmez! Yüzüne güneş değmemiştir! 2. Adam Yapma yav! 1. Adam Onun için her hafta annesi iğneciye götürür! 5. Adam Ne iğnesiymiş bu? 1. Adam D vitamini iğnesi. Güneş görmüyo ya! 5. Adam Helal be! Etrafına Görüyon mu! Bu zamanda böyle ehl-i namus kız bulmak hakkaten zor iş! Kimin kızına baksan, ya okul okuyor, ya televizyon seyrediyor, ya da... af buyrun, erkek arkadaşı var! Hepsi Ya, ya! 3. Adam Biz de zaten o sebepten Pembe kızımıza talibiz ağa! Neyse; 1. Adama sen şimdi insafı elden bırakma da, ne vereceğiz, onu söyle! 4. Adam De hele! Müzik. Sokak Oyun. Bir süre. Yeniden Ev 1. Adam Ben söyleyeceğimi söyledim. Gidin arayın; daha ucuzunu bulursanız, ben beş kuruş üstemiyom! Alın götürün kızı! 2. Adam Yahu ağalar, birbirinizin yabancısı değilsiniz, anlaşın da bitirelüm bu işi. Uzattınız ama! 3. Adam E, çok fazla istiyor be kardeşim. Bu kadar da olmaz ki! 4. Adam 1. ve 3. Adamın ellerini toka eder Hele sen ver elini, sen de ver; tutuşun şöyle, hah! Digerleri de ellerini onların üstüne koyar. 5. Adam Ne sana, ne sana, ikibuçuk milyar. 1. Adam Dünyada olmaz! Malımı yerde mi bulmuşum ben! 5. Adam Sen de söyle! 3. Adam İkialtüyüzelli. Bak bi kuruş fazla vermem! Müzik. 1. Bölüm. Bir süre oyun. Tekrar 2. bölüm 1. Adam İkiyedüyüzelli son. Buzdolabı, fırına da karışmam! 3. Adam Tamam. 5. Adam Verdin mi? 1. Adam Verdim verdim, gidin hayrını görün! 4. Adam Hah şöyle yahu, bi kız değil mi alttarafı! Anlaşamayacak ne var bunda! Müzik. Sokak Pembe oynarken Gülten girer. Müzik iner. Gülten Heyecanlı Pembe, pembe kız! Pembe A, Gülten abla! Güzün Haberin var mı kız? Pembe Neden? Gülten Seni istemeye gelmişler, baban da vermiş! Pembe Nasıl yani! Gülten Senin anlayacağın evleniyorsun! Pembe Bizim evimiz var ki! Gülten Öyle değil. Hani sonra bebeğin oluyor ya, ondan işte! Pembe Benim bebeğim de var! Gülten Kendi kendine Bak artık! Pembe’ye Öylesi de değil kız; bak anlatayım da dinle!.... Gülten anlatmaya başlar. Pembe şaşkınlıkla dinler. Müzik. Ev 3. Adam Gayrı dünür olduk seninle Nuri ağa! 1. Adam Hadi hayırlısı! 4. Adam 1. adama Paranı bir tamam aldın mı? 1. Adam Aldım aldım. 2. Adam O zaman sarılın şöyle yahu, sizi gören de hasımsınız sanacak. Bugün en mutlu gündür. Sarılın sarılın, hatta coşun, oynayın! 4. Adam Düğün var düğün! Müzik. Çıkarlar. Yeniden sokak Pembe’nin yüzü şaşkınlıktan üzüntüye geçer. “Anneeeee” diyerek çıkar. Gülten Arkasından seğirtir Dur kız, daha hepsini anlatmadım, bi dakika beni dinle... Müzik. Sahne 12 1. Adam paraları sayarak girer. Arkasından anne Güler girer. BabaKırkdokuz, elli... hiç boşuna dırdırlanma! Altmış, altmışbeş... Anne Bari bir-iki yıl beklesen diyorum. Yavrucak daha pek cahil! Baba Altmüşsekiz. Onun cahilliği hiç geçmez. Senin geçti mi! Altmışdokuz... Niye; çünkü kadınlar hep bir mayadan. Kaderiniz bu, ben n’apiyim! Yetmiiişoynar Anne Hiç olmazsa altı ay sonra olsun! Baba Sus! Bu öyle altıaylık iş değil. Ömür sürer ömür. Yetmişbeş, evlenir, kocasından birşeyler görür, seksenoynar bir parça cahilliği geçerse ne ala! Doksaaan! Oynar Anne Kocasından ne görücek ki! O daha... Baba Yüz. Derede yüz.Oynar. Aniden durur. Sus, kafamı karıştırma! Çıkarken Ben ne diyorsam o, ne diyorsam o, ne diyorsam o! Anne Arkasından Allah belanı versin ayı! Ölümün yakındır senin; zati, rüyamda gördüm, zehir içip geberiyodun! Benim rüyalarım hep çıkar. ÇıkarkenYarabbim, inşallah, inşallah! Müzik. Sahne 13 Sokak. Gülsen ile Gülsün. Gülsen Sevinçli Gülsün, duydun mu kız, Pembe evleniyomuş! Gülsün Sahi mi? Düğün ne zamanmış düğün! Gülsen Bir haftaya kalmaz diyolar! Başlığını vermişler. Gülsün Ooooh. Canıma değsin, nihayet oynayacağız desene! Gülsen Hem nasıl. Bütün kurtlarımızı dökeriz artık!Oynamaya başlarlar Ooh oooh! Bir grup erkek girer. Bıyıklarını burarak saldırırlar. Kadınlar kaçar. Müzik. Sahne 14 Düğün. Deminki adamlar, aralarında damat/Mehmet, oynayarak girerler. Bir süre. Pembe girer. Sağında ve solunda iki kadın Annesi ve kayınvalidesi. Arkalarından Gülsün ve Gülsen girer. Erkekler kısmı kararıp çok sesli’ müzik iner. Kadınlar kısmı başlar. Burada müzik enstrümanı bir leğendir. Gülsün çalmaktadır. Pembe’yi oyuna kaldırırlar. Bu bölüm karardığında yeniden erkekler. Sonra yine kadınlar. Erkekler. Düğün biter. Gelin ve damat kalır. Sessiz ve sıkıntılı bir süre. Gelinle damat arasında alttan alta süzmeler. Damat Senin adın ne? Pembe Pembe. Damat Cebinden bir kolye çıkarır. Bak; bubam sana ne aldı! Pembe Ne? Damat Kolye. Geline takıcan, dedi bubam. Gelin sensin. Pembe Omuz silker Bana ne! Damat Bir süre Sen şimdi bana nazlanıyon değil mi? Pembe şaşkın bakar. Damat Bubam dedi ki, gelin naz ederse, ona, seni seviyom de, dedi. Pembe Ben seni sevmiyom ama! DamatÜzüntüyle Sen başka birini mi seviyon yoksa? Pembe Tabii ya, çatla patla! Seni sevmiyom ben! Damat Kimi seviyon peki! Pembe Sana ne! Damat Dışarı koşar Bubaaaa! Müzik. Sahne 15 Sokak. Gülsen’le Gülsün karşılaşırlar. Gülsen Duydun mu kııız? Gülsün Neyi? Gülsen Pembe’yi. Gülsün N’olmuş ki Pembe’ye! Gülsen Kocasını sevmiyomuş da bi başkasını seviyomuş! Gülsün Deme kız! Gülsen Ben değil, O demiş! Gülsün Hem de açık açık! Kime demiş? Gülsen Kocasına! Gülsün Ne demiş! Gülsen Seni sevmiyom, başka birini seviyom demiş! Gülsün A, aaaa! Ne demiş ne demiş? Gülsen Seni sevmiyom, hayatımda başka biri var demiş! Ben Onunla rütüklü geceler yaşıyom, bilmiş ol, demiş! Gülsün Yapma! Görüyon mu hayasızı! Kimi seviyomuş peki, onu da söylemiş mi? Gülsen Ahmet Mete Işıkara’yı seviyomuş! Gülsün Bak şırfıntıya! O evli değil miydi kız! Gülsen Evet! Evli-mevli; dinler mi yosma! Bundan önce de bi yavuklusu varmış; onu medyadan saklamış fakat! Uzatmalısıymış! Gülsün Deme? Gülsen Ya! Kocasına demiş ki, ben aslında sana varmayacaktım , bubam beni zorla everdi; yoksa sevgilim beni Mayamiye kaçıracaktı demiş. Gülsün Görüyon mu edepsizi! Hep bu televizyonlar yüzünden oluyor bunlar; ordan görüyorlar; bir de okula mokula gidiyorlar ya, ondan işte! Gülsen Allaha şükür; iyi ki bizleri okula neyin gönderen olmadı! Yoksa maazallah... Gülsün Pembe de okula gitmiyordu gerçi! Gülsen Canım, gidenlerden öğrenmiştir! Gülsün Orası doğru! Yaşına başına bakmadan, görüyon mu kız! Gülsen Biz bu yaşımızda onun yaptığını tövbeler olsun yapmadık! Gülsün Ve de yapmayız çok şükür! Gülsen Biz namusumuzla yaşıyoruz elhamdülillah! Rütük mütük bilmeyiz öyle! Gülsün Namus bu! Gülsen Boru mu! Gülsün Demek, nesil gün geçtikçe namusun ipliğini pazara çıkarıyor kız! Eyvah ki eyvah! Gülsen Bu gidişle kızlarda ar-haya kalmayacak vallahi! Allah görüyo bunları hep! Böylelerinin cezasını en kısa zamanda verir! Gülsün Verecek muhakkak! Çıkarlarken İkisi de İnşaallah, İnşaallah! Işık. Sahne 16 2. Ev. Altı adam diş bileyerek girer. 4. Adamın elinde kara kaplı bir kitap vardır. 2. Adam En kısa zamanda cezasını vermeliyiz ağalar! Hepsi Vermeliyiz, vermeliyiz! 4. Adam Bu iş bekletmeye gelmez! Allah da böyle emreder, kul da! Zira bu bir lekedir ve de hepimizin alnında durmaktadır; tez vakitte temizlenmesi gerekir! 3. Adam Namusumuza halel gelmiştir! Hepsi Yaa, yaa! 2. Adam Bir kadının kocasından başkasına gönül verdiği nerde görülmüştür! Hepsi Görülmemiştir! 1. Adam Kara kitap bu mevzuda ne der ağalar? 4. Adam Kitabı çevirir Valla buralarda olacaktı emme, şimdi bulamıyom! 5. Adam Yav bırak hele kara kitabı! Pembe bize kara çalmıştır! Hepsi Kara çalmıştır! 2. Adam İnsan içine çıkacak yüz bırakmamıştır! Hepsi Bırakmamıştır! 2. Adam Son bilgilere göre Roma’yı da kendisi yakmıştır! Hepsi Yakmıştır, yakmıştır! 5. Adam İbret-i alem için bunlardan birkaçını sallandıracaksın! Hepsi Sallandıracaksın! 3. Adam Bak bakalım kalıyor mu! 2. Adam O dediğin olmaz ağa! 3. Adam Ne yani, asmayalım da besleyelim mi! 2. Adam O hiç olmaz! Töremize uymaz! 5. Adam 2. adama En iyisi gençlerimizden birisi alsın, senin tarlaya götürsün. 2. Adam Kafasına tek kurşun. Nasıl? Hepsi Fena değil! 3. Adam Yahut da boğsun! 2. Adam Bak, bu daha iyi! Hepsi Bu daha iyi! 4. Adam Bitti. Maksat hayatı kararsın Pembe’nin! 5. Adam Kararımız karar mı ağalar? itiraz eden var mı? Bir süre 6. Adam Var! Müzik Hepsi Şaşarak Hı! 5. Adam 6. adama Ne diyon Seyfo Ağa, sen ki bizim mürşidimiz, büyüğümüzsün! 4. Adam De hele! 6. Adam Ayağa kalkar Efendiler, yazık değil mi bir hiç yüzünden gençlere kıyıyorsunuz! Göz göre göre cinayetler işliyorsunuz! Sizde hiç mi insanlık yoktur, hiç mi vicdanınız sızlamaz! Bir süre. Herkesin başı önüne düşer.Siz hangi çağda yaşıyorsunuz allahaşkına! Eloğlu aya apartman dikmek için uğraşırken siz hala töre diyorsunuz, silah diyorsunuz. Nasılsa az yatıyorlar diye eskiden de sabi gençlere cinayet işletip hapislere gönderiyordunuz bugün de! Bu yüzden hapishanelerimiz genç yaşta içeri girenlerle doldu! E, tabii; sizin tuzunuz kuru! Siz bir gün hapiste kalmanın ne demek olduğunu biliyor musunuz! Nerden bileceksiniz; hiç kalmadınız ki! Nasılsa her daim elinizin altında cinayet işleyen bir masum genç bulunuyor! Daha hayatının baharını yaşamadan, siz onu kışa çeviriyorsunuz. Günah değil midir bu yaptığınız! Dünyada bunca şey değişiyor, sizde tık yok! Yahu insan biraz kendini geliştirir, uygarlaşır, ileriyi görür. Bir süre sessizlik 6. Adam Kıçı boklu Hindistan bile nükleer teknolojiye geçmiş; siz daha töredesiniz. Şu Avrupa birliğine giremezsek, bilin ki, sebep sizsiniz! Ahirette Abdullah Gül’ün iki eli yakanızda olacak! Çok acıyom size çok! Yazık size! Bir süre sessizlik 5. Adam Sen söyle o zaman Seyfo ağa, bu iş nasıl olacak! 6. Adam Ne lüzum var silaha, ne lüzum var boğmaya! Koyarsın tabağına fare zehirini, yer geberir! Bitti! Böylece kimse de bir kız yüzünden hapislerde çürümez! Bakışmalar. 3. Adam İyi, hoş da polise ne diyeceğiz peki? 6. Adam İntihar etti deriz, birader, intihar! 2. Adam Sebep? 6. Adam Yav bu memlekette intihar etmek için sebep mi yok! 4. Adam Mesela? 6. Adam Mesela, düşünür Amerikanın yürüttüğü küreselleşme politikası çok ağırına gidiyordu, dayanamayıp intihar etmiş, deriz. Yahut da... Çok kitap okuyordu, maneviyatı zayıfladı. Yazık! 4. Adam Bitti. 6. Adam Bitti. Böylece, gençlerimiz , hayatlarının baharında hapse düşmekten, sizler de mahkemelerde sürünmekten kurtulmuş olursunuz! Nasıl? 4. Adam Vay be, gördünüz mü nasıl da gençleri düşünüyor! Helal sana be Seyfo Ağa! 5. Adam Yalnız gençleri mi düşünüyor; bizi ya? Hepsi Bizi de bizi de! 3. Adam Bilgili adamın hali başka oluyor canım! 2. Adam Sen büyük adamsın Seyfo Ağa! 5. Adam Bu CHP’ye senin gibi bir genel başkan lazım, namussuzum! 2. Adam Yok yok, özelleştirmeden sorumlu devlet bakanı olmalı ki, bak gör o zaman! 6. Adam Kasıntılı Yok canım, o kadar deeel! 5. Adam Ver o mübarek elini öpem Seyfo ağam! 6. Adam Elini çeker Abartmayın lan siz de; şurda oyun gereği iki çift laf ettik, tadını kaçırmayın! 4. Adam De hadiyin bunu pavyonda kutlayalım! Hepsi Kutlayalım kutlayalım! Kalkarlar. 4. Adam Gonsomatrisleri ben ısmarlıyom! 5. Adam E, içkiler de benden o zaman! 1. Adam kızgınlıkla çıkanlara bakar. Digerleri farkedip dönerler. 1. Adam Şimdi bu yaptığınız iş mi ağalar! Şaşkınlıkla birbirlerine bakarlar. 4. Adam Hayırdır ağa, yanlış bi şey mi yaptık! 1. Adam Bundan böyük yanlış olur mu; bugün yarın benim kızım ölecek, siz neler söylüyosunuz burda! Bakışırlar 5. Adam Ne söyledik ki? 1. Adam Yok gonsomatrisler benden, yok içkiler ondan! Böyle bir şey duyulmuş, görülmüş müdür? 5. Adam Sen söyle o zaman! 1. Adam Benim kızım ölmeyecek mi? 4. Adam Tamam? 1. Adam O zaman, hem içkiler, hemi de gonsomatrisler benden! Yürür. 4. Adam Olur mu canım! Bari içkileri biz ısmarlayalım! 1. Adam Çıkarken Katiyyen olmaz! 6. Adam Tamam len Nuri, seni mi gıracağız ! Bu seferlik böyle olsun hadi! Çıkarlarken 2. Adam E, hakkı canım kız kendisinin! 3. Adam Hakkı tabii! Yukarıda Allah var! Müzik. Çıkarlar. Sahne 17 Pembe girer. Başı ve yüzü sargılar içindedir. Oturur. Gülten girer. Gülten Pembe kız, bütün mahalle seni konuşuyor, biliyon mu? Pembe Niye ki? Gülten Güya sen kocanı değil de başkasını seviyomuşsun! Pembe Seviyom tabii! Gülten Büyükler toplanmış karar vermişler. Yemeğine zehir koyup öldüreceklermiş seni! Pembe Ne yaptım ki? Gülten Sen namuslarını kirletmişsin! PembeNamus ne ki? Gülten Namus durur işte... çok önemli bi şey! Pembe Ben namuslarını kirletmedim ki, durur yalnızca altımı kirlettim. O da korkudan! Gülten güler Pembe Ne gülüyon; seni öyle dövseler sen de yapardın ama! Gülten Baban sana kimi sevdiğini sordu mu! Pembe Sormadı! Gülten Ya? Pembe Yalnızca dövdü! Bir süre. Gülten Bak Pembe; benden söylemesi, seni kesin öldürecekler! Yerinde olsam buralarda durmam giderim. Pembe Nereye? Gülten Ne bileyim, ölmeyeceğin bir yere! Pembe Ama ben gidersem yaşayamam ki! Gülten Kalırsan da yaşayamazsın! Neyse, beni senin yanında görürlerlerse olmaz! .Ben gidiyom; sonra söylemedi deme; buralardan hemen git! Kendi kendine Gerçi sonra istesen de söyleyemezsin ya! Pembe de kalkar. Ayrı yönlerden çıkarlarken Gülten Ha, az daha unutuyordum; sahi sen kimi seviyosun kız, hınzır! De hele! PembeDurur Annemi! Müzik. Gözlerini silerek çıkar. Gülten şaşkın bakar. Sahne 18 Elinde bohçasıyla Pembe girer. Sahnenin önünde seyirciye yakın ve paralel birkaç kere gider gelir. Bu arada sahneye birtakım erkekler girerler. Pembe’yi süzerler. Pembe korkar. Bir elinde tesbih, bir elinde bastonuyla sakallı ve yaşlı bir adam girer. Müzik iner. Pembe adamı durdurur. Pembe Amca, buralarda yatacak bir yer var mı? Yaşlı Adam Pembe’yi süzer. Var kızım. Şu karanlık sokağa dal. Önüne kötü bir yol çıkacak. O yolda gidersen mutlaka rastlarsın. Pembe Allah razı olsun amca! Yaşlı AdamDurdurur Dur hele! Senin kimin kimsen yok mu kızım? Pembe Yok amca! Benim hiç kimsem yok! Yaşlı Adam Pembe’nin sağını solunu yoklar Yanında gizli kamera falan da yok değil mi kızım? Pembe Yok amca. Hiç bir şeyim yok! Yaşlı Adam O zaman dur ben seni götüreyim kızım! Pembe Sağol amca, sen yorulma; ben kendim giderim. Yaşlı Adam Olur mu kızım, insanlık vazifem bu benim. Etrafına bakınarak Götüreyim götüreyim. Müzik. Sahne 19 Müzikle beraber hastane ortamı. İki hemşire ardarda girer. Biri hızlı bir şekilde karşıya geçer. Digeri ise arkasında her yanı sargılı ve bastonlu bir hasta olduğu halde girer. Hasta yalvarmakta, o ise hastayı terslemektedir. Bu halde karşıya geçerler. Pembe sedyede getirilir. Giysisi pembedir. İki hemşire tekrar geçer. Getirenlerden biri habire yardım ister. Hiçbiri bakmaz. Müzik indiğinde nihayet bir doktor girer. 1. Yardımcı Doktor bey bakar mısınız? Doktor yanındakiyle konuşmaktadır. Doktor ...Abi şu sıra parayı repo yapacaksın. İlla borsaya gireceğim dersen o zaman sağlam tüyo ara; buldun mu balıklama dal. Baktın olmadı, o vakit spekülatif oyna! Hiç korkma! Geçen gün bizim doktor İhsan bir haftada Mersedes çekti altına! Yanındaki Yapma ya! Helal olsun adama! Çıkarlar. Bir bayan doktor girer. 1. Yardımcı Doktor hanım bakar mısınız? Doktor Acelem var çabuk söyleyin, çocuğu kreşten alıcam! 2. Yardımcı Bu kız otel odasında intihar etmiş. Doktor Bakar Derdi neymiş bu dar vakitte? 2. Yardımcı Valla onu soramadık! 1. Yardımcı Bi pavyonda konsomatristlik yapıyormuş. Fare zehiri içmiş. Biz vardığımızda yanında şişesi duruyordu. Doktor İyi kazanıyor muymuş bari! Muayene eder. Sevinçle Yaşasın! 2. Yardımcı Sevinçle Yaşıyor mu? Doktor Ölmüş! İyi, uğraştırmadı beni. Hadi siz de kaldırın bunu burdan! Ben çocuğu alacağım, acelem var! Çıkar. Yardımcılar bakışırlar. 1. Yardımcı Kimse görmeden biz de sıvışalım! üstümüze kalır sonra! 2. Yardımcı He lan, şahit mahit yazarlar, neme lazım; tüyelim! Koşarak çıkarlar. Sahneye iki entel’ erkek girer. 1. Erkek Arkadaşına Biz doktor Ahmet beyle eskiden beri aşinayızdır, fakat san’at mevzuunda bir türlü mutabık kalamayız! Sen tut, büyük ressam Lütfullah beyi, Kani Olur mu Yani’ye tercih et! 2. Erkek Hayret bir şey yani! 1. Erkek Olacak iş mi yani! Pembe’yi fark eder. Bak azizim, bu kadın, belli ki, gül gibi ailesini tepip buralara şöhret olmaya gelmiş; işte hazin sonu. Ola ola bir konsomatris parçası olmuş. Hoş; bu noktaya varmasında ailesinin de kabahati vardır mutlaka; kızını sıkı disipline etse, gözünü açtırmayıp sırtından kırbacı eksik etmese bu eksik beyinli bu hallere düşmezdi. Vaktiyle böyle birinin romanını da yazmıştım. Fakat azizim, yaz yaz bitmiyor ki! Memleketimiz bu nev’i timsallerle dolu! Pembe’ye bakar Be akılsız karı; arınla, namusunla yaşamak dururken, bi konsomatris parçası olmak uğruna evden kaçılır mı! Yani hanım hanımcık evinde otursan sana zehir mi içireceklerdi. 2. Erkek Üstadım, kadın değil mi, saçı uzun aklı kısa! Geleceğini göremiyor işte! Siz yazarsınız, okumazlar, naçizane ben yazarım tınmazlar. Binaenaleyh bu netice, böyleleri için azdır bile! 1. Erkek İsabet buyurdunuz monşer, son hazırladığım makalede de bu mevzua temas eylemekteyim. Şöyle ki; kadın nam cins-i deni, diye başlıyorum... 2. Erkek Harikulade bir giriş; tebrik ediyorum üstadım! 1. Erkek Teveccüh gösteriyorsunuz mirim. 2. Erkek Devamı? 1. Erkek Kadın nam cins-i deni, hadd-i zatında erkek gibi humuslu topraktan halkedilmediğü çün... 2. Erkek Şu belagate hayran olmamak kabil mi! Sonra? 1. Erkek... her türlü çirkefe duçar olmakta ve şayan-ı hayretle müşahade olunur ki... Çıkarlar. Pembe sahnede sedye üstünde yatmaktadır. Sahnede başka kimse kalmaz. Pembe ile annesinin diyalogları kasetten verilir. Müzik. Sahne 20 Sokak. Başı önde Güler girer. Yine hamiledir. Gülsün ve Gülsen’le karşılaşır. Gülsen Hayırdır Güler, nereye böyle? Güler Başı önde yürür Dere boyuna! Gülsün Niye ki! Güler Kavaklar açmış mı ona bakıcam! Gülsen’le Gülsün üzgün; arkasından bakarlar. Müzik. Perde Mustafa Acar musar63 Paylaş Yorumlar Nedim Uslu - 11/17/2010 Çok güzel Tiyatro Kursu Başlıyor! 20 Haziran'dan itibaren her PAZARTESİ Kadıköy'de! Çalışanlara yönelik hobi sınıfı! Duyuru Panosu! Son Eklenen Tiyatro Oyunları Güncel Yazılar 27 MART… UMUDUNU ARAYAN BİR GÜN Ahmet Yapar Başarılı Genç Aktör Can Öztopçu 40. Sanat Yılını Kutluyor Füsun Akmen Balkaya 'Ağaçlar Ayakta Ölür' - Nevra Serezli ve Tiyatro Kare Füsun Akmen Balkaya Süt Kardeşler - Süheyl Behzat Uygur Tiyatrosu 2020 Tuncer Cücenoğlu'nun Anısına... Ankara Devlet Tiyatrosu 70. Yıl ve 'Lüküs Hayat' Kadın Dayanışmasını Taçlandıran Şehir Tiyatrosu Oyunu Çın Sabahta Büyük Aşkların Sonuncusu ve Çankaya Sahne Uğur Kanbay ve Eylül! Fars Dokusu Üzerine Komedya Dokunuşları İle ELEŞTİRMEN OLMAK VE ELEŞTİRİ YAZMAK ! YOKLAMA LİSTESİ Skeç Şehir Tiyatroları'nda Oynanan Ayaktakımı Arasında Oyununun İncelemesi ve Eleştirisi Genel Müdür 'A. Nejat Birecik İle Devlet Tiyatrosu'na Gelen 'Bahar Havası' Şehir Tiyatroları'nda Oynanan İki Arada Bir Yerde Oyununun İncelemesi ve Eleştirisi Müthiş Bir Prodüksiyon 'Ben O İstanbul'u Çok Sevdim' ve Ustaların Ustası Özel Yula Yazar olmak ister misiniz? Yazar olarak ailesine katılmak, yazılarınızı yüzbinlerce tiyatroseverle paylaşmak isterseniz tiyatrodunyasi adresine mail gönderebilirsiniz... Güncel Haberler Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları BÜO, Shakespeare Soruşturması ile dijital ortamda seyirci ile buluşuyor! KüçükÇiftlik Bahçe Tiyatrosu'ndan Müjde Perdeler Açılıyor, Tiyatro Sezonu Başlıyor İzmir Bağımsız Tiyatrolar İnisiyatifi'nde İkinci Yıl Başlıyor Amadeus, Zorlu PSM'de Başlıyor Sesin Görselleştiği Bir Performans Podacto Stüdyo, Yakında BluTV'de 27 Mart 2021 Dünya Tiyatro Günü Ulusal Bildirisi Metin Akpınar-Müjdat Gezen 27 Mart 2021 Dünya Tiyatro Günü Uluslararası Bildirisi Helen Mirren Şehir Tiyatroları Dünya Tiyatro Günü'nü 'Melek' ve 'Benim Güzel Pabuçlarım' ile Kutluyor 27 Mart Dünya Tiyatro Günü'nde DasDas'tan Okuma Tiyatrosu Ankara Tiyatro Dayanışması'ndan 27 Mart Dünya Tiyatro Günü Etkinliği 'İlelebet… Bir Atatürk Hikayesi' Sahneport'ta Tiyatroseverlerle Buluşuypr Şehir Tiyatroları, Özel Tiyatrolara Kasım Ayında da Sahnelerinde Yer Veriyor Tekin Deniz Dümbüllü kavuğunu kimseye devretmedi Kavuk, Rasim Öztekin'den Şevket Çoruh'a Geçti Tiyatro Dünyası'nı takip Edin ..
Biri ülkesi için Kore’ye gidecek olan bir asker, diğeri İzmirli genç bir kız... Genç adam ilk gördüğü anda aşık olacağını nereden bilebilirdi ki? İşte yüreklere dokunan 67 yıllık bir aşk hikayesi... İstanbul'da Kore Gazisi Nurettin Erol Okan, kalp ve böbrek rahatsızlığı sebebiyle 94 yaşında yaşamını yitirdi. Okan'ı, filmlere konu olacak bir aşk hikayesiyle evlendiği ve hastalığı sürecinde yalnız bırakmayan eşi ve sevenleri sonsuzluğa ilk görüşte tutulan Gazi Nurettin Erol Okan ve İzmir'in tanınmış Levanten ailelerinden birinin kızı olan Maryana Girauld'un 67 yıl önce Türk Askerini Kore'ye götürecek geminin limana yanaşmasıyla başlayan hikayesini sizler için Mayıs’ta SÖZCÜ’de yayınlanan vefat ilanının arkasından filmlere konu olacak bu aşk hikâyesi OLDUNurettin Erol Okan, 1952 yılında vatani görev için askere gitti. Okan'ın askerliğini yaptığı yıllarda Kore'de Çin ve Rusya yanlısı güçlerle ABD'nin desteklediği kuvvetler arasında savaş vardı. Türkiye bu savaşa BM öncülüğünde kurulan güç için 4 bin 500 asker gönderme kararı 9 bin kilometre uzaktaki Kore'ye gidecek ilk gemi 17 Eylül 1950'de İskenderun Limanı'ndan uğurlanmıştı. Kore'de askerlerimizin gösterdiği başarılar gazetelerde manşetleri süslüyordu. Ankara'da yedek subay olan Nurettin Erol Okan da yaşananları görev yaptığı birliğinde takip 1953 yılında ülkesi için daha faydalı olacağını düşünen Gazi Okan, Kore'ye gitmek için gönüllü oldu. Askerlerimizi Kore'ye götürecek General De La Roy' isimli gemi limana yanaştı. Okan ve şehir sakinleri gemiyi görmek için İzmir Limanı'na akın AŞKI…Nurettin Erol Okan, kalabalık arasındaki Maryana Girauld'la göz göze geldi; ilk gördüğü anda aşık olduğu genç kadınla konuşmak için fırsat aradı. Sadece 10 gün kalacağı İzmir'de hayatının aşkıyla karşılaşan 26 yaşındaki Okan, hislerinin karşılıksız olmadığını asker, Kore'ye gideceği güne kadar vaktinin büyük kısmını gönlünü kaptırdığı genç kızla geçirdi. Girauld, babasını küçük yaşlarda kaybetmişti. Nurettin Erol Okan ise parçalanmış bir ailede büyümüştü. Maddi olanakları kısıtlı olan iki sevgili sade bir törenle cephede savaştı…Ve o gün geldi. Okan, hayatının aşkını geride bırakarak, Kore'ye gitmek üzere askerlerimizi taşıyan gemiye bindi. Türk birliğini taşıyan o gemi dünyanın öbür ucuna doğru denize buldular. Her zorluğun üstesinden geldiler. Evlendiler, anne-baba oldular. Beraber yaşlandılar. Hep ilk günkü gibi sevdiler…Okan, Kore'de ülkesi için faydalı olacağını döndü evlenme teklifi etti40 günlük deniz yolculuğundan sonra gemi Kore'ye ulaştı. 741 askerimizin şehit düştüğü, 2 bin 141 askerimizin yaralandığı savaş 27 Temmuz 1953 yılında fiilen son birlikleri yurda geri döndü. Okan, İzmir Limanı'na ulaşınca sevgilisinin yanına koştu. Genç aşık, Kore'deyken dişinden tırnağından artırarak ona inci kolye aldı. Uzaklarda olmalarına rağmen kalpleri birlikte atan çift, aşklarının başladığı yerde bir araya inci kolyeyi sevgilisi Maryana Girauld'a uzatıp, uzun uzun yüzüne bakarak hasret giderdi. Sevgilisine ömürlerinin kalan kısmını birlikte geçirmeyi teklif etti. Girauld, kabul giydiği elbiseyi bile ödünç alan Girauld ve Okan dünya evine girdi. Çift İstanbul'a yerleşti. Okan, uzun yıllar Mali İşler Direktörü olarak aşkıyla AŞKINA VEDA67 yıl saygı, sevgi, aşk dolu bir hayat süren çifti ölüm ayırdı. Rahatsızlanan Nurettin Okan geçen hafta hayatını kaybetti. Eşi son ana kadar yanındaydı…Çiftin 2 kızı oldu. Nurettin Erol Okan, kızları Nil ve Roksan'ın iyi bir eğitim alması için elinden geleni yaptı. Başarı dolu bir kariyere sahip olan Nil Okan Paniguian ve Roksan Okan Vick işleri gereği yurt dışına 1953'ten beri süren mutluluğunun arasına sağlık sorunları girdi. Okan, kalp ve böbrek rahatsızlığı sebebiyle tedavi görmeye başladı. Maryana, 67 yıllık aşkını bir an yalnız çiftin çocukları torunları oldu…Ancak vücudu, yapılan tedavilere cevap vermeyen Okan geçtiğimiz hafta hayatını kaybetti. Kızları corona salgını sebebiyle babalarının son anlarında yanında Bayrağı'na sarılı tabutla Ayazağa Mezarlığı'na götürülen Gazi Nurettin Erol Okan'ın cenazesi, hayatının aşkı Maryana ve sevdiklerinin duaları eşliğinde sonsuzluğa uğurlandı.
Haberler > Şarkılarda Çok da Göz Önünde Olmayan 11 Şahsın Hikayesi - 1701 - 1711 Şarkıları hep onu söyleyen ve kendisine söylenen bakış açısından dinledik. Oysa o şarkıların çoğunda hiç dikkat etmediğimiz, sadece mısralarda geçen bir kelime olarak gördüğümüz, kim bilir belki daha büyük dramlar yaşayan, aşağılanan, örselenen insanlar vardı. Size çok bilinen 11 şarkı ile bu görünmeyen insanları anlatmaya çalıştım. 1. "Nikah masası" şarkısında kızın evlendiği adam Şarkının 3. kıtasındaki 3. mısrada geçen “şimdi çok zenginsin ben ayrı garip ” sözünden anladığımız üzere zengin bir adamdır. Fakir kızımızı almakta bir beis görmemiş geniş gönüllü, delikanlı birisidir. Kızın şahidinin eski sevgilisi olduğunu bilmeyecek kadar saf biridir aynı zamanda. Bu devirde zengin ve saf birini bulmak mümkün olmadığı için, zamanında Hulusi Kentmen’in oğlu tadında bir insandır. Büyük ihtimal kızın geçmişini hiç sorgulamamış, 'benden önce kaç erkekle birlikte oldun?' gibi yakışık almayan sorulara hiç girmemiştir. Zengin olmasına karşın düğün yapmayıp nikahtan evleniyor olması biraz saçmadır. Kızın ailesinin 'biz anlı şanlı düğün isteriz!' diye diretmemiş olması ise daha da saçmadır. Büyük olasılıkla zengin damadı bulduk ötesine ses etmeyelim demiş olabilirler. Yine nikaha Ümit Besen tadında fakir birisinin bile girebiliyor olması bu nikahın Gaziosmanpaşa veya Ümraniye belediyesi nikah salonunda kıyılıyor olması yüksek ihtimaldir. Sözün özü delikanlı, saf, belki biraz da cimri bir insandır. E cimri olmayacak da ne olacak, böyleleri zengin oluyor için 2. "Tamirci çırağı" şarkısındaki zalim güzel Gariban emekçi kardeşimizin istemeden gönlünü kaptırdığı, zengin, kendini beğenmiş, ukala, burnu havada bir tiptir. Elleri ak, yumuk yumuk , ojeli tırnaklarıdır. Ellerinin yumuk yumuk olması sanırım hafif kilolu olmasındandır, belki de 5 kilo fazlasını bir türlü veremediği için bu kadar sinirlidir. Ayağında uzun etek, dalga dalgadır saçları zalimin. Belli ki reklam filmi çeker gibi, elemanın aklını başından almak için saçlarını savurmuştur tamirhanede. Ama bu kıza için için sinir olmamızın esas sebebi bunlar değil, ne diyor bizim gariban işçi kardeşimiz, 'arabanın kapısını açtım, açtım girsin içeri. kalktı hilal kaşları sordu kim bu serseri?' Yahu terbiyesizin evladı, be kendini beğenmiş, eleman üstüne başına yepyeni elbiseler giymiş, saçını başını taramış, gelmiş insan gibi sana kapıyı açmış, kim bu serseri de ne demek oluyor? Sanırsın üstüne atladı ya da seni taciz ediyor. Hayır, o kapıyı açan hafiften zengin biri olsa gözünde ondan centilmeni, ondan kibarı olmaz, ama kapını açan işçi olunca kapıyı kim bu serseri? Hayır benim anlamadığım bu kız çekip gidince arabayla ve dahi bizim eleman egzozuna boğulunca, gözünde tomurcuk yaşlar ile ağır ağır doğruluyor. Yahu arkadaşım sen ne ara büküldün? Değer mi hiç böyle hayırsız bir kız için ağlamaya, üzülmeye, eğilmeye? Sen bunun gibi aynı zenginlikte ama bundan 100 kat daha iyi kızlar bulursun emin ol. Varsın elleri yumuk yumuk olmasın ne çıkar? Terbiyesize bak sen ya, arabasının kapısını açtı diye kim bu serseri? Yahu madem o kadar kıymetli araban var, o kadar kendini beğenmiş ve über birisin, ne demeye Ümraniye'deki bir tamirciye geliyorsun? Versene arabanı servise. Kusura bakma ama sen zengin olmuşsun fakat insan için 3. "Tamirci çırağı" şarkısındaki eyyamcı usta Şarkıyı her dinlediğimde içinde birbirinden farklı yaşamlar barındırdığının farkına varıyor, küçük insanların hayatlarını anlatan bağımsız bir film izlemiş gibi oluyorum. Bir üstte aynı şarkıdaki zalim zengin kıza değinmiştik. Bu sefer dikkatimizi usta çekti. Şarkıyı ilk dinleyen birisi için bu usta hemen Hulusi Kentmen biçiminde ete kemiğe bürünür, olmadı bir Nubar Terziyan gelir kişinin gözlerinin önüne, ama eğer siz de benim gibi bu şarkıyı binlerce kere sindire sindire dinlemişseniz aslında o ustanın bir Hulusi Kentmen değil de Yaşar Usta'nın atarlandığı patron olduğunu görürsünüz. Neden? tek bir şeye bakmak yeterli; şarkının sözleri. 3 yerde geçiyor usta ....ustam seslendı uzaktan oğlum al takımları ....ustama dedim ki bugün giymeyim tulumları ....ustam geldi sırtıma vurdu unut dedi romanları işçisin sen işçi kal giy dedi tulumları Birinde takımları istiyor ki normal her ustanın huyu bu, ikincisinde eleman ustasından bir istekte bulunuyor ama ustanın cevabını duyamıyoruz, elemanın hareketlerinden 'he' dediği sonucuna varıyoruz. Üçüncü kere nerede beliriyor usta? Gelip elemanın sırtına vuruyor 'unut' diyor romanları, 'işçisin sen işçi kal' diye de ekliyor... Peki sevgili usta, çocuk senden tulum giymemek için izin isterken, saçlarını tararken, süslenip püslenirken aklın neredeydi? Neden o zaman bu çocuğa, bu cahile 'Evladım o kız bakmaz sana, işçisin sen işçi kal' demedin? Neden engel olmadın bu çocuğa da son karede kadraja girip parsayı topluyorsun? Ben biliyorum ama sebebini, olur da şansı yaver gidip bu kızla işi pişirirse beni de görür elbet beklentisine girdin sen ustam. Bile bile ses çıkarmadın, bakalım bir şansını denesin hele diye sinsi sinsi bekledin. Baktın iş fiyaskoyla sonuçlandı hemen Hulusi Kentmen gibi çıktın ortaya. Yemezler ustam, bir kumar oynadın ve kaybettin sen. Benim gözümde elemanı reddeden o zengin zalim kızdan bile daha aşağıdasın artık, kusura bakma. İşçi kalmış, ama tulum giyme derken iyi...Şarkı için 4. "Arkadaşımın aşkısın" şarkısındaki hiçbir şeyden haberi olmayan arkadaş Ne yazık ki etrafını üç kağıtçı, sahte, kötücül insanların sardığı arkadaştır. Kankası ayrı, sevgilisi ayrı sırtından vurmaktadır. Her ne kadar şarkıda kim kime ümit veriyor, kız mı oğlanı ayartıyor, oğlan mı kıza yürüyor anlamasak da olan arkadaşa oluyor onu biliyoruz. Zira kankası bir yerde; 'Unutmam lazım çünkü sen arkadaşımın aşkısın Kaderin oyunu bu bana göstermesin seni bana Karşımda olsan da bakmam arkadaşımı aldatmam' derken, başka bir yerde; 'Ümit verme insanım ben çek bakışlarını benden Şüphe de etme sevgimden Kalbim yalnız senin değil arkadaşımın da bunu bil' demektedir. Yani o mu bakıyor, kız mı buna iş atıyor içinden çıkamıyoruz. Bildiğimiz tek şey arkadaşın bütün bu olup bitenlerden habersiz, koyun gibi hala bu kızla sevgili, bu oğlanla kanka olduğudur. Maalesef en acısı da budur. Sen sade bir ilişki ve sağlam bir arkadaşlık kurduğunu düşünürken arkandan millet şarkı yazıyor haberin yok. Allah düşmanıma vermesin. 'Dikkat et anlaşılmasın bırak kalbimi ağlasın Arkadaşımın aşkısın...' Duyulmasın dediğine göre, bir şeyler de yapmış bunlar, vah ki ne vah!Şarkı için 5. "Fırtınalar" şarkısındaki aldatılan sevgili eş Diğer şarkılara göre daha planlı, daha organize, daha işini bilir tiplerin kurbanı olan zavallıdır. Diğerlerinde sanki üçüncü kişileri de bir gözetme, arkasından iş çeviriyor da olsa onu bir hoş tutma gayreti varken, burada direkt 'bugün burada bütün yaşanan, saklı gizli devam etsin' denilerek üstüne tüy dikilmektedir. Ne bir pişmanlık, ne 'kendimizi kaybettik tekrarı olmasın' deme yok. Yapmışlar, çok memnun kalmışlar, gizlik saklı paso yapalım diyorlar. Ya madem öteki arkadaşın muamelesinden çok memnun kaldın, bu garibanı boşa ona git! Neden ikiniz de başkaları ile beraberken ısrarla gizli saklı iş pişiriyorsunuz, o elemanları da yaralayıp, örseliyorsunuz ki? Hele klipte, adamın yanından sinsice kalkıp, diğer adama koşuşu var ki, insan kendi başına gelmiş kadar üzülüyor yemin ediyorum. Zalimlik bu sizin yaptığınız, Amerikan tıraşlı arkadaş bunu hiç hak etmiyor!Şarkı ve klip için 6. "Yüksek yüksek tepelere" şarkısındaki baba Zaten ciğeri yanan, ağlayan, yıllardır el bebek büyüttüğü kızını yolcu etmenin sıkıntısıyla kavrulan ama buna karşın düşüncesiz kızının 'babamın bir atı olsa binse de gelse' diyerek iyice çaresiz bıraktığı babadır. Acısı daha yaşayamadan kızı tarafından arada bırakılmış, eli kolu bağlanmıştır. Kızı mutlu değil mi? Gidip almam mı gerekiyor? At ne, arabayla mı gitsem, vb. türlü düşünceler arasında gidip gelen, kızının acısından mı yoksa işgüzarlığından mı konuştuğunu bilemeyen babadır. Hoş kızı diğer çocukları için de 'kardeşlerim yollarımı bilse de gelse' demektedir. Kardeşleri niye yolunu bilmesin ki? Kızı Hogwarts'a mı gelin ettiniz? Kardeşleri bir daha hiç göremeyecek mi? Anlaşılan o ki burada gelin kızımızın bir hezeyanı var. Sağlıklı düşünemiyor, ağlayacağım diye kasarken, annesini, babasını, kardeşlerini de buhrana sürüklüyor. Tamam sen ağla, üzül ama canım şimdi 50 yaşında adamı niye arada bırakıyorsun?Şarkı için 7. "Selam söyle" şarkısında dolduruşa getirilen kız arkadaş Kendi işini kendisi halletmeyi beceremeyen, eski sevgilisine nispet yapmak için bile araya aracı koyan kızın harcadığı kızdır. Belli ki çok yakın arkadaşıdır ve onu kıramayacak biridir yoksa kim niye başkasının eski sevgilisine gidip 'Arama onu bir daha, yeni sevgilisiyle o çok mutlu, son pişmanlık fayda etmez' desin ki? Bu onun öfkesi, onun ilişkisi, onun sevgilisi değil ki? Hadi diyelim bütün bu dediklerini söylemeyi kabul etti, senin kadar içten, senin kadar hissederek, duygu katarak ifade edemez ki? Onun acısı, onun nispeti değil bu! Yani demem o ki, sırf eski sevgilisini kıskandıracak, onu hasetinden çatlatacak diye en yakın arkadaşını gözden çıkarma hikayesidir bu. Kendi sözlerini, kendi sevgilisine, başkasının ağzından söyletmeye çalışan birinin keder yüklü hikayesidir. Şimdi o kız gidip bu dediklerini o çocuğa söylese, sonradan bunlar barışsalar o kızın hali nice olur? Kötü olmaz mı? İlişki bozan, yuva yıkan olmaz mı? Ama bunları düşünen kim? O anca, onun burnu kaf dağında, söz söylenmez yanında diye içini döküp kızı dolduruşa getirsin. Git kendin söyle, ayıptır!Şarkı için 8. "Uykusuz her gece" şarkısında adamın gülerek öptüğü kadın Bir adamla ilişki yaşayan kendi halinde bir kadındır. Adamla sarılan, öpüşen, onunla vakit geçirmekten keyif alan biridir. Tek kusuru bütün bunları yaparken perdeleri kapatmıyor oluşudur. Ama adamın sevgilisinin eski mi yani mi şarkıdan çıkaramıyoruz kendilerini camdan izleyip, şarkılar söyleyeceğini hesap etmemesi normaldir, zira hangimizin aklına gelir ki röntgenciliğin böylesi? Ne diyor cam röntgencisi? Tam ona sarılırken Gördüm pencereden Gülünecek ne vardı Gülüyordun ya öperken Bu gece seninle olalım canım derken sildim seni o anda kalbimden... Ne yapmış adam? Sarılmış, öpmüş, gülmüş, bu geceyi birlikte geçirelim demiş. Eğer adam seni aldatıyorsa, o an müdahale et ki o kadının da canını yakmasın, onu da kandırıp bir kenara atmasın, yok eğer adam eski sevgilinse ruh hastası mısın ki adamı eve kadar takip edip camdan rontluyorsun? Sıkıntın ne senin? Zaten şarkıda bir yerde 'bu soğuk kahvede' diyorsun, ardından 'masada boş bardaklar, kirlenmiş tabaklar' diyorsun. Kahve mi lokanta mı önce ona bir karar ver, ardından milleti dikizle, terbiyesizlik için 9. "İçin için yanıyor" şarkısındaki şizofren Gönlüne mi sesleniyor, karşısında biri var ona mı dert yanıyor belli olmayan biridir. açık yeşildi gözü, güneş gibiydi yüzü, o çok güzeldi ama yalancının biriydi. ah, unut onu gönlüm unut onu sen de derken gönlüne seslendiğini düşünüyoruz. Onu unutamadığı için, kendisine kızdığı hükmüne varıyoruz. Ancak biraz sonra; onu niçin arıyor, arıyor bu gönlüm? o bir vefasızdı, o bir hayırsızdı, neden gönül arıyor? neden gönül yanıyor? Diyerek gönlünden üçüncü şahıs gibi bahsedince fark ediyoruz ki bu kişi aslında kendisiyle konuşmuyor, karşısında biri var ona bir şeyler söylüyor. Sonra parçaları birleştirince aslında bu kişinin çoklu kişilik bölünmesinden muzdarip, tek başına bir kişi olduğunu algılıyoruz. Hem zaten vefasızın, hayırsızın önde gideni birisi için neden bu kadar yanıp yakılıyorsun ki ablacım, boş ver. Sen sağlığına dikkat et için 10. "Sen de mi Leyla" şarkısındaki Leyla Ne yaptığını, neler ettiğini şarkıdan çıkarmamıza imkan olmayan Leyla'dır. Karşısındakinin yüzüne bakacak yüzü kalmayacak, aklını fikrini yalan bürüyecek, sonunda darbeyi indirecek kadar ne yapmış olabilir Leyla? İlk bakışta insanın aklına sevgilisini aldatmış olabileceği ihtimali geliyor. Onu arkasından vurmuş, hançerlemiştir, kim bilir belki de 'Fırtınalar' şarkısında 'bu halimiz gizli saklı sürüp gitsin' diyen kız Leyla'dır. Ama şarkının devamında Leyla'nın haksızlık edene isyan ettiğini, insanlık bu değil, bu değil diye ünlediğini öğreniyoruz. Şimdi aldatma ile bu sözleri bir araya getirmek pek mümkün olmuyor, zira Leyla burada greve giden sendika başkanı gibi konuşmuş. İnsanlık bu değil derken, mesele aldatmadan çıkıyor, sendikal mücadele çerçevesine giriyor. Netice olarak Leyla birisinin kalbini çok kırmış, ama bunu nasıl yapmış bilemiyoruz. Adamı aldatmış mı, yoksa çalıştırıp yevmiyesini mi tam vermemiş bu şarkıdan çıkarmamız güç. Belki de Leyla aslında çok iyi biri de şarkıyı yazan onu elde edemediği için ona kara çalıyor? Şarkının Leyla'nın ağzından versiyonu yapılana kadar susmak en iyisi sanırım. Şarkı için 11. "İntizar" şarkısında geleceğe dönük edilen bedduanın muhatabı kişi Geleceğe yönelik edilen bedduanın muhatabıdır. Hiçbir şeyden haberi yokken bir kıza gönül vermiş, ancak peşinen edilen beddua sonucunda bundan zarar görmüş kişidir. Sevdiğine 'dilerim tanrı'dan ki sana açık kucaklar, bir daha kapanmadan kara toprakla dolsun' diyebilecek tıynette bir insanın, duasının ya da bedduasının tutacağına biz imkan ihtimal vermiyoruz ama olur olur, tutacağı vardır gelir bu garibanı bulur. Daha sevdiğini kucaklayamadan kara topraklara düşer. Kötü söz sahibinindir, umarız ki bu beddua dönüp dolaşıp, kızı annesi bile okşasa aklı çıkan bu deyyusu bulur. Anne lan bu anne! Şarkı için Bonus "Unutamadım" şarkısında unutulamayan kadın Kendi unutamayışını başkalarından da bekleyen, kendi yıkılmışlığını başkalarının da başına geldiğini zanneden birisinin eski sevdiğidir. Bak ne diyor; unutmak kolay demiştin, alışırsın demiştin öyleyse sen unut beni yeter ki benden isteme Yahu ne biliyorsun seni unutmadığını? Her gün çaldırıp kapatıyor mu? Mesaj mı atıyor? Whatsapp'tan mı yazıyor? Nereden biliyorsun seni unutamadığını? Sana da unutursun dediğine göre belli ki o seni unutmuş, bunu kafaya takan sensin? Hem zaten, yıllar ikimizden de çok şey götürmüş sen yeni yuva yaparken, beni paramparça bölmüş Diyen de sen değil misin? Kadın yuva kurmuş, sen hala yıllar ikimizden de çok şeyler götürmüş diyorsun. Yahu paramparça olan sensin, kadın yuva kurmuş, yıllar ona bir şeyler kazandırmış, perişan olan sensin farkına varsana?Şarkı için
Karagöz ve Hacivat’ı küçüğünden tutun büyüğüne kadar hepsi çok severek okuyup dinlemektedirler. Artık gün geçtikçe çocuklar onları tanımıyorlar bile, belki çoğu Hacivat ve Karagöz kim olduğunu dahi bilmiyordur. işte size Hacivat Ve Karagöz Komik Diyaloglar Karagöz Ve Hacivat, Bursa Gezisi Hacivat – Selamun aleykum Karagözüm. Karagöz – Ooo hoş geldin suda pişmiş olan bal kabağı. Hacivat – Aman ne oldu sana Karagözüm benimle güzel konuş, gel hadi seninle biraz Bursa’yı gezip dolaşalım. Karagöz – Susalım da kime dalaşalım. Hacivat – Dalaşalım değil iki gözüm dolaşalım. Karagöz – Haa nereyi dolaşacakmışız? Hacivat – Bursa’yı dolaşalım, dedim ya iki gözüm senin kafa nerde kaldı kim bilir beni dinlemiyorsun. Karagöz – Hı öylemi dedin anladım Hacı cavcav. Hacivat – Gel hemen ilerdeki dolmuşa binelim. Karagöz – Ne dolmuş mu? Yine tepemin tasını attırıp, açacaksın bayramlık ağzımı! Hacivat – Ne dedim ki, şu arabaya binerek Bursa’yı dolaşalım diyorum ama sen anlamıyorsun. Karagöz – Hı öyle desene şimdi anladım, hadi şu dolmuşa binelim. En sonunda dolmuşa binerek Bursa’ yı gezerler, eve dönmeden önce son olarak da Kapalı çarşıyı ziyaret ederler. Karagöz – Kardeşim bu insanlar çıldırmış sanki kendi kendilerine konuşuyorlar. Hacivat – Sen onun ne olduğunu bilmiyor musun? Onlar kendi kendine değil telefonla konuşuyorlar. Karagöz – Telefon oda nedir? Hacivat – Uzaktan iletişimi sağlayan elektronik bir şey. Karagöz – İyi, iyi çok güzel bir şeymiş, teknoloji de epey gelişmiş. Karagöz – Dostum benim işim var gitmem lazım. Hacivat – Tamam, bende gideceğim sonra görüşürüz hoşçakal. Karagöz – Oh çok şükür artık senden kurtuluyorum. Hacivat – Haydi, haydi git gideceğin yere sana uğurlar olsun. Hacivat ve Karagöz, Mühür Hacivat – OO hoş gelmişsin sevgili Dostum! Karagöz – Hoş gördük kel kafalı kara üzümüm! Hacivat – Nereden gelip, nereye gidiyorsun yine komikliğin üstünde? Karagöz – Hiçbir yere gittiğim yok, bizim çocukla kaç saattir okuma-yazma üzerine çalıştık, yoruldum biraz gezeyim dedim Hacivat – İyi yapmışsın, şimdi kafan balon gibi olmuştur. Karagöz – Ha, ha, ha, ha aynen kafam balon gibi oldu da uçmasın diye yapıştırıcı ile boynuma yapıştırdım Hacivat – Hemen sözü başka yöne çevirme, uzun bir süre ders çalışmaktan kafanın şiştiğini söylemek istedim. Karagöz – He, he kafam pişti de soğuması için dışarı çıktım. Hacivat – Allah senin iyiliğini versin! Peki, çalışmalarınız nasıl gidiyor? Karagöz – Oooo nasıl iyi gittiğini bilemezsin sen Hacı Cavcav! Sen hemen şu müdüre söyle de benim ilkokul diplomamı tez zamanda hazırlasın. Hacivat – Kardeş hele sen hepsini iyice öğren diploma işi kolaydır. Karagöz – Şey, aslında okuma yazmayı öğrenirsem o diploma denen kağıt parçası başka benim ne işime yarayacak? Hacivat – Bak, öğrenirsen mühüre lüzum kalmayacak Karagöz – Peki, o zaman yerine kimse bakmayacak mı? Hacivat – Kimin yerine bakmayacak mı iki gözüm? Karagöz – Sen şimdi dedin ya müdüre lüzum kalmayacak! Hacivat – Sen ne alemsin müdür değil mühür, mühür! Hani imzanın yerine kullandığın o damga yok mu? Karagöz – Sende öyle söylesene köftehorum! Hacivat ve Karagöz, Davul Bahşişi Hacivat – Selamun Aleykum iki gözüm, beni ne kadar kızdırsan da seni görünce her zaman rahatlıyorum. Karagöz – Teşekkür ederim, Hacı Cavcavım çok iyiyim! Hacivat – Hayrola, Niye öyle kendi kendine gülüp duruyorsun? Karagöz – Başıma gelmişleri hatırladıkça gülmeden duramıyorum, hah hah hah! Hacivat – Hah, hah, hah hah! Demek seni böyle sürekli güldürecek kadar bazı şeyler oldu. Karagöz – Seni pataklarım ha, sen bana gülme! Hacivat – Canım benim sana nasıl gülmeyeyim, çok komikmiş… Karagöz – Köftehor, daha ben sana anlatmadım ki bilmeden neye gülüyorsun? Hacivat – Tamam, tamam efendim, gülmüyorum, haydi neler oldu onu anlat? Karagöz – Biliyorsun ki Ramazan orucu yaklaşınca benim o dededen kalma antika davulu sakladığım yerden çıkartıyorum. Hacivat – İyi yapmışsın! Davulsuz Ramazan tuzsuz yemeğe benzetilir. Karagöz – Aynen öyle, ben de ilk günden o davulumu gümbür şenlendirdim. Hacivat – Aferin, güzel yapmışsın! Eeee sonra ne oldu? Karagöz – Dinleyeceksen önce şu çeneni kapat kızdırma beni Hacı Cavcav! Hacivat – Aha kapattım! Karagöz – Dün de davulumu sırtladığım gibi yollara düştüm, komşu mahallenin girişinde başladım tokmağı sallamaya. Hacivat – Aman, aman çal davulcu davulu, çal ki şu mübarek Ramazan âdetimiz unutulmasın. Karagöz – Seni pataklarım ha, yine şu çenen açıldı! Hacivat – Söylediklerine seviniyorum da konuşmadan edemiyorum. Karagöz – Davulun sesi varya öyle bir güzel çıkıyor ki değme benim keyfime! Hacivat – Oh oh, ne güzel maşallah, bol bol gelsin bahşişler! Karagöz – Bahşişler he geldi, geldi ama evin birisinde başıma neler gelmedi ki. Hacivat – Aman ne oldu bir yanlışlık mı oldu? Karagöz – Yok, yanlışlık falan, şu huysuz Haydar bey varya onun kapısının önünde işler epey karıştı, evde sesler çok ama beklediğim halde bahşiş yok. Hacivat – Eee yoksa yok öteki kapıya geç, herkes zorla para vermek zorunda değil ki Karagöz – Çok konuşma alamadığım o bahşişleri senden isterim bak! Köftehor, bahşiş vermeyecekse onu önceden bana söylesinler de boşuna tokmak sallamayayım. Hacivat – Aynen sana da hak veriyorum iki gözüm! Eee bekleyince ne oldu? Karagöz – Ne olacak, işte beklediğim yetmedi birde davul çalmaya devam ettiğim için üstüme pencereden bir kova soğuk suyu boşalttı. Hacivat – Ayıp etmiş ama niçin öyle etmiş bir şeye mi sinirlenmiş? Karagöz – Ben onun kapısında davul çalmaya başlamadan evine hırsız girip bir şeylerini soyan hırsıza sinirlenmiş. Hacivat – Ha, ha, ha o hırsıza kızarak bir davulcunun başına soğuk su dökülür mü? Karagöz – Dökülmez, dökülmez. Hacivat – Sen ne yaptın peki? Karagöz – Ne bileyim! Kızdım ve dedim ki kafama suyu boşaltacağına bana soyulduğunu söyleseydin, toplamış olduğum tüm bahşişleri sana verirdim. Hacivat – Aferin sana güzel demişsin! Eeee, sonra ne oldu? Karagöz – Ben inadına inadına çalmaya devam ettim. Hacivat – Peki, davulun ıslanmamış mıydı? Karagöz – Islanmamıştı ama tekrardan çalıp mâniyi söyleyince kafama bir kova daha su boşlatıverdi. Hacivat – Ha, ha, ha ne mânisi söyledin bakayım? Karagöz – Yarım kaldı güzelim uykusu, onu sardı bahşişin korkusu, der demez Haydar Bey pencereden Başıma suyu boşalttı. Hacivat – Ha, ha, ha Allah iyiliğini versin iki gözüm! Hacivat Ve Karagöz Komik Diyalogları okurken eğlendiğinizi umuyoruz.
Kim demiş fakir genç zengin kıza âşık olmaz diye? Ama benim niyetim âşık olmak değil, pencere gülünü tenhalarda kıstırmaktı. Sokağıma taşınalı bir hafta olmuştu, sahibinin kucağında ilk gördüğümde içim gitmişti. Ah bir yere inseydi ben ona yan gözle küçümseyerek bakmanın ne demek olduğunu sorardım. Çok da güzeldi bembeyaz uzun tüyleri kocaman yeşil gözleri içimi gıcıklamıştı. Yine camdan bakıyordu, benim onu seyrettiğimin farkında olsa da ikide bir bakıp başını çeviriyordu. Hele o yalanması yok mu beni deli ediyor neredeyse penceresine tırmanma raddesine kadar getiriyordu. Sahibinin ona prenses diye seslendiğini duyduğumda ismini de öğrenmiş oldum. Pamuk prensesim benim… Yanıma gelen arkadaşıma kızgın gözlerle baktım “Vay be fıstığa bak” deyince pençemin tadına da baktı. “Ne pençeledin len durup dururken” Sinirlenmiştim, sırtımı kabarttım tıslayarak konuştum “O benim olacak, bu sokaktaki hiçbir kedi ona asılmayacak” “Sen bence patilerini yalamaya başlarsan iyi olur sarman, sosyete kızı bizim gibi sokak kedilerine pas vermez” “Bana bak Karaoğlan sen işine bak, benim alanıma girme yeter” Karnım acıkmıştı, bu sıralarda doğru dürüst yemek artığı atan da yoktu. Bana devamlı mama veren adam da nerede kalmıştı. Çöp tenekesinin üzerine çıktım, ah be kardeşim hayatta çok zordu. Yemeğime ortak olmaya çalışan tekiri kovaladım. Ben tekiri kovalarken, başka açıkgöz yemeğimi alıp kaçtı. Bu gün de aç kalmıştık, aşağı sokağın çöplerinde bir şeyler bulur muydum acaba… Yok ya şimdi dünya kadar yol git, oranın sahibiyle kavga et. Ay ay bakkal amca bakkal amca… Gideyim de biraz sırnaşayım şu adama, keyfi yerindeyse bir parça salam veya sosis atardı. Keyfi yerinde değilse de okkalı bir tekme… Bir lokma yemek için ne hallere giriyordum, insanoğlunun maskarası olmaktan nefret etsem de güç onların elindeydi. Karısıyla kavga etmemiş olduğunu umarak yavaşça yanına yanaştım… “Miyavvvvv” yok adamda tık yok “Eeee miyavvv” Bacaklarına mı sürünsem ne… Yok belli olmuştu bu gün karnımızı doyuramayacaktık, ah güneş de ısıtmaya başlamış, zamanı uykuyla geçirmek için pamuk prensesimin camının karşısındaki duvarın üstüne yayılma zamanım gelmişti. Başımı ellerimin üzerine koydum. Yuh tam keyif yapacakken başıma gelene bak, alt bahçenin köpeği canavar Karakafa bana havlayıp duruyordu. “Len oğlum burada uyuyorum ne istiyorsun benden!?” “Ben de bilmiyorum len, ne zaman sizin cinsi görsem içimden havlamak kovalamak geçiyor. Genlerimden olsa gerek.” “Hay ben senin genlerinin içine edeyim” diyerek koşmaya başladım, bir taraftan da cama bakıyordum, haspam benim halime gülüyor muydu ne. Patisini ağzına götürmüş öylece bize bakıyordu, tabi bakardı oh haspam evin güvenliğinde keyif çatarken bizim sokaklarda can korkusundan kıçımız üç buçuk atıyordu. Arkama baktım canavar Karakafa hala peşimdeydi. “Len daha geçmedi mi genlerinin manyaklığı, yoruldum” Yok, onun içgüdüsünü daha fazla pohpohlayamayacaktım… Yüksek ağaç buldum üzerine tırmandım, kalbim koşturmaktan küt küt atıyordu. Aşağı seslendim, patilerini ağacın gövdesine dayamış havlayıp duruyordu köpek oğlu köpek. Şu dalı sallasam elma kafasına düşer miydi acaba. Denemesi bedavaydı patimle birkaç kez ittiriverdim, olay tam isabet burnunun ucuna gelmişti. Kıy kıy yapıp duruyordu… “Acıdı mı canavar Karakafa, inan isteyerek olmadı. Senin şu genlerin olmasaydı başına elma düşmeyecekti” Kötü kötü baktı “Kızma yakışıklı Canavar Karakafa, bak kim geliyor” Ha ha tam zamanında mahallemizin tek dişi köpeği fingirdek arzı endam etmişti. Karakafa’nin her zamanki gibi koca dili dışarı çıkmış, burnunun acısını unutarak peşine takılmıştı. Huriye alt mahallenin erkek köpeklerini de peşine takarak gelmiş, güzelliğinden emin tavırlar içinde bizim Karakafa’ye pas vermiyordu. Zaten pas vermediği bir Karakafa kalmıştı… Beni sadece kovalayıp zarar vermediği için ona vefa borcumu ödemeliydim. Köpeklere seslendim “Köpekseniz gelir beni yakalarsınız düdükler” Of içlerinden biri çok iriydi, başımı belaya sokmuştum… Köpek soyları hepsi birden benim peşime düşmüşlerdi “Bu iyiliğimi unutma canavar Karakafa” diye cırlayarak son hızımla koşmaya başladım. Önüme çıkan insan duvarına tosladığımda son duamı etmeye başladım. “Tanrım prensesime kavuşmadan ölmeme izin verme nolurrrrrrr” Mucize benim yemek ağacım gelmişti, bu adamı seviyordum, seviyordum seviyordummmmm… “Yine başını belaya sokmuşsun tırmık efendi” Tırmık evet bana koyduğu isim buydu Tırmık… ıyyy ne basit bir isim. İnsan kedilerine ne isimler buluyor, mesela benimki de prens olabilirdi. Ne yapalım karnımı doyuran kişinin koyduğu isme itiraz etmemin anlamı yoktu. Bu arada korkunç köpekler kaçmıştı… “Yürü bakalım sana mama aldım” Tekrar evime kavuştuğuma çok sevinerek hoplaya zıplaya peşine takıldım, tabi prensesimin camının önünden geçerken ben Metin’in önüne geçtim o beni takip edermiş gibi hava yaratmaya çalıştım. Camı geçince yine hoplayıp zıplamaya başladım… “Bu kadar şirin olmasan sana bakmazdım Tırmık Efendi” “Sende bana mama vermesen hoplayıp zıplar mıydım acaba” dedim de tabi beni anlamadı, mama veren adamın isminin Metin olduğunu eve gelen dişilerden duymuştum. Hele bir tanesine çok sinir oluyordum, resmen kedi düşmanıydı. Eve girdiğimde beni kovalamak için ne yapacağını şaşırıyordu. Bir gün artık dayanamamış tırmık atmıştım. “Ay bu pis kedi beni tırmaladı, ya o evden gider ya da ben giderim Metin “ Deyince kapıya ben değil o konmuştu, zevkten dört köşe olmuş Metin’in yüzünü yalamıştım. İşte o günden sonra ismim Tırmık olmuştu. Ah yine benimki cama çıkmıştı, boynunda ne vardı bunun mor kurdele… Cam açıktı hemen önüne çıktım “Mor kurdelenin ucundaki madalyonun olayım anam” dedim… Şöyle bir baktı “Terbiyesiz sokak kedisi!” deyip başını çevirdi… Yav iltifat etmiştim bu kız niye beni terslemişti. Ben senin havanı almaz mıyım kendime kul köle yapmaz mıyım? Mahallenin değil, bütün semtin dişileri benim peşimdeydi. Saf ırk sarmandım, benden yakışıklısını nerden bulacaktı… Balkona çıktım, karnım doymuştu, bizim güneşi çok sevdiğimizi düşünenler hata ederlerdi. Sıcağı severdik ama çok güneşten hoşlanmazdık. Gölge olan tarafa serildim, prenses de yanımda olsaydı o beni, ben onu yalasaydık. Onunla ilgili rüyalara daldım… Metin de balkona çıkmış çevresine bakınıyordu, koltuğa oturunca hemen yanına gittim gıdığımı başımı sevince çok hoşuma gidiyordu. O anda benimki de sahibesiyle balkona çıktı. “Ne güzel kız bu” Sahibim beninkinin sahibesini beğenmişti… “Bekâr mı acaba?” “Bekâr… Bekâr” diye söylendim ama beni anlamadı… “Bak Tırmık onun da kedisi varmış” Ah bilmez miyim, yanıyorum günlerdir… Metin de az değildi hani, tabi kime çekecekti, bana çekmişti… “Hoş geldiniz mahallemize ben Metin” “Hoş bulduk ben de Şule” “Tanıştığıma memnun oldum” “Ben de..” “Kahve içiyordum, birlikte bahçede içer miyiz hava evde kapalı kalmayacak kadar güzel” “Neden olmasın, ben de kendime kahve yapmak üzereydim” “Kedinizi de getirin, benim kedimle oynarlar” Yes, yes,yessssssss! Ben bu adama bayılıyordum, rüyalarım gerçek olmak üzereydi. Acaba kokuyor muydum, kendimi baştan ayağa yaladım tüylerim pırıl pırıl oldu işte şimdi hazırdım… Metin kahveleri yaptı… Yanında hoplayıp zıplıyordum “Seni çapkın dişi kediyi gördün ne yapacağını şaşırdın” Hah sanki kendi benden farklıydı, parfüm bile sürüp gömleğini değiştirmiş, keyiften ıslık çalıyordu. “Hadi yürü bakalım dişilerimizi tavlayalım” Evet tavlayalım… tavlayalımmmm Koşturarak aşağı indim kanat takmış gibiydim, ilk kez prensesime bu kadar yakın olup onu koklayabilecektim. İndiğimizde onlar da gelmişti, sahibesinin kucağındaydı. Seslendim başını öte tarafa çevirdi. Ya bıraksana kucağından diye söylenip durdum. Aşağı indirmek istese de sahibesinin bluzuna asılıyor inmek istemiyordu. Çekingen sevgilim benim, utangaç kızlara da bayılırdım… Bahçe kanepelerine oturdular hemen ben de yanlarına çıktım… “Kahve nefis olmuş, elinize sağlık” “Özel alıyorum” “Nereden” “Brezilya’dan çekirdek olarak alıp, taze öğütüp yapıyorum” “Gerçekten çok güzel olmuş, işiniz nedir?” “Pilotum, ülkeler arası uçuyorum” “Ah ne tesadüf bende hostesim, şehirlerarası uçuyorum” “Şimdiye kadar nasıl fark etmemişim sizi” “Daha yeni olduğumdan herhalde” Bizimkiler birbirlerine iltifat edip duruyorlardı, biraz itekleyerek biraz da sahibinin yardımıyla prenses nihayet yere indi. Peşine düştüm, süzüm süzüm süzülüyor burnu havalarda dolaşıyordu. Yeni dişi kokusu almış olan mahallenin erkek kedileri çevreye toplanmaya başladığında resmen kükredim. “Parçalarım hepinizi, defolun buradan” Tekir Osman tısladı, ”Kimi seçerse sana ne oluyor,” Parçalı bulut atıldı “Belki de beni beğenecek” “Yok olun, toz olun ilk ben gördüm” Ben onun namusunu korurken oh hanımefendi sağı solu kokluyor, çimlerin üstünde yabancı erkeklere orasını burasını gösterecek hareketlerde bulunuyordu. Hemen yanına gittim… “Hareketlerine dikkat et, başımı belaya sokma benim” “Sana ne, bana karışamazsın. Hür kadınım” “Sen sadece benim olacaksın. Havada bulut sen hür kadın olmayı unut” “Maganda” “Evet magandayım var mı diyeceğin, kız ilk gördüğümden beri hastayım sana” “Sahibine söyle veterinere götürsün” “Bak kızım sahiplerimiz bile anlaştı gel naz etme eyleme. Gönlüm fena kaydı sana” “Yalancı geçen gün kendi ırkından bir dişiyle koklaşıp duruyordun” “Bak yanlışın var o ben değildim” “Hiç de bile, konuştuğum tüm dişiler senden bahsediyorlar. Çok çapkınmışsın, birinden birine hop geçiyormuşsun” “Bekâr adamın tabi kuyruksallayan dişiye giderim. Hiç birine sana hissettiklerimi hissetmedim Pamuk prensesim gel bir öpeyim seni” Konuşurken oldukça uzaklaşmıştık, ben her yeri biliyordum yavaştan onu kuytulara çekmeye çalışıyordum… Bir anda önümüze atlayan köpek ikimizin de ödünü patlattı, hemen prensesi arkama aldım tüylerimi kabarttım tıslamaya başladım. Bu geçen gün peşimden koşturduğum köpekti “Benimle dalga geçersin ha, sen benim dişimi başkasının almasına neden oldun. Bende senin dişini parçalayacağım” “İlk önce beni öldürmen gerek” Söylediği söz “Memnuniyetle” Olunca ne yapacağımı şaşırdım, yiğitliğe kaka sürdürmemek amaçlı tüylerimi daha da kabarttım. Prensesim tam arkamda sinmiş titriyordu “Korkma güzelim ben seni korurum” Hah bu işi nasıl yapacaksam… Birden rahatladığımı hissettim canavar Karakafa benim sayemde birlikte olduğu, Hayatının aşkı Fingirdek ile birlikte beni korumaya gelmişlerdi. İki iri korumamı görünce tırsan Badi arkasına bakmadan toz oldu… “Çok teşekkür ederim de siz gelmeseydiniz de onun hakkından gelirdim” diye boş olsa da böbürlenmekten kendimi alamadım. Canavar Karakafa güldü “Eminim gelirdin” diyerek sevgilisiyle uzaklaştı. Ah miniğimin yanına gittim, korkuyla bana yapıştı “Korkma artık sevgilim ben varken hiç korkma” Yaşasın kötü olay muhteşem olmuştu. Gönlümce koklamaya başladım gerçekten prensesti onun için canımı verirdim. Birlikte koştuk, ağaçlara tırmandık… Çimlerde yuvarlandık “Hadi prenses gidiyoruz” diyen sesle kendimize geldik. İkimiz de birbirimizden ayrılamıyorduk, biraz daha otursalar ne olurdu sanki. Yukarı çıkar çıkmaz camın önüne gittim. O da cama geldi… Balkona gel diye işaret ettim… “Bir daha ne zaman dışarı çıkarsın?” “Bilmiyorum, sahibem tek başıma asla sokağa bırakmıyor” “Bensiz zaten çıkma, gördün diğer erkekleri seni bir lokmada kaparlar” “Çıkmam Tırmık” Yanıma gelen sahibim başımı okşadı “Hınzır kızı elde ettin bakıyorum” Kaçar mı benden, sende bak benden ders al. Sahibim dalgındı karşı evden gözünü alamıyordu, Şule de balkona çıktı. “Uçuşun ne zaman” “Yarın sabah Antalya’ya uçuşum var, ya senin?” “Yarın gece Amerika’ya uçuyorum. Gelince benimle yemeğe çıkmak ister misin?” “Olabilir, telefonlaşırız.” Sahibime baktım, bir de karşı evin sahibesine âşık mı oluyorlardı ne. Ah ne güzel olurdu, aynı evde yaşardık. Boy boy bebeklerimiz olurdu… Sahibim giderken beni evden dışarı postalamayı adet haline getirmişti. Yine sokaklardaydım, benimki de camdan ayrılmıyordu. Ben de tam karşısında duvarda pinekleyip duruyordum… Havalar da iyice soğumaya başlamıştı, Ne olduysa oldu prensesin sahibesi üç dört günden beri ortalarda görünmüyordu. Aç mısın diye seslendim, olmadığını mamasını idareli yediğini söyledi. Birkaç gün daha geçti ben çöpten, bakkaldan karnımı doyururken sevdiğimin aç kalma ihtimaline dayanamıyordum. İki gün daha geçti, prensesim camın kenarında devamlı uyumaya başlamıştı. Başını halsizce kaldırıyor sonra yine uyumaya dalıyordu. Açtı, susuz kalmıştı nasıl yemek götürebilirdim, birkaç insanı yoldan çevirip ona bakmaları için uyarmaya çalışsam da hiç kimse halimi anlamıyordu. Sabah çok erken camları açılınca sevincimden ne yapacağımı şaşırdım. Yemek yiyebilecekti, yaşlı bir kadın ensesinden tuttuğu prensesimi kapıya fırlattı… Prenses öylece yerde yatıyor, halsizlikten patisini bile oynatamıyordu. Miyavlayınca kadın tekme atmaya çalıştı bacağına saldırdım derin tırmık attım kadın korkuyla içeri kaçtı. Acımasız insan kımıldamaya bile hali olmayan prensesimi tekmelemeye çalışıyordu. Burnumla dürttüm. Yağmur yağmaya başlamıştı, koşturarak bakkala gittim biraz hoplama zıplama sonrası iki dilim salamı kaptım. Prensesim yavaştan da olsa yemeğe başlayınca çok sevindim. “Hadi kalk yağmurda ıslanacaksın, sahiben nerede” “Bilmiyorum, gelen kadını da tanımıyorum. Çıkmak istemeyince bana vurdu, ya senin sahibin” “Benimki de geç kaldı, hadi gel korunmalıyız” “Korkuyorum, ben hiç dışarıda kalmadım” “Yanında ben varım, korkma seni korurum” Eski boş evin içine götürdüm, gece hava iyice soğumuştu. Prensesim benim gibi sokaklara, soğuğa alışık değildi. Gece resmen titremeye başladı, hemen yanına yattım sıcaklığımla onu korumaya çalışıyordum. Sabah gözümüzü açtığımızda gecenin ayazından sonra yağan karla karşılaştık. Prenses sevinmişti “Ben hiç karda dolaşmadım” “Eh şimdi bol bol dolaşırsın” deyip güldüm, hasta olmasaydı bari… İlk kez dışarıda olduğundan her şey ona değişik geliyordu “Karnım acıktı benim” Çöpe doğru yürümeye başladım “Çöpten mi yemek yiyeceğiz” İğrenerek bakıyordu… “Başka çaremiz yok güzelim, insanoğlu müsrifçe yemeklerini çöpe atar da bir kap içinde kapısının önüne bırakmayı akıl etmez. Onları Allah yarattıysa bizi de yarattı, çok az insan bizlere yardım eder. Bu yüzden yaşamak için güçlü olmalıyız. Sen bu günlük çöpe girme, sonrasında öğrenmen gerek başıma bir şey gelirse aç kalmamalısın” “Korkutma beni, niye başına bir şey gelsin” “Arabalar son hız geçer, çocuklar hatta büyükler tekmelerler, taş atarlar. Her tür tehlikeye açığız daha çokta insanoğlunun acımasız olanları bizlere eziyet etmekten çok hoşlanırlar” “Ben tek sahibemi tanıdım, hep sevgi gördüm” “Seninki de, benimki de belki bir gün çıkar gelirler” Hem konuşup hem çöpleri eşelerken bulduğum ufak tavuk parçasını alıp önüne attım. Bir parçada benim için var mıydı acaba… Yoktu dışarı atladım patilerimi yalamaya başladım… “Sende ye” “Ben çöpün içindeyken yedim, sen doyur karnını zaten bir lokma” Kar gittikçe daha fazla yağıyordu, eğlence zamanı çabuk bitmiş donma kısmına geçmiştik. Eski eve gittiğimizde içerisi başıboş köpek arkadaşlarla kaynıyordu. Bizi görünce hırladılar, kuyruğumuzu kıstırıp ayrılmaktan başka çaremiz yoktu… Sizden evvel burası bizimdi deme hakkımız bile yoktu çünkü onlar bizden büyüklerdi. Yine çatı altı buldum, sadece üstümüzü koruyordu her taraf açıktı. Kürklerimiz olmasa donmamız işten bile değildi. Gece uyandım prensesim çok fazla sıcaktı. Dürtükledim, uyanmadı. Patilerimle biraz karı üzerine attırdım. Sonra yalamaya başladım nerdeyse gün ağarırken kendine gelmeye başladı. “Of korkuttun beni” “Üzgünüm, alışık olmadığımdan hastalandım herhalde, sana da yük oldum” Aslında günlerin verdiği açlıktan hasta olduğunu anlamıştım, yiyeceğe şiddetle ihtiyacımız vardı. Kımıldamamasını söyleyip koşarak bakkala gittim bu gün bakkal kızgındı ne yaptıysam yemek vermedi. Daha önceleri gittiğim evlerin kapısında bağırdım çağırdım kimselerin umurunda olmadı… Bunlar ne biçim insanlardı kar lapa lapa yağarken dışarıda kalan bizleri niye bir nebze olsun düşünmüyorlardı. Hadi yazın şu veya bu şekilde yiyecek bulabiliyorduk o zaman bile güneşin en kızgın olduğu zamanlarda bir kap su koymaya üşeniyorlardı. Öldüğümüz zaman aman nasılsa hayvandı deyip arkalarına bile bakmıyorlardı. Kabul ben erkek kediydim ama dişi kedilerin çektikleri inanılmazdı… İnsanoğlu yavrusu öldüğünde dişilerimizin nasıl yas tutup günlerce yavrularına seslendiklerini bir kez duymuş olsalar belki insafa gelirlerdi. Bize hayvan diyorlardı, aslında canavar olan insanoğluydu. Hiçbir hayvan yiyeceğinden fazlasını öldürmezdi ama insanlar öyle miydi hem birbirlerini hem de ihtiyaçtan fazla hayvan ölümüne sebep olurlardı. Zevk için avlayan tek canlı insanlardı… Vahşi olduklarını bilsek de, içlerinde sevgi dolu kalbi olan insanların korumasına sığınmaya çalışıyorduk… Başka çaremiz yoktu… Bunları düşünürken yanımdan geçen yaşlı teyzenin peşine takıldım, sevimli bakıyordu… “Ah yazık sana, aç kaldın değil mi?” Miyavladım, zıpladım hopladım bir tas yemek koyduğunda neredeyse bir takla atmadığım kalmıştı. Ana pırasa a be teyze pırasa yediğimiz nerede görülmüş, yine aç kalmıştık. Teyze arkamdan bağırıyordu “Nankör kedi mis gibi pırasama burun kıvırdı” Koşarak prensesimin yanına gittiğimde erkek kediler tarafından çevrilmiş buldum, köşeye sinmiş titriyor bağırıyordu. Kendimi deli dibi aralarına attım, tırmık, pençe ısırma, Allah yarattı demedim kavga dövüş sonrası oldukça hırpalansam da uzaklaşmalarını sağladım. Halsiz düşmüştüm yere uzandım birkaç yerimden kötü tırmıklanmıştım canım acıyordu. Prensesim yanıma geldi yaralarımı yalamaya başladı. Bizlerin dilimizde kendi kendimizi tedavi edecek sıvılar oluşuyordu. Allah kendi tedavimizi kendimizin yapması için özellikli yaratmıştı. Bir süre sonra acılarımın azaldığını hissettim, uyumam gerekiyordu “Üzgünüm yemek bulamadım” Yanıma uzandı… “Sen iyisin ya… Yarın buluruz” İkimizde sarmaş dolaş uyumuşuz, bağrışa gözlerimi açtım tüylerim dikenlenmişti… Hemen ayağa fırladım… Prensese bakındım uyku sersemiydim, birden yerden havalandım… “Neredeydin be tırmık aramadığımız yer kalmadı” diyen benim hayırsız sahibim Metin’di, sevincimden ne yapacağımı şaşırmış haldeydim… Prensesim, prensesim neredeydi… Bağırmaya başladım en sonunda sesi çıktı, sahibimin arabasında kendi sahibesinin kucağında sarmaş dolaş oturur görünce içim rahatladı… Metin arabaya bindi beni kucağında tuttu “Of hallerine bak ikisi de mahvolmuşlar. İlk veterinere gidelim, Tırmık oldukça yaralı” “Prenseste çok zayıflamış, hain kadın ben kediye bak dedim o evden atmış. Hayvan düşmanı bunlar, ne zararları var gariplerin.” “Aslında hata bizde kar erken bastırdı, sende ayağını kırınca eve gelememişsin. Bana da üst üste uçuş yazmışlar. Bundan sonra sahipsiz bırakmayacağım Tırmık Efendiyi” “Ben de prensesimi, o cani kadına sırf prensese değil Tırmık için de dışarı mama koymasını söylemiştim. Sen uçuşlarım uzadı dediğinde aç kalacağı aklıma gelmişti” “Şule” “Efendim” “Kedilerimiz bile birbirine âşık oldu, benimle evlenmeye ne dersin?” İşte karlı bir kış günü kaderimiz yazıldı, bu evlenme teklifinden sonra aynı teklifi bende prensesime yaptım. Üç ay sonra hem sahiplerimiz, hem de biz evlendik. Ah keşke resmimizi size gösterebilseydim. Damat gibi boynuma papyon taktılar, prensesiminde boynuna tülden fular bağladılar çok güzel oldu… Senesine hem bizim hem de sahiplerimizin bebeği oldu… Evden, evin bahçesinden dışarı çıkmıyorduk. Mutluyduk kar yağdığında mama kabımı, yaz geldiğinde su kabımı kapıya itiyordum… Sahiplerimiz hemen anlıyor kapımızın dışındaki kapları yemeksiz susuz bırakmıyorlardı… SON Okuyanlara sevgiler saygılar… Birden aklıma gelen hikâyeyi sizlerle paylaşmak istedim… Lütfen hayvanlara eziyet edenleri uyaralım… Evdeki yemekleri çöpe atmayıp onların ulaşabileceği yerlere bırakalım. Ülkemizde dünya kadar ekmek ziyan oluyor biraz ıslatarak kuşlara verelim. Ve özellikle yazın sokağa su koymayı unutmayalım… Bu yazarın toplam 2 eseri bulunmaktadır.
hele bak kim geldi hikayesi